2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası, Piyasa

Ankara’nın “Fed’den swap” rüyası

Korona virüs-19 krizi patlak verdiğinden bu yana Merkez Bankası rezervleri yaklaşık 20 milyar dolar düştü. Şimdi, “ABD Merkez Bankası Fed’den swap imkânı sağlanabilir mi?” sorusu gündemde.

Korona günlerinde hem kur zıpladı hem de rezervler hızla eridi. Ankara hala kuru tutmak için rezerv eritiyor. Salgın nedeniyle hem ihracatta hem de turizmde hatırı sayılır bir gelir kaybımız olacak. Ama borç servisi de bizi bekliyor olacak.

Bilanço makyajı amaçlı Katar ve Çin Merkez Bankası swapları, ticari bankalarla yapılan swapları ve yurtiçinde park etmiş altın rezervleri düşüldüğünde kullanılabilir rezervler 35 milyar doların altında.

Geçmişte de altını kalınca çizdiğim gibi; Merkez Bankası kaynaklarını kullanma ve yüklü faiz indirimi yapabilmek uğruna rezervleri eritmemek, bunun sonucu olarak da günün birinde rezervleri tartışılır hale getirmemek gerekiyordu. Ne yazık ki “halının altına süpürme” makinesi Ankara’da dur durak bilmedi.

Salgın sonrası yakın dönemde 20 milyar dolarlık rezerv kaybından sonra durumun herhalde farkına varıldı ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan 27 Mart’ta telekonferansla katıldığı G20 toplantısında “merkez bankaları arasındaki swap anlaşmalarının G20’nin tüm üyelerini kapsayacak şekilde genişletilmesi gerekiyor” dedi.

19 Nisan günü Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal’ın Anadolu Ajansı’na verdiği mülakattan öğreniyoruz ki; “yeni swap anlaşmaları tesis etmek amaçlı görüşmeler” yapılıyormuş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Trump’la yaptığı görüşmelerde de bu konuyu talep etmiş olması muhtemel.

Muhatap çok açık; ABD Merkez Bankası Fed’den swap imkânı istiyor Türkiye.

Bu talebe ilişkin Bloomberg’in 9 Nisan, Reuters’ın da 10 Nisan haberleri henüz yalanlanmadı.

Salgının mali piyasalara etkisinin görülmeye başlandığı hafta Fed 15 Mart günü 5 büyük merkez bankasına swap penceresi açarak işe koyuldu. 19 Mart günü ise ilave olarak 9 merkez bankasına genişletti bu swap kolaylığını.

Merkez bankalarına Fed tarafından swap penceresi açılan ve bugüne dek 400 milyar dolar kullanan 14 ülke şunlar; Avrupa, Britanya, Kanada, Japonya, İsviçre, Avustralya, Danimarka, Norveç, Singapur, Brezilya, Kore, Meksika, Yeni Zelanda, İsveç.

Bu liste, 2008 küresel krizinde swap penceresi açılan ülkeler listesinden farklı değil; aynısı.

Peki Fed Türk Merkez Bankası’na swap penceresi açar mı? Ya da şöyle soralım; 2008’de açmayan Fed şimdi açar mı? Bir ilave soru da Fed’in hangi kriterleri kullandığıdır.

2008’de Fed önce gelişmiş ülkelerin merkez bankalarına sınırlı miktarla başlayıp devamında swap limitini “sınırsız” hale getirirken, Brezilya, Kore, Meksika ve Singapur’a 30’ar milyar dolarlık swap imkânı tanımıştı. Bunu da onayla kullanabileceklerdi.

Fed hiçbir zaman swap imkanına dahil olan merkez bankalarına dair temel kriterleri açıklamadı. Ancak, Brezilya, Kore, Meksika ve Singapur gibi 4 gelişen ülke merkez bankalarına swap imkânı tanıdığı Ekim 2008’deki Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısında konuşulan-tartışılan başlıklar tutanaklarda yer alıyordu.  Bu da bize kriterlerin neler olduğunu söylüyor.

Ayrıca, daha sonra Fed’e doğrudan ya da diplomatik yollarla ABD yönetimine başvuran, swap imkânı talep eden gelişen ülkelerin de refüze edildiği çeşitli kaynaklarda yer alıyor.

Kriterler neler?

Birincisi, swap imkânı tanınacak her bir ülkenin belirgin ekonomik ve finansal ağırlığı olması gerektiği, bu ekonomilerdeki finansal kırılganlıkların giderek ortaya çıkan finansal baskıyla yoğunlaşması ve ABD ekonomisine ya da küresel ekonomiye yayılmasını tetikleme olasılığı başta geliyor. Bu konuda 700 milyar dolara yakın ticaret hacmi olan Meksika-ABD ilişkisine atıflar çok.

İkincisi, swap imkânı tanınacak ülkelerin o güne kadar genellikle, düşük enflasyon, ödemeler dengesinde ölçülü bir cari denge ve kamusal bütçede mali dengeye dayanan ihtiyatlı politikalar izlediğine işaret ediliyor. Bu yüzden, bu ülkelerdeki baskının, küresel krizle gelişmiş ülkelerden gelen risk iştahında azalış, küresel yatırımcılardan gelen hızlı bilanço-borç küçültme etkisi ve dolar likidite azalışı gibi etkilerin yansıması tehlikesi önemli bir neden olarak görülüyor.

Üçüncüsü, Fed’in açacağı bu swap imkanının, bu ülkelerin karşılaştığı ekonomik ve finansal baskıları etkisiz hale getirmeye yardımı olacağı konusunda güçlü bir neden olmalı.

2008’de Endonezya, Hindistan, Güney Afrika, Türkiye, Şili, Peru gibi ülkelerden bazıları resmi ya da gayri resmi kanallardan başvurarak, Fed’den swap imkânı açılmasını istemişler. Bu konuyu 2014’de Radikal’deki köşemde yazmıştım. Yazı için konuştuğum dönemin Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz Türkiye’ye swap imkânı sağlanması için kesinlikle başvurulmadığını söylemişti. 2008 krizi üzerine 2014 yılında “Dolar Tuzağı” adlı kitabın yazarı iktisatçı Eswar Prasad’a sormuştum; “kitabımda Endonezya, Şili, Peru ve Dominik Cumhuriyeti’nin başvurduğunu ama FED tarafından reddedildiklerini yazdım. 2012’de de Hindistan başvurdu ve reddedildi. Bu çerçevede, Türkiye’nin olduğuna dair bir bilgim yok” demişti.

Özetle 2008’de resmi ya da gayri resmi olarak Türkiye başvurmamıştı.

Fed tutanaklarında seçilen 4 ülke dışındakilerin başvuru yapmasının istenmediği açık biçimde konuşulmuştu. Daha önemlisi, talep edecek olanlara IMF’yi adres gösterme eğilimi vardı.

Fed’in amacı ne?

Fed web sitesinde “sıkça sorulan sorular” penceresi açarak swap konusuna açıklık getirmiş. Fed dolar likiditesi sağladığı swap imkanının amacını özetle şöyle açıklıyor: Dolar likidite swapı ile dışarıdan kaynaklanan finansal stresten dolayı Amerikan piyasalarında ortaya çıkan risk azaltma hareketinin, yani mali varlık satışlarının ABD’li hane halkı ve işletmelerine kredi akışının olumsuz etkilerinin azaltılması için, akışın devam ettirilmesini sağlamak için yapılıyor. Fed yabancı merkez bankalarına swap kanalı ile dolar likiditesi sağlıyor. O merkez bankaları da kendi piyasalarına dolar enjeksiyonu yaparak, Amerikan tahvil ve hisse senetlerine, likidite sağlama amaçlı gelebilecek satışları yavaşlatıyor, dolar kredi kanalının dışarıda da açık kalmasını sağlıyor.

Fed ayrıca, bu kanaldan verilen likidite ile o ülkelerin ekonomik koşullarının da desteklendiğini, bunun da dolaylı olarak ABD ekonomisine yarar sağladığını düşünüyor.

Türkiye’nin durumu

Fed’in yabancı ülke merkez bankalarına swap imkânı sağlama kriterleri ve bu pencereyi açmaktan beklediği yararlar dikkate alınırsa Türkiye’nin bu pencereye oldukça uzak kaldığını söyleyebiliyoruz.

  1. Salgın nedeniyle Merkez Bankası’nın ihtiyaç duyduğu dolar likiditesi için piyasaya çıkıp ABD tahvili satması üç-beş yıl öncesine göre hiç olası değil. Çünkü Merkez Bankası 2017’den itibaren iki şey yaptı; birincisi döviz rezervleri içindeki ABD Merkez Bankası Fed’in menkul değer saklama hesaplarında duran 60 milyar dolara yakın ABD tahvili neredeyse sıfırlandı. ABD için dolar kredi akışına risk oluşturmuyor. Örneğin swap imkânı sağlanan Brezilya, tuttuğu 300 milyar dolarlık ABD tahvili ile 4. sırada yer alıyor.
  2. Türkiye G-20 içinde milli gelir ve dış ticaret açısından büyük bir ülke. Ancak son 5 yılda Fed’in teknik düzeyde saydığı ikinci kriter olan, “düşük enflasyon”, “ödemeler dengesinde ölçülü bir cari denge” ve “kamusal bütçede mali dengeye” dayanan ihtiyatlı politikalar izlediğine dair görünüm sergilemedi.
  3. Her ne kadar politik kriterlerin adı anılmasa da tutanaklarda Fed’in ABD Hazinesi ve Dışişleri ile dirsek temasında olduğu ve uygulanan dış politika çerçevesine zımnen uyduğu söylenebilir. 2018’de Brunson krizi ve sonrasında Rusya’dan S-400 alımı nedeniyle hakkında yaptırım yasa tasarıları Kongre’de bekleyen ülkeye, hele ki para vermesi istenen bir merkez bankası fazlasıyla dikkat eder. 
  4. Ekonomisinin kötü yönetildiğini, yapısal sorunların siyasi krizle tetiklendiği ve bunun da “yabancıların komplosu” olarak sunulduğu ülkenin tam tersi yola girip “bize ekonomik savaş ilan eden ülke”den swap imkânı talep etmesi tablosuyla, Fed’in bastığı parayı swap imkânı ile takas etmesi beklenebilir mi?
  5. Şöyle de tuhaf bir durum var; bankalarına, swap piyasasında yabancı banka ve kurumlara TL sağlanmasını bizatihi yasaklayan Türkiye, böylelikle fiilen Amerikan banka ve şirketlerine swap yoluyla TL borçlanmalarını yasaklarken, Amerikan Merkez Bankası’ndan swapla dolar almak istemesi kara mizah olmuyor mu?
  6. Ankara tüm bunların ötesinde; acaba “Fed’den swap imkânı” haberleri ile TL’nin değer kaybını önlemeye mi çalışıyor?

Uğur Gürses

Ekonomi, para politikası

Karşılıksız para basmak mı dediniz?

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, bir süredir konuşmalarında atıfta bulunduğu bir konu var; o da ‘karşılıksız basılan paralar’.

Babacan, özellikle konu gelişmiş ülkelere geldiğinde, ABD ve Japonya’da karşılıksız basılan paralardan bahsediyor. Krizden çıkış için merkez bankalarının tahvil alım programlarına gönderme yapıyor. Göndermeler tabii ki olumsuz bir çerçevede konuşmalarda yer alıyor.

Bakın, 29 Kasım 2013 günü Kayseri’de Sanayi Odası’nın bir toplantısında yaptığı konuşmada ne demiş;

“Şöyle bir bakıyoruz Amerika Birleşik Devletleri’ne, ekonomik toparlanma ancak son 5-6 ayda ve çok yavaş yavaş geliyor. Karşılıksız basılan trilyonlarca dolara rağmen, korkunç miktarda kamu harcamasına rağmen, borçlarının milli gelire oranın yüzde 100’ü aşacak şekilde aşırı harcamalar yapılmasına rağmen, daha yeni yeni küçük büyüme oranlarını görüyoruz ve bu büyüme istihdam üreten büyüme de değil.

Avrupa Birliği’ne bakıyoruz, arka arkaya negatif rakamlar, büyüme değil daralma var Avro Bölgesi’nin toplamına baktığımızda. Biliyorsunuz Avro Bölgesi’nde 17 ülke oldu şimdi, gelecek yıl belki az artıya geçebilecek.

Japonya’ya bakıyorsunuz, 10 yıllık bir durgunluk dönemi, arkasından yeni hükûmetin enflasyon hedefini ikiye katlayarak, Merkez Bankası’nın karşılıksız bastığı para miktarını ikiye katlayarak küçük küçük böyle büyüme rakamlarının olmasını bekliyorlar şu anda. Gelişmiş ülkelerde problemler hala çok çok büyük.”

Babacan’ın konuşmalarını dikkatle izliyorum, acaba lafın gelişi böyle söylemiş olabilir diye düşünmüştüm. Hayır değil, defalarca tekrarla söylüyor ki Babacan; merkez bankalarının piyasadan yaptığı tahvil alım programlarını ‘karşılıksız para basmak’ olduğunu düşünüyor.

Bir merkez bankasının tahvil satın alarak piyasaya para vermesi, ‘karşılıksız para basmak’ değildir. Karşılık tahvildir.

Merkez bankaları nasıl para yaratır? Bir varlık satın alarak tabii ki. Eğer herhangi bir varlık almadan, para yaratıyorsa işte bu o zaman karşılıksız para basmaktır.

Bakın bizim Merkez Bankası’nın nasıl para yaratabileceği kendi yasasında nasıl yazılmış;

Banknot ihracı ve tedavül mecburiyeti

Madde 36-

a) Bankanın ihraç etmiş olduğu ve ihraç edeceği banknotların tedavülü mecburi olup, bunlar hudutsuz ödeme kudretini haizdir.

 b) (25/4/2001 tarihli ve 4651 sayılı Kanun ile değiştirilen şekli) Banka 45, 52 ve 53’üncü maddelerde yazılı işlemler dolayısıyla da banknot ihraç etme yetkisini haizdir.

Söyleyelim; 45. madde reeskont işlemleri, 52. madde Açık Piyasa İşlemleri, 53.madde de döviz alım-satım işlemlerini belirler.

Yani, ticari senetler karşılığı, tahvil alımı ya da tahvil karşılığı repo işlemleri ile, döviz alarak Merkez Bankası para yaratır.

Karşılıksız para basmak; basitçe “yaz tahtaya, al haftaya” türünden yapılan avans işlemleridir aslında.

Geçmişte, “Hazine’ye kısa vadeli avans” kalemi altında, Hazine’ye bütçe ödeneklerinin yüzde 15’i oranında Merkez Bankası’ndan avans alma olanağı veriliyordu. O avans hiç kapatılmıyordu…

Bir merkez bankası, karşılık ya da teminat olarak hiçbir şey almadan para veriyorsa, para basıyorsa yaptığı iş karşılıksız para basmaktır.

Biri Babacan’a hatırlatsın; gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının yaptığı karşılıksız para basmak değildir.

O merkez bankaları, piyasaya dönüp satabilecekleri oldukça likit tahvilleri satın alıp, karşılığında ödediği parayı basmaktadır. Karşılıksız para basmamaktadır.

Ekonomi, para politikası

İki başkan, iki konuşma…

İki başkan biri Erdem Başçı, diğer Ben Bernanke.

İkisinin de son konuşmaları bir ‘kelime bulutu’ haline getirildiğinde nasıl görünüyor?

Ama önce hatırlatma: Birinin ülkesinde (Türkiye) enflasyon küresel kriz yılı olan 2008’den bu yana ortalama her yıl yüzde 7.9, 2008 Temmuz-2013 Temmuz arası 5 yılda birikimli yüzde 43 enflasyon var.

Diğerinin ülkesinde (ABD) enflasyon 2008-2013 arasında birikimli enflasyonu sadece yüzde 8.5 oranında. Enflasyon fiilen sorun değil, ülkesinin sorunu işsizlik.

Enflasyonu sorun olan ülkenin merkez bankası başkanının ve enflasyonu sorun olmayan ülkenin başkanının konuşma (kelime) bulutlarına bir bakın, ne göreceksiniz, neyi göremeyeceksiniz.

Bu Bernanke’nin konuşması:

bernanke cld

Enflasyon derdi olmayan başkanın konuşmasında “enflasyon” o kadar çok kullanılmış ki ‘tabak’ gibi seçiliyor.

Bu da Başçı’nın konuşması:

başçı ağustos 2013

Mikroskop verelim mi?

Ekonomi, para politikası, Uncategorized

Bernanke bu yıl neden Jackson Hole toplantısına katılmadı?

Jackson Hole ABD’de Wyoming eyaletinde Yellowstone Parkı’na yakın bir yayla. ABD Merkez Bankası Fed’in Kansas’taki şubesi her yıl burada geleneksel yaz toplantıları yapıyor. ABD’den merkez bankacılar, akademisyenler, ekonomistler davet ediliyor. Ayrıca, neredeyse G20’nin tüm merkez bankası başkanları da çağrılıyor.
Jackson Hole’daki toplantılar, bir bakıma ‘merkez bankacılığının Kabe’si gibi…

jakson hole 3

Oradaki toplantılar özellikle Fed’in yakın gelecekteki politikalarının entelektüel altyapısına katkıda bulunuyor.
Özellikle 2008 sonrasında yapılan toplantıların, Fed’in sonraki politikalarına önemli ölçüde ışık tuttuğuna tanık olduk.

Jackson Hole toplantılarına çok doğal olarak ABD Merkez Bankası Fed’in başkanları da katılıyor. Bu yıla kadar.

Bu yıl Bernanke katılmadı. Katılmayacağı da önceden ilan edilmişti. Neden olarak “kişisel takvimine uymamasını” gösteriyordu.

Ama şu var ki; Bernanke’nin yıldızı Jackson Hole toplantılarını düzenleyen Kansas Fed’in başkanı Esther L. George ile hiç barışmamıştı.

Esther L. George, 1 Ekim 2011’de bu göreve atandı. Kansas Fed başkanı olarak ilk Jackson Hole toplantısına ev sahipliğini 2012 Ağustosunda yaptı. O zaman Bernanke’yle arası henüz bozulmamıştı.

Fed’in karar alma organı olan FOMC’ye Fed şubeleri arasında dönüşümle gelen asıl üyelik sırası ne zaman Esther L. George’a geldi, işte o zaman Bernanke ile ‘kapışmaya’ başladı.

Esther L. George

Esther L. George, Ocak 2013’den itibaren FOMC üyesi ve kararlarda oy hakkı var. Katıldığından bu yana da tüm Fed FOMC kararlarına muhalif tek üye. Evet yanlış değil; 2013’deki tam 5 FOMC toplantısında, alınan kararlara Esther L. George muhalefet şerhi düşüyor.

Muhalefet etmesinin temel nedeni; Fed’İn tahvil alım programının olumsuz sonuçlar getireceğini savunması.

fed 2

Belki de şu var; Fed’in Tapering olarak adlandırılan tahvil alım programında kısma eğilimine girmesi muhtemelen Esther L. George’un bastırması ile ortaya çıkmış olabilir. Eğer böyle ise ileride filmi de çekilecek müthiş bir hikaye çıkar.

Bizde olsaydı; “Esther’in fendi, Benjamin’i yendi” diye başlık bile atılırdı.

Ekonomi

Fed’in iletişim politikası

Gelişmiş olmak böyle birşey; her aldığınız kararın hiçbir tereddüte yer bırakmadan anlaşılmasını sağlıyorsunuz. Bunun için de herşeyi açık ve şeffaf yapıyorsunuz, her türlü olanağı da kullanıyorsunuz.

ABD Merkez Bankası Fed, açık iletişimi her kanaldan kullanarak açık ara önden gidiyor. Başta Twitter ve Youtube olmak üzere her türlü aracı kullanıyor: Buna son dönemde fotoğaf albümünü de ekledi. İşte Flickr hesabını da açtı: http://www.flickr.com/photos/federalreserve

Fed nasıl ve nerede toplanır? Kimler vardır o toplantıda? İşte orada…

Bizde hala Merkez Bankası web sitesinden öteye geçemediği gibi, ne toplantı tutanağı yayımlıyor (toplantı özeti yayımlamak aynı şey değil), ne de iletişim araçlarını Fed gibi etkin kullanıyor.

Fed-FOMC