2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, istatistik

Enflasyonun dişi hâla sağlam

Yıllık enflasyon yüzde 25.24 ile 2003 bazlı serinin rekorunu kırdı.

Yılbaşından bu yana olan genel fiyat artışı yüzde 22.5

Eğer bir işte çalışıyorsanız ve yılbaşında ücret seviyeniz 100 TL ise bugün 81.5 TL’ye düşmüş durumda. Satın alma gücünüz buraya gerilemiş durumda.

Eğer yılbaşında “enflasyon kadar” bile zam alsanız arada geçen bir yıl içinde “cepten yediniz” demektir.

Yılbaşında ise kimimiz olasılıkla “sıfır zam” ile “işte tutunmak” arasında tercih yapmaya zorlanacak.

“Kur düştü enflasyon düşer” mi?

Önce bugün açıklanan Ekim sonu fiyat artışlarını hatırlatayım;

Tüketici fiyatları yıllık yüzde 25.’te, üretici fiyatları ise yüzde 45’te.

Üretici fiyatlarında aylık artışlar ivme azaltmış, kimi kalemlerde hafif düşüş olmuş. Ama üretim maliyetinde artış ivmesi yüzde 50’lerin üzerinde hala.

Enerji fiyatları aylık yüzde 5.37, yıllık ise yüzde 81 artış en güçlü artan üretim maliyet kalemi.

Önce aşağıdaki Tablo 1’e bakın, sonra alttaki kur tablosuna.

Tablo 1: Üretici enflasyonu

Ekran Resmi 2018-11-05 12.56.07

Soru şu: Döviz kurlarındaki düşüş üretici fiyatlarındaki artışı yavaşlatmaz mıydı, hatta geriletmez mi? Bu da perakende fiyatlara yani tüketici enflasyonunda gerilemenin yolunu açmaz mı?

Ekran Resmi 2018-11-05 13.25.49

Üreticilerin maliyetleri “bilanço kesimi” gibi ay sonu son nokta kur üzerinden oluşmaz. Bu yüzden bugünkü kura ya da aysonundaki kura bakarak enflasyon tahmini yapıyorsanız yanılırsınız. Maliyetlenme ay içi ortalama kurdan olur.

Ay içi dolar kuru ortalamasına bakarak son bir yıldaki artışın yüzde 60 olduğu görülüyor; işte bu artış üretim maliyetlerine yansıyan artıştır. Ekim ayında dolar kurundaki yıllık artış,  Eylüldeki yüzde 70.1’den yüzde 46.4 artışa gerilerken, ortalama kurdaki artış daha sınırlı bir noktada; yüzde 60’ta.

İhracatçı iseniz olasılıkla zarar bile etmiş olmanız mümkün. Ay içi maliyetlenme ile  ürettiğiniz malı sattıktan sonra elinize geçen döviz olasılıkla daha düşük kurdan.

Lojistik zincirindeki kırılmalar, ithalatta akreditif yerine peşin ödemek zorunda kalınması gibi faktörler üretim kesiminin maliyetini yükseltti. Tablolar bunun da fiyatlama davranışına yansıdığını düşündürüyor.

Enflasyon davranışındaki bozulmanın hala yüksek bir oranda korunduğu görülüyor.

Ekran Resmi 2018-11-05 13.43.42

Ekim ayında da 407 kalem mal ve hizmet içinde 328 kalemin fiyatı artmış. Oranı ise yüzde 80.6

Son 1 yılda yüzde 30 fiyat artışı gösteren gıdada ise durum şöyle:

Ekran Resmi 2018-11-05 13.42.17

TÜFE’de yer alan 407 kalem mal ve hizmet, 91 alt TÜFE kaleminde yerini buluyor; “son bir yılda fiyatı yüzde 30 ve üstü artan kaç kalem var?” diye sorguladığınızda sonuç şu: 91 kalemin üçte biri çıkıyor. Oysa bu birkaç ay önce yüzde 1’ini geçmiyordu.

Sonuç: Enflasyon ÜFE içinde kısmen hız kesmiş görünse de TÜFE’nin yüzde 25’e vurması önceki kanıyı güçlendirdi; kur gerilemiş olsa da ÜFE’den TÜFE’ye yansıma devam edecek. Zira fiyatlama davranışı fena bozulmuş durumda.

Bu sayılara bakınca “Enflasyonla topyekün mücadele” kubbede kalan hoş bir sada imiş!

Nihai soru da şu: son bir yılda yüzde 25 artan enflasyona karşı Merkez Bankası’nın durumu oturup izlemiş olduğu nereden anlaşılıyor? Faizi henüz yeni (birkaç ay önce) yüzde 24’e getirip bırakmasından.

Son toplantısında faize dokunmayan Merkez Bankası, 1 Kasım günü açıkladığı yılın son Enflasyon Raporu’nda da şu tahminleri yapmıştı:

“Enflasyonun, yüzde 70 olasılıkla, 2018 yılı sonunda yüzde 21,9 ile yüzde 25,1 aralığında (orta noktası yüzde 23,5),

2019 yılı sonunda yüzde 12,3 ile yüzde 18,1 aralığında (orta noktası yüzde 15,2),

2020 yılı sonunda ise yüzde 6,0 ile yüzde 12,6 aralığında (orta noktası yüzde 9,3) gerçekleşeceği öngörülmektedir.”

Yılsonunda yüzde 23.5’e gelmek için Kasım ve Aralık aylarında toplam binde 8’lik fiyat artışı olması gerekiyor. Bu da pek mümkün görünmüyor. Üst bant tahmini olan yüzde 25.1’e ulaşmak için ise Kasım-Aralık toplamında toplam yüzde 2.1’lik bir fiyat artışı olması gerekiyor. ÜFE’ye ve enerji fiyatlarına bakınca bu da zor.

Türkiye’ye eskisi gibi bol keseden sermaye girişi olmayacağı hesaba katılırsa fiyatlama eğiliminde potansiyel kur riskleri de artık bir unsur olarak yer alacak demektir.

İyi güzel zamanlarda enflasyon sorununu boşlayan bir ülke olarak işimiz çok zor artık.

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

Reklamlar
Ekonomi, enflasyon, para politikası, siyaset

Çözümsüz “Yeni Ekonomi Programı”

Orta Vadeli Programlardan beklenen nereye nasıl gidileceğine dair bir yol haritası çizmesidir. Ekonominin yavaşlayacağını, enflasyonun yüksek seyredeceğini söylemek tek başına programı gerçekçi kılmaz. Krizdeki bir ülkede açıklanan programa “dengelenme programı” demek, krizin getirdiği sonuca yanlış bir adlandırma yapmaktan öte geçmiyor. Dengelenme programı; siz bir politika çerçevesi çiziyorsanız ve uyguluyorsanız bunun getirdiği sonuca vereceğiniz bir ad olabilirdi.

Bugün Orta Vadeli Program (OVP) yeni ambalajı ile “Yeni Ekonomi Programı” (YEP) adı altında tanıtıldı.

Önce biçime dair yorumum şu: OVP’deki büyüme ve enflasyon konusunda yapılan tahminler piyasa analistlerinin tahminlerine ve beklentilerine yakın bir tablo çiziyor. Bu yüzden “gerçekçi bir program” denilmesinin nedeni bu.

Ekonominin nereye doğru bir rota izleyeceğine dair programda yer saptamak programı gerçekçi kılmıyor. Sorun, bugünün mevcut sorunlarına adreslenen bir çözüm ve politika rotası içermiyor olması.

Tam da bugünün sorusu buydu: Bu program bugünkü kriz hasarını nasıl çözecek? Nasıl bir onarım programı getirecek? Bunun yanıtı yoktu.

Bu program kriz içindeki bir ülkenin programı değil ne yazık ki.

Ekran Resmi 2018-09-20 12.42.30

Programda, enflasyon 2019’da yılsonu için yüzde 15.9 olarak öngörülmüş. Bu yıl sonunda ise yüzde 20.8’de. Ağustos sonuna göre yılsonuna kadar kabaca 7.5 puanlık ilave enflasyon geleceği varsayılmış. Buna bakınca, geçmişteki duruşa göre oldukça gerçekçi.

Dolar kuru varsayımı ise 2019’da 5.5975, 2020’de 6.00 olarak görünüyor.

Burada kurun gerçekçi olup olmayacağını Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ile ilgili olduğunu bakarak ölçebilirsiniz. Geçen yılki tahminlerin, hatta 2020 varsayımının bile aşıldığını da anımsatırım. Merkez Bankası bağımsız olabilseydi; bugün gelecek için OVP’de varsayılan tahminlerin gerçekçiliğini tartışmazdık.

TL’nin değer kaybının da enflasyonun da arkasındaki temel sorunun Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusu malum tartışma. Bankanın üzerindeki “Sarayın kılıcı” sallandıkça kur üzerinde de baskı devam eder. Bu da bugünkü görünümde yüzde 20-25’lik patikada ivmelenen enflasyonu kalıcı olarak o rotaya sokar.

Bankanın başkan ve yardımcılarının görev süresini kısaltarak işe başlayan “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” bankanın bağımsızılığına hasar verdi. Bu devam edecek mi? Bunlar doğal olarak OVP’de yer almıyor.

Ekran Resmi 2018-09-20 13.05.17

Bütçe verilerine bakarsanız çok belirgin bir değişim yok. Sadece kabaca 60 milyar TL’Lik harcama azaltıcı, 13 milyar TL de gelir artırıcı önlem alınacağı açıklandı. Buradan harcama azaltııcı önemlerin 30 milyar TL’Lik kamu yatırımlarının azaltılacağı görülüyor.

Bütçede sorun şurada: 2018 bütçe açığı 72 milyar TL öngörülürken, 2019’da 80 milyar TL öngörülmüş. Faiz dışı dengede iyileşme ise 32.4 milyar TL. Yani bütçe büyüklüğünün yüzde 3’ü kadar. GSYH’nın da binde 7’si kadar iyileşme öngörülmüş.

Ekran Resmi 2018-09-20 12.34.54

İçinde bulunduğumuz krizde, Ankara’nın 2019’da büyümeyi ne tahmin ettiğinden çok daha fazlası, hasarların tamiri için yapısal sorunlara ne yapacağı en önemli sorun şu anda.

Batan şirketlerin banka bilançolarında yarattığı hasarı nasıl çözecek Ankara? OVP’deki açıklama şu:

“Bankaların güncel mali yapılarını ve aktif kalitelerini tespit etmek için mali bünye değerlendirme çalışmaları yapılacaktır. Bu çalışmaların sonuçlarına göre gerektiğinde bankacılık sektörünün mali yapısını güçlendirecek, böylece reel sektörün uygun maliyetlerle krediye erişimini ve mevcut kredilerinin yeniden yapılandırılmasını temin edecek bir politika seti devreye sokulacaktır.”

Yani henüz elde bir plan yok.

İşte bu yüzden, “ekonomi cephesinde yeni bir şey yok”

Geride kalan son nokta şu: Sorunun sadece ekonomik bir kriz olmadığını, siyasi kriz olduğunu, bunun da demokratikleşme ve hukuka dönüşle çözüleceğini bir kez daha anımsatmak gerekiyor. Dövizini bankadan çekip yastık altına, kiralık kasalara, yurtdışı hesaplara transfer eden yurttaşların güvenini kazanmadıkça, Türkiye’ye sermaye akışı normale dönmedikçe bu krizden çıkış zorlaşıyor.

Uğur Gürses

ugur.gurses@gmail.com

 

 

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

Ekonomi, enflasyon, gündelik iktisat, para politikası, Uncategorized

Emisyondan al haberi…

Emisyon, Merkez Bankası’nın piyasaya sürdüğü TL banknot (kağıt para) miktarıdır. Bankalar müşterilerinin belli dönemlerde artan nakit para taleplerini karşılamak için; bayramlar, tatiller, hafta sonları, maaş ödeme günlerinde yeterince TL bulundururlar.

Bankalar Merkez Bankası’nda tuttukları mevduat hesaplarından nakit çekip, ATM’lere yüklerler ya da şube kasalarında tuttukları TL banknot miktarını yükseltirler.

İyi bir örnek Kurban Bayramıdır; kurbanlık satın almak için cepte nakit para bulundurma ihtiyacı yükselir.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği’ne göre  “2017’de 817 bin 805 büyükbaş, 2 milyon 720 bin 271 küçükbaş hayvanın kurban olarak kesildi. 2018 Kurban Bayramı’nda da yaklaşık 850 bini büyükbaş, 2 milyon 800 bini küçükbaş olmak üzere 3 milyon 650 bin baş hayvan kesileceğini tahmin ediyorlar.

2018’de kurbanlık fiyatlarının küçükbaşlar için ortalama bin TL, büyükbaşlar için de  ortalama 7 bin TL olması bekleniyordu.

Bu durumda; küçükbaş kurbanlık almak isteyenlerin cebinde bulunması gereken toplam TL banknot miktarı 2.8 milyar TL, büyükbaşlar için de yaklaşık 6 milyar TL gerekiyor. Kaba bir hesapla kurbanlık talebi için toplamda ise 9-10 milyar TL’ye yakın nakit TL gerekiyor.

Kurbanlığını satanlar bu nakitleri bayram dönüşü bankalarına yatıracaklar. Böylece de piyasaya çıkan emisyon hızla çekilecek.

Emisyon, sadece kurbanlıklar için değil aynı zamanda bayramın 9 günlük tatile dönüşmesi nedeniyle tatilcilere de nakit gerektiği için artıyor.

2018 Rekor emisyon artışı

Bu yıl Kurban Bayramı öncesinde emisyon ortalama 145 milyar TL seviyesinde seyrederken 180 milyar TL’ye çıktı. Geçmiş bayramlara göre rekor artış: 15 gün önceki seviyesine bakarak yüzde 22.

 

Ekran Resmi 2018-08-25 23.48.58

 

Peki ne oldu da son dört yılın en yüksek emisyon artışı gerçekleşti?

Her bayram öncesinde “kamuda öne çekilmiş maaş ödemesi” yapılıyor. Ama bu defa emeklilere verilen bayram ikramiyelerinin ödenmiş olmasının da önemli etkisi var. Yaklaşık 11 milyar TL’lik kısmı buradan geliyor. (Güncelleme ile eklendi)

2016’da haftanın 4 iş gününe yerleşen, 2017’de 30 Ağustos Bayramı ile birleşen 6 günlük bir Kurban Bayramı geçirmişiz.

Bu yıl 9 günlük kesintisiz blok tatilin etkisi mutlaka var. Ama unutmayalım; satın aldığımız her mal ve hizmete geçen yıla göre ortalama yüzde 15.8 (Temmuz ayındaki yıllık tüketici enflasyonu baz alınarak) daha fazla ödüyoruz. Sadece gıda harcamalarımıza yüzde 20 daha fazla, konaklama hizmetlerine yüzde 16.8 fazla ödüyoruz.

Haliyle cebimizde taşıdığımız nakit paraya olan talebimizdeki; yani emisyondaki artış da yüzde 22 oluyor.

Ekran Resmi 2018-08-25 23.37.45

 

Güncelleme:

Bu yazıyı paylaştıktan sonra gelen yorumları görünce birkaç noktaya değinme ihtiyacı ortaya çıktı.

Birincisi; “ATM’ler hep gıcır para verdi” yanıtları gördüm. Doğrudur; ilave nakit ihtiyacı karşılanırken doğal olarak basılmış ama dolaşıma hiç çıkmamış banknotlar olması çok normal. Enflasyon, nüfus artışı, ekonomik büyüme, artan ticaret hacmi derken ilave nakit ihtiyacını karşılamak için banknot matbaasında basılan ve depolarda duran nakit paralar piyasaya sürülüyor. Bu “sürüş” karşılıksız değil.

İkincisi; “karşılıksız para mı basılıyor?” soruları gördüm. Hayır; bankaların Merkez Bankası’nda tuttuğu mevduatlardan nakit çekerek ATM’lere koyduğunu yazdım. Biz nasıl bankadaki hesabımızdan ATM’ler aracılığı ile nakit çekiyorsak; bu nakitler de Merkez’deki bankaların hesabından geliyor. Merkez Bankası kendinde bankalarca tutulan mevduat hesabındaki bakiyeyi azaltıp nakdi bankalara veriyor. Böyle piyasaya çıkan paraya karşılıksız denemez.

İkinci güncelleme:

Bu yazıyı okuyanların bir kısmı “para basma” ile “banknot basmayı” karıştırıyor.

Biz nakit talep ediyorsak Merkez Bankası piyasaya ilave kağıt para sürer. Bu “para basmak” değil, banknot basıp ihtiyacı karşılamaktır.

“Para basmak” genelde merkez bankalarının “karşılıksız para basmasına” ya da karşılığında varlık olmadan “hükümete kredi açarak” piyasaya para sürülmesine atfedilen bir tanımdır. Bu para da hane halkı tarafından talep edilen bir para değildir. Para arzını artırarak yapılan bir genişlemedir. Enflasyonist olan da budur.

 

 

 

 

 

Ekonomi, istatistik, para politikası

Başbakan’ın faiz konusunda verdiği ABD, Japonya ve İsrail örnekleri doğru mu?

Başbakan Erdoğan bir süredir, Merkez Bankası’nın yüklü faiz indirimi yapması için baskı yapıyor. Kendi gerekçesini de diğer ülke örneklerinden veriyor; işte bakın hafta sonu yine tekrarladı;

“ABD’de faiz 1, Japonya’da eksi, israil’de aynı. Bütün bunlarda faiz böyle de bizde niye masrafları ile birlikte 13-14’lere çıkıyor. Finansmanın maliyeti ne kadar düşerse yatırımlar o kadar da artar. Bunun başka yolu yok. Türkiye’nin 2.5 milyar dolar faize gidiyor biz bunu sürdürmek durumunda değiliz”

Şimdi gelin bu ülkelerin durumuna bir bakalım.

ABD, Japonya ve İsrail’de faizler Başbakan’ın söylediği gibi yüzde 1’in altında.

Peki bizde yüzde 9.50 iken o ülkelerde nasıl oluyor da  yüzde 1’in altında olabiliyor?

ABD ile başlayalım.

ABD 2009 krizinden bu yana durgunlukla mücadele ediyor. ABD Merkez Bankası FED, ‘İşsizlik yüzde 6.50’ye düşene kadar, ama enflasyon da yüzde 2’yi geçmedikçe’ şartı ile faizleri yüzde 0.25’te tutacağını ilan etti. Bolca da tahvil alarak piyasaya bolca para sürdü.

ABD faizi Mart 2009’dan bu yana yüzde 0.25’de tutarken, enflasyon da yüzde 2’yi geçmedi. Ortalaması da yüzde 1.6’da.

ABD örneği; ekonomi öyle bir halde ki, 5 yıldır faizler yüzde 0.25’de tutulmasına ve devasa bir parasal genişlemeye karşın (enerji fiyat dalgalanması dışında) enflasyon yüzde 2’yi geçemiyor. Fiyat istikrarı seviyesi yüzde 2 olduğuna göre, ABD’lilerin enflasyon sorunu yok, faizleri de istihdam odaklı olabildiğince düşük yerde tutuyorlar.

(Daha iyi görmek için grafiğe tıklayınız)

abd enf 4

 

Japonya:

Japonya 1991’den bu yana resesyon-deflasyon sarmalında.

Son 12 aylık hareketli enflasyon serisini kullanarak, 20 yıl geriye giderek Japonya’daki enflasyon ortalamasını hesaplayalım; yüzde 0.01 buluyoruz. Kafanız fazla karışmasın, basit halini şöyle düşünün; 1994 Ocak ayında 100.98 olan endeks Mart 2014’de 101 olabilmiş! 20 yıl boyunca fiyatlar olduğu yerde kalmış.

Japonlar epeydir faizi sıfır seviyesinde tutuyorlar, birkaç kez de parasal genişleme çabasına giriştiler. Sonuncusu epey fazla bir parasal genişleme öngörüyordu. Amaçları da enflasyonu yüzde 2’ye itebilmek. Son 4 yıl ortalamasının yüzde 0.25’lik gerileme olduğunu not edelim.

Nisan ayında enflasyon deyim yerindeyse patladı; aylık yüzde 2 arttı.

Buradan da bize bir örnek çıkmıyor.

(Daha iyi görmek için grafiğe tıklayınız)

jap enf4

 

İsrail:

İsrail’in son 20 yılı, enflasyonu fiyat istikrarına getirme hikayesidir. İsrail enflasyonu yüzde 4’ün altına çekeli 10 yıl oldu. Son 4 yıl da yüzde 3’ün altına çektiler. IMF’den tanıdığımız ve şimdilerde FED’e Başkan Yardımcısı olan Stanley Fischer, yüzde 2 civarında salınan bir enflasyona getirdi.

Enflasyonun son 4 yıl ortalaması yüzde 2.47, geldiği yer de yüzde 1’de.

Enflasyon hedefi yüzde 1-3 bandı olarak belirlenen İsrail’de, faizlerin de yüzde 0.75’de olması normal.

(Daha iyi görmek için grafiğe tıklayınız)

isr enf4

İşte üç ülkenin ayrı hikayesi var.

Ama ortak tarafları şunlar;

1. Üç ülkede de enflasyon sorunu yok.

2. Olmadığı gibi, yakın zamana kadar enflasyon ‘fiyat istikrarı’ olarak adlandırılan yüzde 2’nin altında seyrediyor.

3. Enflasyon sorunu olmayan, hedefi alttan bile ıskalayan ülkelerin faizi de enflasyonun altında tutmaları normal.

4. Bu üç örnekten hiçbirinden Türkiye’ye ‘karbon kopya’ bir hisse çıkmaz.

Son not: Başbakan’ın bu üç ülkeyi örnek göstermesi, ilgisiz ve anlamsız.

 

Ekonomi, eğitim, gündelik iktisat

Yanıltıcı reklamlara ne demeli?

Geçtiğimiz günlerde gazetelerde, Ankara’daki bir konut projesinin ilanları yayımlanmaya başlandı. Tanıdığımız ünlü simalar, bize bunun ne kadar kazançlı olacağını anlatıyordu.

Benim ilgili şu çekti; 2014 Haziran başından 2016 Nisan ayına uzanan bir vadedeki ödeme planına göre 3 ayrı fiyatlama yapılmıştı. Şu söyleniyordu; Yüzde 32 kazanç sağlayacaksınız!

Fiyatlar şöyleydi;

TL (bin)
Haz.14 450
Haz.15 525
Nis.16 594

 

‘Yüzde 32 kazanç’ şöyle bir hesaba dayanıyordu; Haziran 2014’te 450 bine satın alınabilecek bir konut, Nisan 2016’da 594 bin TL’ye alınabilecekti.  Şirket de, yüzde 32’lik kazancı “konut teslim tarihine kadar geçen sürede yapmayı planladığı konut satış fiyatı toplam artış oranıdır” diyerek açıklıyordu.

Hatırlatalım; teslimatın Nisan 2016’da olacağı anlaşılıyor.

Peki, bugün 450 bin TL’ye konutu satın aldığınızı, bunun için de kredi kullandığınızı varsayalım. Nisan 2016’da konutu teslim alana kadar ne kadar faiz ödeyeceksiniz? Kredi faizinin yüzde 15.8 olduğunu varsayarsak, Nisan 2016’ya dek birikimli faiz ödemeniz tam olarak yüzde 32 yapar. Aylık faizin de yüzde 1.31 olduğunu not edelim.

Daha düşük faizlerin olduğu malum ama mevduat faizlerinin yüzde 11-12’lere çıktığı son 3 ayda, konut kredisi faizinin aylık yüzde 1.31 olması fena değil.

Peki, şimdi soralım; kabaca 2 yıl sonraki teslimat tarihinde 594 bin TL olacak bir konutu bugün 450 bin TL ödeyerek almakla nasıl yüzde 32 kar etmiş oluyoruz?

Elimizde nakit paramız varsa mevduat faizinden daha hallice bir faiz almış gibi olacaksınız. Bu da bizi enflasyona karşı korumuş olacaktı. Diyelim ki aynı dönemde birikimli enflasyon yüzde 16.1 oldu. Eğer konut fiyatı başlangıca göre yüzde 32 artırılmış olursa ve ikinci el piyasası da bu fiyat seviyesinde olursa reel getiri yüzde 13.75 civarında olacak. Ama yüzde 32 değil.

Paranızın ya da satın alacağınız konutun nominal değerinin enflasyonla eriyebileceği gerçeğini ne yapacağız? Konutu satan şirket, bizi ‘nominal artış sevincine’ gark ederek neden yanıltıyor? Daha vahimi yüzde 32 kar edeceğimizi söyleyen anlı-şanlı bir ekonomist ağabeyimiz?

Güncelleme:

İlgili şirketin genel müdürü şöyle bir açıklama yollamış, yayımlıyorum.

Uğur Bey,
Tarafınızca kaleme alınan “yanıltıcı reklamlara ne demeli” başlıklı yazıda projemizin reklamlarına atıfla, elde edilecek reel getirinin reklamlarda belirtilenden daha düşük olacağı, asıl hesaplanması gereken getirinin reel getiri olduğu ve bu yönüyle yanıltıcı reklam yapıldığı iddia edilmektedir.
Projemiz reklamlarında “%32 kar fırsatı” denilmekte ve bunun ne anlama geldiği ise yine reklamlarımızda ” ….kampanya döneminden konut teslim tarihine kadar geçen sürede yapmayı planladığı konut satış fiyatı toplam artış oranıdır ” şeklinde belirtilmektedir. Bu açıklamanın ne anlama geldiği herhangi bir tereddüte yer vermeyecek derecede açık olup konut satış fiyatındaki artış oranından bahsedilmekte , reel getiriden ise hiçbir şekilde bahsedilmemektedir. Nitekim reel getirinin önümüzdeki dönemler için ne olacağı bugünden bilinebilir bir husus da olamayacağından tam tersine yazınızda belirtilen cinsten bir reel getiriden bahsetmek yanıltıcı olacaktır.
Yazınızda, konut bedelinin konut kredisi ile veya peşin ödenmesi durumunda getirinin ne olacağı gibi varsayımsal durumlara değinilmektedir. Yani kullanılan varsayımlarda konut bedeli 1. Günde tamamı kredili veya peşin ödenmektedir. Oysa projemizde yapılan satışlar bu her iki varsayıma da uymamaktadır. Zira satışlar konut teslimine kadar 24 ay, ya da 50 ay vadeli olabilmekte ve bu dönemde vade farkı alınmamaktadır. Bu durum konut alıcısına kredi faizi ödememe veya peşin parasını değerlendirme imkanı sunmaktadır. Diğer taraftan projemizin konut fiyat artış oranı ilan edilen % 32 ilk artış oranının üzerinde de olabilecektir.
Uğur Bey, unutmayınız ki 9 Haziran günü, hic kimse Akfen den bu konutları, %15 zamli fiyatın altında satın alamayacak. Bence siz de bu fırsatı kaçırmamalısınız.

Saygı ve selamlarımızla,
Barış Barçak
Genel Müdür
Akfen Gayrimenkul Geliştirme ve Tic. A.Ş

 

Barış Bey’e yanıtım şöyle;

“%32 kar fırsatı” deniliyorsa, daha önce satın aldığınız bir konutu; o tarih geldiğinde alış fiyatınızın yüzde 32 üzeri bir fiyattan satabiliyor olmanız lazım. Yani o kar oranını sağlayacak alıcılar gerekiyor. Ama konutları satan ve ‘kar garantisinden’ bahseden şirket alış fiyatı değil, satış fiyatı ilan ediyor. Tuhaflık da burada. Yani size kendi satış fiyatını işaret ederek ‘kontratı bugün yap, iki yıl sonra parayı getir, bu fiyattan satacağım’ diyor. Ama fiyatın iki yıl sonra orada olacağını bilmiyoruz. Şirket de, o tarihte gel, bu fiyattan alırım demiyor.

Yani eğer şirket Haziran 2014’de 450 bin TL’ye sattığı konutu Nisan 2016’da 594 bin TL’den geri alım taahhüdünde bulunuyorsa evet tüm yazdıklarımı geri alıyorum, gerçekten de yüzde 32 kar ediyorsunuz. Ama durum öyle değil. Şirket, Nisan 2016’da konut için alış değil, satış fiyatı ilan ediyor. Çok rahat bir şekilde şunu diyebiliriz; Haziran 2014’de konutu 450 bin TL’ye satın alan biri, Nisan 2016’da örneğin 550 bin TL’den satışa çıkarabilir. Yani bugün alanlar, Nisan 2016’da satıcı olarak piyasaya girebilir, ikinci el  fiyatları kırabilir.

Hala yanıltıcı olma durumu değişmedi.

Özetle şirket, 2 yıl sonrası için 594 bin TL’den geri alırım dese bile sattığı konutları bugün teslim etmiyor.  Özetin özeti şu; şirket bugün sizden 2 yıllık kredi istiyor. Hepsi bu. Ambalaj ise yüzde 32 kar!

 

 

Ekonomi, para politikası

İki başkan, iki konuşma…

İki başkan biri Erdem Başçı, diğer Ben Bernanke.

İkisinin de son konuşmaları bir ‘kelime bulutu’ haline getirildiğinde nasıl görünüyor?

Ama önce hatırlatma: Birinin ülkesinde (Türkiye) enflasyon küresel kriz yılı olan 2008’den bu yana ortalama her yıl yüzde 7.9, 2008 Temmuz-2013 Temmuz arası 5 yılda birikimli yüzde 43 enflasyon var.

Diğerinin ülkesinde (ABD) enflasyon 2008-2013 arasında birikimli enflasyonu sadece yüzde 8.5 oranında. Enflasyon fiilen sorun değil, ülkesinin sorunu işsizlik.

Enflasyonu sorun olan ülkenin merkez bankası başkanının ve enflasyonu sorun olmayan ülkenin başkanının konuşma (kelime) bulutlarına bir bakın, ne göreceksiniz, neyi göremeyeceksiniz.

Bu Bernanke’nin konuşması:

bernanke cld

Enflasyon derdi olmayan başkanın konuşmasında “enflasyon” o kadar çok kullanılmış ki ‘tabak’ gibi seçiliyor.

Bu da Başçı’nın konuşması:

başçı ağustos 2013

Mikroskop verelim mi?