2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi

Eritilen rezervlerle yaratılan kırılganlık

Ankara’da 3 ay sonra birdenbire, eritilen döviz rezervleri konusunda bu defa eski Bakan Albayrak’ın çevresi harekete geçti; “Buharlaşan rezerv yok” minvalinde açıklamalar, demagojik savunma yazıları, Tweetler gelmeye başladı. Neden birdenbire? Çünkü muhalefet partileri doğru bir yere parmak basıyorlar.

İşin doğrusu, “görevden affedilen” Bakan Albayrak, görevi başındayken ne kendisi ne de yine görevden uzaklaştırılan eski Merkez Bankası başkanları Murat Çetinkaya’dan başlayarak, Murat Uysal’a kadar yetkililer kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapmamışlar, verileri ise örtüleyip saklamışlardı.

Döviz kayıplarını örtme ve makyajlamada ana enstrüman olan swap işlemleri, öncesinde yayımlanırken, Merkez Bankası’nın rezervlerinin kamu bankalarına arka kapı yöntemleriyle aktarılarak piyasaya satılmaya başlanmasıyla örtülenmeye ve saklanmaya başlanmıştı. Ta ki Başkan Naci Ağbal göreve gelene kadar.

Görevden uzaklaştırılan bakan ve başkan sonrasında ise kamuoyunda “rezervlerin bu denli eritildiğinden Cumhurbaşkanı’nın haberinin olmadığı” biçiminde haberler çıkmış, bu satırların yazarına bilgi veren konuyu bilen kaynaklar da “Cumhurbaşkanı’nın durumun vahametine 6 Kasım haftasında vakıf olduğunu” söylemişlerdi.

Sonrasında tam 3 buçuk aylık bir sessizlik. Kendileri için en küçük rahatsız edici bir habere bile tepki gösteren Ankara’dan yalanlama da gelmedi bu haberlere.

Ara ara Albayrak’a yakın kesimlerden yeni atanan Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal ve Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’a dönük ‘dokundurma haberleri’ yayımlandı. Zira Albayrak’ın son bir yılda aldığı tüm yanlış kararları eski haline döndürüp, ekibini de uzaklaştırıyorlardı. Bu adımlarla da rezervlerdeki ve TL’deki kanama durdu, finansal istikrar kaygıları frenlendi. 

Son 1 hafta-10 günde birdenbire, muhalefet partilerinin bu soruyu gündemde tutmaları üzerine, savunma mekanizması bilinmeyen bir nedenle devreye girdi.

En ilginç olanı da Albayrak’ın koltuğuna oturan yeni Bakan Lütfi Elvan’dan geldi. Elvan, pazar akşamı yayımladığı Twitter mesajında şunları diyordu:

Son günlerde döviz rezervleri üzerinden Eski Hazine ve Maliye Bakanımız Sn. Berat Albayrak aleyhinde CHP tarafından yürütülen haksız ve seviyesiz söylemleri şiddetle kınıyorum.

2020 pandemi koşulları içinde küresel piyasalardaki olağandışı dalgalanmaların zorunlu kıldığı ortamda finansal istikrar hedefi doğrultusunda gerçekleştirilen döviz rezervi işlemlerini maksadı dışında çarpıtarak seviyesiz bir siyaset malzemesine dönüştürülmesi kabul edilemez.”

Siyasi polemik tarafı bir tarafa, Elvan’ın şu satırları kayda değer: “…pandemi koşulları içinde küresel piyasalardaki olağandışı dalgalanmaların zorunlu kıldığı ortamda finansal istikrar hedefi doğrultusunda gerçekleştirilen döviz rezervi işlemlerini maksadı dışında çarpıtarak…

Elvan CHP’nin 20 Şubat günü Twitter’da yayımladığı “Para nerede? Kayıp… Peki ‘damat’ nerede? Sen de oyna, firari damadı bul” içerikli sarkastik mesajını kastediyordu.

Zaten bu konuda da Albayrak’ın avukatları dava açacaklarını ilan etmişlerdi. Açıklamanın girişinde de şu 10 gündür basmakalıp halde tekrarlanan sözler var:

“Merkez Bankası rezervlerine yönelik işlemler yürürlükteki mevzuata uygun bir şekilde finansal istikrar ve fiyat istikrarı hedefleri doğrultusunda ödemeler dengesi ihtiyaçlarına uygun bir şekilde gerçekleştirilmiştir.

Merkez Bankasının herhangi bir miktarda döviz ya da TL cinsinden kaynağının farklı yere transfer edilme, yok olma, buhar olma ihtimali yoktur. Ayrıca para akışının her bir kuruşunun izi sürülebilir ve takip edilebilirdir.”

Elvan’ın mesajı da siyasi savunma amaçlı yazmıştı. Soru şu: Bunun ekonomik gerçekliği var mı?

En başta uzun zamandır eleştiri getirenlerin sözünü ettiği ‘buharlaşma’, yok olduğu biçimde değil; eritilmesi, el değiştirmesi, kamusal politika yapıcı para politikası kurumunun kontrolü dışına çıkması demek.

Pandemi koşullarında küresel piyasalar dışında bizatihi içeride alınan hatalı kararlar dalgalanma yarattı. Bizatihi Elvan-Ağbal ikilisinin gelir gelmez tek tek tersine, eski haline çevirdikleri kararlar.

Bu hatalı kararlar, hane halkı ve şirketlerde rahatsızlık yarattığı gibi, döviz ve altın alımlarını arttırmış, döviz çıkışlarını hızlandırmıştı.

Bankaları zorla kredi vermeye, kredi portföylerini devasa boyutta büyütmeye zorlayan kararlar, kamu bankalarına ise verilen direktifle piyasanın devasa bir kredi seline boğulması ve negatif reel faiz koşullarının yaratılmasıyla vatandaş ve şirketler döviz ve altına koşmuştı. Bir de kötü yönetim nedeniyle yaratılan güvensizlik bu durumu daha da şiddetlendirdi.

Yabancı yatırımcıları ‘TL’nin değerini aşağı çekerek Türkiye’ye oyun yapan’ oyuncular olarak gören, bu biçimde yasak ve kısıtlama koyan Albayrak ve ekibi, ilaveten sermaye çıkışına yol açtı. Zira hafif çaplı sermaye kontrolleri uygulamaya başlamışlardı. Sadece kısa vadeli portföy hareketleri değil, uzun vadeli doğrudan yatırım net girişleri sıfırlandı.

Diyelim ki yabancı yatırımcılar likidite kaygısı ile dövizlerini alıp çıktılar; yerleşikleri kaygılandıran, döviz almaya iten ortamı kim yarattı? Faizleri negatif seviyeye kim getirdi?

Bir de bu anormal durumu saklamak için “arka kapı” yöntemleri ile ülkenin döviz rezervleri eritilip, ‘kurlar artmıyormuş’ ya da ‘kurların dengede olduğu’ görüntüsü verilmesi, bunların tamamen şeffaflıktan uzak biçimde yapılması üstüne üstlük ekonomik birimlerin dalgalı kur rejiminde olduğu, kurların serbestçe oluştuğu izlenimi verilerek yanıltılması basiretli ve doğru bir ekonomi yönetimi ile bağdaşan işler değildi.

Türkiye’nin hiçbir iç ya da dış kaynaklı kriz döneminde, (şubattan eylüle) 7 ayda olduğu gibi 75 milyar dolarlık rezervi eritilmedi. Şu hesap doğru; 2019 yerel seçimler öncesinde şubat ayından itibaren başlayıp, 2020 eylül ayına kadar olan dönemde Merkez Bankası’nın net uluslararası rezervleri (NUR) 102 milyar dolar erimiştir. 16 milyar dolarlık diğer ülke swaplarının da sadece bilanço makyajı olduğu hesaba katılırsa 120 milyar dolara yakın bir döviz eritildiği açıktır.

Bugün (22 Şubat 2021) Türkiye’nin 2001 krizinde sabit kur rejimini terk etmek zorunda kalarak dalgalı kur rejimine geçişinin 20. yıl dönümü. Sabit kur rejimi, hükümet ve merkez bankalarının döviz kurunun seviyesini belirlediği, kuru savundukları bir rejimdir. Bununla daha gevşek para politikasına olanak yaratan ya da başka bir deyişle para politikasının bağımsız olmadığı ‘esnek’ bir rejimdir. Bu yüzden rezerv kayıpları yaşanması normaldir. Örneğin Katar ya da Suudi Arabistan Riyali buna örnek, petro-dolarlarla kurunuzu sabit tutabiliyorsunuz.

Ama petrolü, petro-dolarları olmayanın bunu denemesi büyük bir maceraperestlik. İşte Türkiye’de bu yapıldı.

Dalgalı kur rejimi ise kurların piyasada serbestçe oluştuğu açık sermaye hareketlerinin olduğu bir rejimdir. Merkez bankalarının kura müdahaleleri olmaz. Merkez bankaları, kendi ulusal paralarının faizi ve bunun likiditesine dönük kararlarla aşırı dalgalanmalara müdahale ederler. İtibarı yüksek olan merkez bankalarının sözlü olarak müdahale etme yetenekleri yüksektir. Kuru tutma kaygınızı bırakıp ‘kendi paranızın değerini’ tutma kaygısı güdersiniz. Doğrusu da budur. Bu da bağımsız bir para politikasıyla enflasyonu fiyat istikrarı seviyesine getirmektir.

Türkiye’de dalgalı kur rejiminde olağanüstü rezerv kaybını Albayrak döneminin siyasi direktifleri altındaki Merkez Bankası yaşamıştır. Dalgalı kur rejiminde kurun serbestçe oluşmasına karşın para politikası bağımsızdır. Ancak son 2 yılda zaten bağımsız olmayan para politikası da siyasi direktif altında rotasını kaybetmiş, hem kur hem de faize hükmetme çabası siyasi olarak belirlenmiştir. Bu yüzden şiddetli rezerv kaybı yaşanmıştır.

ugurses.net

Pandemi dönemine özgü bir uygulama olmayan “arka kapı” döviz satışlarının, bizatihi hatalı ve yanlış politikalarla tetiklenen kur artışını (finansal istikrarsızlık unsurlarını ortadan kaldırmak için yapıldığını söylemek bir nevi itiraf) tutmak için yapıldığı, bunun da ülkenin rezervlerini eksilterek, yüksek negatif rezerve getirerek, nihai olarak bizatihi ülkenin finansal güvenliği tehlikeye attığı açıktır.

Bakan Albayrak, Instagram uygulaması üzerinden görevden ayrılıp giderken topluma bir açıklama yapma, soruları yanıtlama gereği bile duymazken, bu soruların yanıtını bekleyen kesimlere söylem tarzından hareketle “kişilik haklarının zedelendiği” için dava açacağı bildiriliyor.

İşin doğrusu, görevden uzaklaşması, aldığı kararların terse çevrilmesi ve yardımcılarının görevine son verilmesi daha ‘zedeleyici’ değil mi?

Soru sorulur, yanıt beklenir

Ekonomiye dair, ekonomideki kurumlara dair soruları, özellikle de siyasi kulvarın dışında olması gereken Merkez Bankası’na dair, rezervlerine dair soruları, cebinde ulusal para TL’yi taşıyan her yurttaşın sorma hakkı var.

Merkez Bankası’nın döviz rezervlerine ne oldu? Ne için rezervler eritildi? Rezervler ne pahasına eritildi? Rezervleri eritmeden politikalar yürütülebilir miydi? Hatalar yapılmasa kur ve enflasyon şokları yaşamayabilir, rezerv dahi biriktirebilir miydik?

Lütfi Elvan siyaseten bu sözleri yazmış olabilir; ancak yaklaşık 50 milyar dolar dış ticaret açığı verilen bir dönemde 25 milyar dolarlık altın ithal ederek rezervleri elden çıkarmak pandeminin hangi sonucu ile ilgili? Ya da otomotiv ithalatını körükleyen politikalarla 5 milyar dolar ilave açık yaratmanın nesi pandeminin bir sonucu?

Bir ülkenin yurttaşları, kendi parasından uzaklaşıp başka ülkelerin bastığı paralara ve altına koşuyorsa bir ekonomi bakanı için bu daha yaralayıcı ve zedeleyici değil mi? Ülkenin örselenen parasının itibarını kim savunacak? Hangi tazminat bunu telafi edebilir?

İlk kez Nisan 2019’daki Merkez Bankası toplantısında sormuştum; döviz rezervlerine dair verilerin neden örtüldüğünü. Sonra farklı verilerle ortaya çıktı. Ama saklanmaya devam edildi.

Kritik soru şuydu; Cumhurbaşkanı’nın rezervlerin bu denli eritildiğinden gerçekten de haberi olmayabilir miydi? Hani şu sıralar Ankara’dan pompalanan ‘güvenlikçi’ açısıyla bakıldığında, bu derece bir döviz rezervi açığı ülkenin finansal güvenliğinin tehlikeye atılması nasıl saklandı? Olası bir yaptırım, dış tehdit karşısında ülke 2018’deki Brunson krizindeki durumdan daha kırılgan bir eşikte değil mi şimdi?

Aşağıdaki grafiğe bakalım; 2018 Ağustos ayında ABD ile yaşanan Brunson krizi sırasında yaptırımlar, “ekonominizi mahfederim” tehditlerine karşın rezervler erimemiş, faiz artışı ile tersine Şubat 2019’da rekor net uluslararası rezerv seviyesine çıkılmış. Yukarıda anlatıldığı gibi, pandemide ne değişti? Tabii ki mecaracı bir ekonomi politikası ve onun sonuçlarını görüyoruz. Yanlış yaptığınızda rezervler eriyor.

Uğur Gürses

“Eritilen rezervlerle yaratılan kırılganlık” için 2 yorum

  1. Her zaman ki gibi çok anlamlı ve açıklayıcı bir yazı teşekkürler.

  2. Düz mantıkla bile, aymazlıklarına güvendikleri sıradan insanlar bile bilir ki, para buharlaşmaz, üstelik nasıl, nereye, niye dağıtıldığı açıklanmadıkça her türlü spekülasyon da mübahtır. Kaldı ki bu konuda son derece makul analizler yapılıyor.
    Durum söylenenlerden daha az vahimse açıklasınlar, mümkünse temize çıksınlar.
    Bağırarak küfrederek, tehditler savurarak açıklama yapmış olmuyorlar.
    Halkın da farkettiği, anladığı, “bir dakika ..ne oluyor” dediği zamanlar olur. Soruyoruz ne oldu diye..

Taner KUNTER için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.