Ekonomi

Bir ‘bütçe tasarrufu’ hikayesi…

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan bizlerle dalga geçmeseydi bu yazıyı yazar mıydım? Bilmiyorum. Ama gelin adım adım ne olduğunu anlatayım, siz karar verin. Sonra da Elvan inanırlığı konusunda karar versin.

2019 sonunda Meclis’ten geçen 2020 Bütçe Kanunu 138.9 milyar bütçe açığı öngörüyordu. 2020 sonunda açıklanan sonuçlara göre ise 172.7 milyar TL oldu.

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, bu sonuçlar yayımlandıktan sonra paylaştığı Tweet serisi ile şunları yazdı:

2020 yılı bütçe açığımız, hedeflenen 239,2 milyar liranın altında 172,7 milyar lira olarak gerçekleşti ve 66,5 milyar lira tasarruf sağladık.

Salgınla mücadelenin ihtiyaç göstereceği alan dışında, mali disiplinden asla taviz vermeyeceğiz. Enflasyonla mücadele politikalarıyla uyumlu kamu maliyesi politikaları devam edecek. 2021 yılı bütçesini iyileştirecek kalıcı tedbirler alıyoruz. Bu çerçevede, 2021 yılı bütçe açığını %3,5 olarak hedefliyoruz. Uygulamayı öngördüğümüz makroekonomik politikalar, dengeli bir talebin ve sürdürülebilir bir büyümenin oluşumunu sağlayacaktır.

Peki “239 milyar TL’lik bütçe açığı hedefi” nereden çıkmıştı?

239 milyar TL’lik bütçe açığı, Eylül 2020 sonunda açıklanan 2021-2023 Yeni Ekonomik Program’da (YEP) (Kanundaki adı Orta Vadeli Program, OVP) yer alan bütçe açığı tahminiydi. YEP’le birlikte, yani yılın bitimine 3 ay kala bütçenin ne olacağının aşağı yukarı belli olduğu bir dönemde, cari yılın bütçe ve makroekonomik tahminleri de yayımlanır. Bütçe açığı tahmini de yılın bitimine 3 ay kala 239 milyar TL olarak verilmişti.   

Peki Bütçe Kanunu’nda 138.9 milyar TL olarak yer alan bütçe açığı nasıl olmuştu da birden bire 239 milyar TL’ye dönüşmüştü?

Bunun olabilmesi için 2020 Bütçe Kanunu’na ek bütçe kanunu çıkarılarak revizyon yapılması gerekiyordu.  Böyle bir kanun hiç çıkmadı.

Bakan Lütfi Elvan, ne yazık ki doğru söylemiyordu.

Elvan bu konulara uzak biri de değil. Bakanlık koltuğundan önce Meclis’te Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı idi. Yani bütçe ile ilgili konuları bakandan sonra ilk bilebilecek pozisyonda idi. Hatta daha fazlası, tek kişi denilse yanlış olmaz. Çünkü bütçe ile ilgili tüm konuların tartışıldığı ve Genel Kurul’a yasalaşması için gönderildiği yer burası. “Toplantılarda içim geçmiş, tartışmaları dinleyememiştim” diyebilecek de son kişi; zira Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki oturumları yönetirken ‘uyuklayacak’ son kişi komisyon başkanları.

Asıl soruya dönelim; Bakan Elvan’ın söylediği doğru değilse bahsettiği nedir?

Ekim’de borçlanma limiti artışı teklifi

7 Ekim 2020 günü Meclis’in Plan ve Bütçe Komisyon’unda bir “torba kanun” teklifi tartışılmaya başlandı. Komisyon Başkanı Lütfi Elvan, her zamanki gibi oturumları yönetti. Bu torba kanun teklifinin bir maddesi şunu içeriyordu;

MADDE …..- 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 33- 5 inci maddede düzenlenen net borç kulanım tutarı 2020 yılı için, 1/1/2020 tarihinden geçerli olmak üzere, Bakan ve Cumhurbaşkanı tarafından artırılan net borç kullanım tutarının iki katı olarak uygulanır.”

Hazine’nin borçlanma yetkisi, Kamu Finansmanı ve Borç̧ Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna yapılan ekle 2020 yılı için “net borç kullanım tutarının iki katı”na çıkarılıyordu. Net borç kullanım tutarı ise Bütçe Kanunu’ndaki harcamalar (başlangıç ödenekleri) toplamı ile tahmin edilen gelirler arasındaki fark kadardır. Yani Bütçe Kanunu’nda yer alan bütçe açığı kadardır.

Meclis’e gelen bu teklif, bütçede öngörülen harcama yetkisini arttırıyor veya gelir tahminini azaltıyor değil, borçlanma yetkisini arttırıyordu. Bu durum zaten Meclis’in “Bütçe Hakkına” da aykırı bir durum. Son yıllarda Meclis’in vermediği bir bütçe açığı yetkisi, borçlanma limiti değiştirilerek baypas ediliyor.

Lütfi Elvan’ın başkanlığını yürüttüğü oturumda Bakan Yardımcısı Bülent Aksu durumu şöyle açıklıyor; “…bütçe kanununa madde eklenerek, ek bütçe kanunu çıkarılarak ya da başka bir kanunla değil, limitin sadece 4749 sayılı Kanun’da değişiklik yapılarak değiştirilmesi söz konusu. Bu yüzden ek bütçe yapmıyoruz, bu yüzden bütçeyle ilgili bir değişiklik yapmıyoruz…”

Yani 2020 için Meclis’in yetki verdiği bütçe açığı tutarı 138.9 milyar TL hukuken de değişmemiş oluyor. “Yan yollarla” bütçe hakkı, Meclis’in vergi toplama, harcama yapma iradesi aşılıp sadece borçlanma limiti arttırılmış oluyor.

2019 sonunda 2020 için belirlenen bütçe açığı 138.9 milyar TL, Eylül 2020 sonunda YEP’te yılsonu için yapılan tahmin 239 milyar TL, gerçekleşen bütçe açığı ise 172.7 milyar TL oluyor. Bakan Elvan da “2020 yılı bütçe açığımız, hedeflenen 239,2 milyar liranın altında 172,7 milyar lira olarak gerçekleşti ve 66,5 milyar lira tasarruf sağladık” diyor.

Peki Ekim’de borçlanma limiti artışına neden ihtiyaç duyuldu?

Bunun hikayesi de şöyle:

Meclis’e getirilen teklifle borçlanma limiti 138.9 milyar TL’den 240 milyar TL’ye çıkarılmasını içeriyordu.

Komisyondaki tartışmalarda ilginç nokta şu: Bakan Yardımcısı Aksu, buna neden ihtiyaç duyulduğunu açıklayamıyor. Pandemiye atıfta bulunsa da teknik gerekçesi şöyle. “…Dolayısıyla bütçe kanununa madde eklenerek, ek bütçe kanunu çıkarılarak ya da başka bir kanunla değil, limitin sadece 4749 sayılı Kanun’da değişiklik yapılarak değiştirilmesi söz konusu. Bu yüzden ek bütçe yapmıyoruz, bu yüzden bütçeyle ilgili bir değişiklik yapmıyoruz.”

Peki neden? Çünkü Hazine yetkisini aşarak, daha doğrusu kanunu çiğneyerek hali hazırda borçlanıp gelmiş, limitin sonradan değiştirilerek bu yapılanın meşru hale getirilmesini istiyor. Başka bir ülkede “Maliye Bakanı nerede?” denir. Burada konuyu eğilip bükülerek Bakan Yardımcısı anlatmaya çalışıyor.

Pandemi bahanesi boşa çıkıyor

İyi Partili Durmuş Yılmaz gibi itiraz eden bir başka İyi Parti Milletvekili Erhan Usta, bu konuyu en fazla sorgulayan ve itiraz eden bir konuşma yapıyor; “Sayın Cumhurbaşkanı ifade etti: “Bizim pandemi nedeniyle 35 milyar lira doğrudan harcamamız var, onun da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın açıkladığı alt kırılımına baktığımızda bunun yaklaşık 25 milyar lirası İşsizlik Sigortası Fonu’nda, 8-9 milyar liralık kısmı bütçede.”

Usta haklı idi; pandemi nedeniyle bütçeden ilave olarak yapılan harcama çok düşüktü. Bizatihi Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk AA muhabirine yaptığı açıklamada, ‘Sosyal Koruma Kalkanı’ kapsamında 31 Aralık 2020 sonu itibarıyla verilen toplam destek miktarının, 45.5 milyar TL olduğunu anlatırken; bunun 23.3 milyarının kısa çalışma ödeneği, 6.4 milyarının ücretsiz izne ayrılanlara nakit, 4.5 milyarının ise işsizlik ödemesi olarak yapıldığının ayrıntılarını veriyordu. Yani 45.5 milyar TL’nin 36.2 milyarı bütçeden değil İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarından yapılmıştı. Hatta “Biz bize yeteriz” kampanyasıyla vatandaşa IBAN numarası verilerek toplanan paraların 2 milyarı da harcanan 45.5 milyarın içindeydi. Geriye, bütçeden harcanmış olması muhtemel miktar, yani sadece 7.2 milyar TL kalıyordu.

Lafa pandemiden ve ihtiyat gibi kavramlarla borç limiti arttırılmasına gerekçe ileri sürmeye kalkan Bakan Yardımcısının söyleyecek sözü kalmıyordu.

Yani bütçe açığı pandemi etkisi dışında bütçe zaten tutmayacaktı. Ancak o zaman neden borçlanma limiti 239 milyar TL’ye yükseltilmek isteniyordu?

Sadede gelelim

Bu teklif Meclis’e getirildiğinde Ekim 2020 idi. Eylül sonu verileri baz alarak, bütçe açığının 9 ayda 140 milyarı bulduğu (yetki 138.9 milyar TL idi) görülüyor. Normal koşullarda, Meclis’in bütçe kanunu ile idareye tanıdığı borçlanma yetkisi, bütçe açığı kadardır. Sapmalar öngörülerek Kamu Finansmanı ve Borç̧ Yönetimi Kanunu’nda, bütçe kanununda yer alan bütçe açığının üzerine Hazine ve Maliye Bakanı’nın ilave yüzde 5 (7 milyar TL), Cumhurbaşkanının da yüzde 5 ilave (7 milyar TL) yetki tanınıyor.  Bu da bütçe açığı kaynaklı borçlanma yetkisini 2020 için 154 milyar yapıyor.

Peki bu teklif Meclis’e geldiğinde Hazine halihazırda ne kadar borçlanmıştı? Tam 241 milyar TL. Yani fiili durumu yasayla normale çevirmek için 240 milyar borçlanma yetkisi isteniyordu. O yüzden YEP’e konulan “bütçe açığı tahmini” 239 milyar olarak yerleştirildiği çok açıktı. Ama bütçe açığı bu kadar yüksek miydi? Ya da yüksek olacak mıydı? Hayır.

Peki ne olmuştu?

İşte şimdi “zurnanın zırt dediği yere” geldik.

Ekim başına gelindiğinde, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın izlediği politika duvara çarpmış, çoğu temel parametre duvara toslamış durumdaydı.

Merkez Bankası’nın döviz rezervleri ‘arka kapı’ yollarıyla kamu bankalarına aktarılarak satılıyor, döviz kurları tutulmaya çalışılıyordu. Ancak büyük sorun, Merkez Bankası’nca negatif reel faiz seviyesinde tutulan faiz ortamına, devasa kredi genişlemesinin eşlik etmesiydi. Oluk oluk döviz ve altın talebi, güvensizlik, yabancı yatırımcı çıkışı, turizmden gelen döviz gelir kaybı döviz talebini patlatmıştı.

Rezervleri eriten Albayrak, kamu bankalarının dövizine göz dikmişti. Merkez Bankası’nın dövizlerinden sonra kamu bankalarının kendi dövizlerini sattırmaya başlamıştı. BDDK verilerine göre, 3 kamu bankasının toplam döviz pozisyon açığı, Haziran sonunda 6.5 milyar dolarken, Ağustos başında 12.2 milyar dolara kadar çıkmıştı. Yani tek başına Temmuz ayında 5.7 milyar dolar eritmişlerdi. Tarihte kamu bankaları açık pozisyon taşımadıkları gibi, bu durum olağanüstü büyüklükte ve BDDK düzenlemelerine göre bu kadar yüksek açık sermaye tabanlarına oranla izin verilen limitin üzerindeydi.

Kamu bankalarının döviz satarak açtığı bu açık, Hazine tarafından kapatılacaktı. Yani kur riski Hazine’ye devrediliyordu.

Peki nasıl?

Bu konuyu yazmıştım: “Hazine ‘yerli dövizi’ nasıl döviz basıyor?” diye.

Temmuz ve ağustos aylarında 4 ayrı operasyonla Hazine, döviz cinsi tahvil ihracına çıkıp kağıtların neredeyse tamamını kamu bankalarına “satmış” oldu.

Yapılan operasyon şöyleydi; Hazine kamu bankalarına döviz tahvili satışı yapacağı günün bir gün öncesinde, kamu bankalarının Merkez Bankası’ndaki hesaplarına bu bankaların satın alacağı tahvil kadar döviz transfer ediyor, yani döviz satıyor, böylece önceden sattıkları dövizi yerine konuyordu. Sonra kamu bankaları bu dövizle gelip Hazine’den düşük faizli döviz tahvili satın alıyordu. Bu dövizler yeniden Hazine’ye geri dönüyordu. Böylece kamu bankaları döviz açıklarını defter üzerine kapıyor, ellerinde de döviz tahvili kalıyordu. Sonra da bu kamu bankalar bu tahvilleri, Merkez Bankası’ndaki teminat hesaplarına gönderiyor. Muhtemelen Merkez Bankası’ndan daha fazla TL borçlanıp büyüttükleri kredi portföylerine para yetiştiriyorlardı.

Peki ne kadardı bu?

Temmuzda 5.5 milyar dolar, Ağustos’ta 6 milyar dolar olmak üzere toplam 11.5 milyar dolardı. O günkü kurlarla toplam 82 milyar TL ediyordu.

Hazine verilerine bakıyoruz; Hazine Mayıs’ta bütçe açığı henüz 90 milyar TL iken borçlanmada 138 milyarlık bütçe limitini geçerek net 162.5 milyar TL borçlanmış. YEP açıklandığında bütçe açığı sınırda 140.5 milyar TL, net borçlanma ise 241 milyara ulaşmış. Yani Mayıs-Eylül arasında bütçe açığı 50 milyar artarken, net borçlanma 80 milyar arttırılmış.  

ugurses.net

Teklif Meclis’e geldiğinde ise bütçe açığı ile net borçlanma arasındaki fark 100 milyar TL. Zaten istenen de ilave 100 milyar TL’lik borçlanma yetkisi.

Yıl ise 72 milyarlık bir farkla sona eriyor.

ugurses.net

Tüm bu bütçe ve Hazine operasyonlarının ardında, hatalı politikalara yakıt sağlama ve üstünü örtme çabası var.

O tarihte Komisyon Başkanı olan Elvan, tüm bu olanların çok doğaldır ki farkındaydı.

Peki şimdi bize ne söylüyor?

“2020 yılı bütçe açığımız, hedeflenen 239,2 milyar liranın altında 172,7 milyar lira olarak gerçekleşti ve 66,5 milyar lira tasarruf sağladık.”

Bütçe açığı hedefi 239 milyar değildi. Hiçbir zaman da bütçe kanunu ile belirlenmiş böyle bir hedef ya da limit olmadı. 239 milyar TL, Albayrak ve ekibinin yaptıkları yanlış işlerin kılıfına uydurulması için borçlanma limiti sağlanmasına dönük olarak bir “bütçe açığı tahmini” olarak kamuoyuna sunulan, değişiklikle getirilen bir borçlanma yetkisi idi.

Bütçenin bu kadar açık vermeyeceğini Elvan da farkındaydı; zira Komisyon’daki tartışmaları izledi. Somut hiçbir veri yoktu.

Kimse 66.5 milyar tasarruf etmedi.

Sonuçta soru şu: Lütfi Elvan bu şekilde güven sağlayabilir mi?

Bence kendisi yanıtlasın.

Uğur Gürses

“Bir ‘bütçe tasarrufu’ hikayesi…” için 4 yorum

  1. Müthiş müthiş müthiş. Kaleminize emeğinize aklınıza sağlık . Saygılar,

  2. O kadar faydali bir yazi ki.. Allah razi olsun ellerinize zihninize yureginize saglik, bunu paylasicam insallah..

Hasan Fuat BAYRAK için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.