2018 Ekonomik Krizi, Bankacılık, Ekonomi

Bu filmi görmüş müydünüz?

Bu hafta başında “ben bu filmi görmüştüm” dedirten gelişmeler oldu.

Hazine ihaleleri iptal edilip, kalan ihalelerde de satışlar en düşük miktarda yapıldı.

Gelin ne olduğunu anlatayım size:

Hazine, devletin nakit yönetimini yapar. Kamunun harcama ve gelirleri arasındaki farkı piyasadan borçlanır; iç ve dış piyasalardan.

Borçlanma programı her ayın sonunda üçer aylık bir ufku gösterecek biçimde kamuoyuna ilan edilir. Programda çok küçük sapmalar olabilir. Ya devletin beklenmeyen ya da öne çekilmiş bir harcaması yapılmıştır; ya da vergi tahsilatında aksama vardır. Bunların tersi de olabilir.

Ekim ayı sonunda yayımlanan iç borçlanma stratejisine göre Hazine Kasım ayında tam 7 iç borçlanma ihalesi yapacaktı.

3 ihale 12 Kasım günü, 3 ihale 13 Kasım günü, bir ihale de 20 Kasım günü düzenlenecekti.

Ama ne oldu ise 9 Kasım günü bir açıklama ile; 7 Kasım günü tamamlanan 1.5 milyar euroluk tahvil ihracı ile bu yıl için öngörülen toplam 6.5 milyar dolarlık dış borçlanmanın 7.4 milyar dolara ulaştığı vurgulandıktan sonra,  “2019-2021 Yeni Ekonomi Programında 2018 yılı için alınan tasarruf tedbirleri sayesinde Hazine Finansman ihtiyacı azaltılmıştır” deniliyordu.

Hazine, “2018 yılı net borçlanma limiti de dikkate alınarak yurt içi piyasada yapılan iç borçlanma tutarının azaltılması ve faiz giderlerinin düşürülmesi amacıyla” Ekim sonunda ilan ettiği Kasım borçlanma planını 9 gün sonra değiştirdiğini ilan ediyordu.

Böylece Hazine 3 borçlanma ihalesini; 12 Kasım’daki 1 ihaleyi, 13 Kasım’da da 2 ihaleyi iptal ediyordu.

10 gün içinde finansman ihtiyacının azaldığının fark edilmesi maharet mi, yoksa iş bilmezlik mi?

Sürprizler bitmiyordu; 12 Kasım’daki 2 ihalede gelen tekliflerin önemli bölümü dışarıda kalacak biçimde çok az satış yapılıyor, en düşük faizli teklifler kabul ediliyordu. 13 Kasım’da da benzer bir ihale sonuçlanıyordu.

Böylece; 12-13 Kasım için planlanan ile gerçekleşen satış arasında tam 19.3 milyar TL’lik bir fark oluşuyordu. 9 günde fark edilen fark hiç de az değildi.

Ekran Resmi 2018-11-15 15.09.37

Bu planlanan-gerçekleşen borç tablosunu bir tarafa kaydedelim; nakit hareketine bakalım.

Kasayı temizledi

Hazine’nin en yakın geri ödemesi, 14 Kasım günü 14.7 milyar TL piyasaya, 4.8 milyar TL de kamu kuruluşlarına geri ödemesi (itfa) vardı.

12-13 Kasımda yapılan 0.8 milyar TL’lik toplam borçlanma ile piyasaya yapacağı net geri ödeme 13.9 milyar TL olacaktı.

Bunu nereden ödeyecekti? Merkez Bankası’ndaki TL mevduat hesabında bulunan 27.6 milyar TL’lik parasından.

13 Kasım aynı zamanda kamu maaş ödemelerinin kamu bankalarına aktarıldığı bir gün; böylece Hazine’nin hesabından 12.4 milyar TL azalış oldu.

14 Kasım günü de borçlanma-geri ödeme farkı olan 13.9 milyar TL’nin ödemesi yapıldı.

Merkez Bankası’ndaki mevduat hesabından 8.2 milyar TL kullanırıken,  arda kalan tutar için de 1.5 milyar dolarlık dövizini Merkez Bankası’na bozdurmuş.

Hazine’nin TL hesabında kalan sadece 6.5 milyar TL.

9 Kasım’da uygulamaya konulan “operasyonla”; ihale iptalleri, kalan ihalelerin de en düşük satıştan yapılması, Hazine’nin nakit varlıklarının eritilmesi ile sonuçlandı.

Ne için?

Hazine eliyle faizleri düşürmek için.

Düştü mü? Evet düştü ama “atılan taş” kadar değil.

İzleyen aylarda gelir tahsilatı ya düşük olursa? Ne yapacaksınız?

9 Kasım’daki ihale iptallerine dair açıklama henüz yokken 5 yıllık tahvil faizi yüzde 18.26 geçiyordu. Öğlen saatlerinde iptal açıklaması gelince yüzde 17.24’le kapandı.

12 Kasım günü ihale öncesi yine yüzde 18.43’le işlemler geçerken, ihalede sonuç az bir satışla yüzde 17.67’lik ortalama faizle satış gerçekleşti. Piyasada da akşam 16.78’le kapandı.

Bu yazının yazıldığı 15 Kasım günü yüzde 16.58’le kapadı.

Özetle bu operasyonla “toplam kazanç” 1.68 puan oldu; şimdilik.

10 Fon yöneticisine; “sürekli borçlanma ihtiyacınızın olduğu yerde, kasanızdaki bir miktar nakdi sıfırlayarak borçlanma faizinde kısa süreli bir faiz maliyeti düşüşü çabasına girip risk alır mısınız?” diye sorsanız; büyük bölümü “hayır” der.

Ödemeler dengesi krizine giren bir ülkede en son yapılacak iş bu tür bir zorlama faiz operasyonu olmalıydı.

Ne için yapılmıştı bu? Hazine az borçlanıp piyasada para bırakacak, bankalar da bunu kredi olarak müşterilerine verecekmiş! Gerçekten de ekonomiyi yönetenler bunun bir simulasyon olduğunu, “SimFinans” oynadıklarını mı sanıyorlar?

Ayrıntısını bilmeyenlere “faiz düştü” hikayesi gayet hoş gelir. Ama bu faiz nasıl düştü?

İki banka ile ihale faizi belirlendi

İptal edilen ihalelerden sonra, yapılan ihalelerde de satışın çok düşük olması dikkate değer.

Malum, Hazine ihalelerinde bankalar teklif verir. Ne kadar miktar almak istiyorlar, bunu da hangi faizden almak istediklerini “teklif atarak” Hazine’ye geçerler. Piyasa yapıcısı niteliği olan bankaların avantajı ise “rekabetçi olmayan teklif” (ROT) atabilmelerindedir. Yani, özetle “bu ihaleden şu kadar miktarı, ihalede oluşacak ortalama faiz üzerinden almak istiyorum” derler.

Hazine, ihalede çoğunlukla;

1. İhale yöntemi ile gelen teklifleri sıralayarak, ama ihtiyacını da karşılayacak bir satış miktarına ulaşınca, o yerden keserek,

2. İhalede oluşan ortalama faiz üzerinden “rekabetçi olmayan teklifleri” karşılayarak yani ROT’tan satış yaparak borçlanmasını tamamlar.

3. Kamu kuruluşları, büyük bölümü İşsizlik Sigortası Fonu’dur; ROT üzerinden tahvil satın alır.

9 Kasım’da ilan edilen ihalelerin 3’ü iptal edilerek 12-13 Kasım’da yapılanlarda da çok düşük satış yapılarak yapay faiz düşürme operasyonu yapıldığını yukarıda anlatmıştım.

İkinci yapay durum da ihalelerde gerçekleşti.

Örneğin 5 yıllık tahvil ihalesinde 11 banka teklif verirken, satış düşük tutularak 2 bankanın teklifinden gelen faiz, ortalama faiz olarak gerçekleşti. O da yüzde 17.67 oldu.  İhale sonucundan da görülüyor: biri yüzde 17.50 teklif etmiş, diğeri 17.85 Belli ki miktar da eşit olduğundan ortalama faiz yüzde 17.67 olmuş.

Oysa gelen rekabetçi tekliflerin ortalama faizi yüzde 18.14’te. Buradan da şu akla geliyor; en düşük teklifi veren iki banka büyük bir olasılıkla kamu bankası olabilir mi? Yani ihaleye “çalışılmış” olabilir mi?

İhale için son teklif verme saatinin 13.30 olduğu hesaba katılırsa;

ihalenin yapıldığı 12 Kasım günü yüzde 18.43’le açılan işlemler, saat 12.30’a kadar 18.43-18.41 aralığında seyrediyor. Saat 13.00’te yüzde 17.97 görülüyor. İhale sonucu gelince de yüzde 17’nin altına düşüyor. Kapanış ise yüzde 16.78’den oluyor.

Tekrar hatırlatalım: iki bankanın ihaleye teklifi yüzde 17.50 ile yüzde 17.85

Buna piyasa dışı fiyat deniyor.

Oysa 13.25’te geçen fiyat yüzde 17.97

Hani çok almak isteyen bir oyuncu olsaydı; ihaleye girmeden ikincil piyasadan bunu alabilme olanağı vardı.

Hazine ihalelerinde “uçuk fiyat” yüksek faiz bandında olur; piyasa faizinin çok üzerinde teklif atan bankalar “bottom fishing” denilen “oltalama” peşinde koşabilirler.

Bu kadar dalgalanmanın ortasında piyasa faizinin yarım puan altından ihaleye teklif atan banka uzmanı bilgisiz değilse “dersine çalışmış” olmalıdır.

iki bankanın attığı “düşüğün düşüğü” faiz teklifi ile ortalama belirlenmiş oldu; bununla da “ben ortalamadan almak istiyorum” diyen 900 milyon TL’lik alıcının faizi belirlendi.

900 milyon TL’lik alıcının faizini 78 milyon TL’lik alış yapan iki banka belirledi.

Buna “dibe çekme” dense yeridir.

Hazine böylece bu ihalede ortalamadan teklif atanlara ve gelecekte teklif atacaklara şaşırtıcı bir “tokat” atmış oldu.

Sonraki ihalelerde, Hazine’nin ihtiyacı olduğunda ki olacak; kaçınma nedeniyle daha yüksek bir bedel Hazine’ye mal olacak.

Ekran Resmi 2018-11-15 16.49.01.png

Bu filmin  eski bir versiyonunu 1994’te izlemiştim. Hem de içinde bulunarak.

Büyük bedeller ödenmişti.

İktisat profesörü bir başbakan, kendine ve herkese çok büyük bir “ekonomi dersini” Türkiye’ye pahalıya mal ederek vermişti. İhale iptal ederek faiz düşürebileceğini sanmıştı.

Şimdi de korkarım, masabaşı bir simülasyon zannedilen kamu finansmanı bıçak sırtı bir eşiğe doğru sürülüyor.

Uğur Gürses

 

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar
2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, istatistik

Enflasyonun dişi hâla sağlam

Yıllık enflasyon yüzde 25.24 ile 2003 bazlı serinin rekorunu kırdı.

Yılbaşından bu yana olan genel fiyat artışı yüzde 22.5

Eğer bir işte çalışıyorsanız ve yılbaşında ücret seviyeniz 100 TL ise bugün 81.5 TL’ye düşmüş durumda. Satın alma gücünüz buraya gerilemiş durumda.

Eğer yılbaşında “enflasyon kadar” bile zam alsanız arada geçen bir yıl içinde “cepten yediniz” demektir.

Yılbaşında ise kimimiz olasılıkla “sıfır zam” ile “işte tutunmak” arasında tercih yapmaya zorlanacak.

“Kur düştü enflasyon düşer” mi?

Önce bugün açıklanan Ekim sonu fiyat artışlarını hatırlatayım;

Tüketici fiyatları yıllık yüzde 25.’te, üretici fiyatları ise yüzde 45’te.

Üretici fiyatlarında aylık artışlar ivme azaltmış, kimi kalemlerde hafif düşüş olmuş. Ama üretim maliyetinde artış ivmesi yüzde 50’lerin üzerinde hala.

Enerji fiyatları aylık yüzde 5.37, yıllık ise yüzde 81 artış en güçlü artan üretim maliyet kalemi.

Önce aşağıdaki Tablo 1’e bakın, sonra alttaki kur tablosuna.

Tablo 1: Üretici enflasyonu

Ekran Resmi 2018-11-05 12.56.07

Soru şu: Döviz kurlarındaki düşüş üretici fiyatlarındaki artışı yavaşlatmaz mıydı, hatta geriletmez mi? Bu da perakende fiyatlara yani tüketici enflasyonunda gerilemenin yolunu açmaz mı?

Ekran Resmi 2018-11-05 13.25.49

Üreticilerin maliyetleri “bilanço kesimi” gibi ay sonu son nokta kur üzerinden oluşmaz. Bu yüzden bugünkü kura ya da aysonundaki kura bakarak enflasyon tahmini yapıyorsanız yanılırsınız. Maliyetlenme ay içi ortalama kurdan olur.

Ay içi dolar kuru ortalamasına bakarak son bir yıldaki artışın yüzde 60 olduğu görülüyor; işte bu artış üretim maliyetlerine yansıyan artıştır. Ekim ayında dolar kurundaki yıllık artış,  Eylüldeki yüzde 70.1’den yüzde 46.4 artışa gerilerken, ortalama kurdaki artış daha sınırlı bir noktada; yüzde 60’ta.

İhracatçı iseniz olasılıkla zarar bile etmiş olmanız mümkün. Ay içi maliyetlenme ile  ürettiğiniz malı sattıktan sonra elinize geçen döviz olasılıkla daha düşük kurdan.

Lojistik zincirindeki kırılmalar, ithalatta akreditif yerine peşin ödemek zorunda kalınması gibi faktörler üretim kesiminin maliyetini yükseltti. Tablolar bunun da fiyatlama davranışına yansıdığını düşündürüyor.

Enflasyon davranışındaki bozulmanın hala yüksek bir oranda korunduğu görülüyor.

Ekran Resmi 2018-11-05 13.43.42

Ekim ayında da 407 kalem mal ve hizmet içinde 328 kalemin fiyatı artmış. Oranı ise yüzde 80.6

Son 1 yılda yüzde 30 fiyat artışı gösteren gıdada ise durum şöyle:

Ekran Resmi 2018-11-05 13.42.17

TÜFE’de yer alan 407 kalem mal ve hizmet, 91 alt TÜFE kaleminde yerini buluyor; “son bir yılda fiyatı yüzde 30 ve üstü artan kaç kalem var?” diye sorguladığınızda sonuç şu: 91 kalemin üçte biri çıkıyor. Oysa bu birkaç ay önce yüzde 1’ini geçmiyordu.

Sonuç: Enflasyon ÜFE içinde kısmen hız kesmiş görünse de TÜFE’nin yüzde 25’e vurması önceki kanıyı güçlendirdi; kur gerilemiş olsa da ÜFE’den TÜFE’ye yansıma devam edecek. Zira fiyatlama davranışı fena bozulmuş durumda.

Bu sayılara bakınca “Enflasyonla topyekün mücadele” kubbede kalan hoş bir sada imiş!

Nihai soru da şu: son bir yılda yüzde 25 artan enflasyona karşı Merkez Bankası’nın durumu oturup izlemiş olduğu nereden anlaşılıyor? Faizi henüz yeni (birkaç ay önce) yüzde 24’e getirip bırakmasından.

Son toplantısında faize dokunmayan Merkez Bankası, 1 Kasım günü açıkladığı yılın son Enflasyon Raporu’nda da şu tahminleri yapmıştı:

“Enflasyonun, yüzde 70 olasılıkla, 2018 yılı sonunda yüzde 21,9 ile yüzde 25,1 aralığında (orta noktası yüzde 23,5),

2019 yılı sonunda yüzde 12,3 ile yüzde 18,1 aralığında (orta noktası yüzde 15,2),

2020 yılı sonunda ise yüzde 6,0 ile yüzde 12,6 aralığında (orta noktası yüzde 9,3) gerçekleşeceği öngörülmektedir.”

Yılsonunda yüzde 23.5’e gelmek için Kasım ve Aralık aylarında toplam binde 8’lik fiyat artışı olması gerekiyor. Bu da pek mümkün görünmüyor. Üst bant tahmini olan yüzde 25.1’e ulaşmak için ise Kasım-Aralık toplamında toplam yüzde 2.1’lik bir fiyat artışı olması gerekiyor. ÜFE’ye ve enerji fiyatlarına bakınca bu da zor.

Türkiye’ye eskisi gibi bol keseden sermaye girişi olmayacağı hesaba katılırsa fiyatlama eğiliminde potansiyel kur riskleri de artık bir unsur olarak yer alacak demektir.

İyi güzel zamanlarda enflasyon sorununu boşlayan bir ülke olarak işimiz çok zor artık.

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası

Bas bas paraları Hazine’ye…

2019 Bütçesi Meclis’e sunuldu. Toplam gelir tahmininin, yüzde 17.4 artışla bütçeye konulduğu görülüyor. Muhtemelen ekonomik küçülmeyle enflasyon artışının altında bir gelir sağlanacağı varsayımı var.

Ama öte tarafta, bir kalem var ki en gerçekçi gelir tahmini şu: “KİT ve Kamu Bankalarından Temettü gelirleri” kaleminde 24 milyar TL’lik tahmin.

Bu kalem aslında neredeyse tamamıyle Merkez Bankası’nın yıllık kazancından Hazine’ye aktarılan temettüden oluşuyor.

2019 bütçesinde 24 milyar TL’nin içinde kamu bankalarından temettü geliri için öngörülen tutar 20 milyar TL. Tüm zamanların rekoru olacak bu.

2018’de bütçeye gelir kaydedilen tutar ise 12.3 milyar TL olmuştu.

Yani yüzde 61.9’luk bir artıştan bahsediyoruz.

Peki 2019’da Merkez Bankası Hazine’ye 20 milyar TL “kemiksiz” temettü aktaracaksa bilanço hesabında net kâr olarak ne göreceğiz?

Yaptığım hesaba göre; 2018 sonunda Merkez Bankası’nın vergi ve karşılıklar öncesinde net kârı yaklaşık 35 milyar TL olacak. Bundan yine hatırı sayılır bir kurumlar vergisini Maliye kasasına yatıracak; yaklaşık 5 milyar TL.

Karşılıklar ayrılıp, personele de küçük bir temettü ödedikten sonra Merkez Bankası net 20 milyar TL’yi Hazine’ye temettü olarak Nisan 2019’da ödeyecek.

Ekran Resmi 2018-10-25 00.53.27

Tahminim: 2018 boyunca Merkez Bankası TL işlemlerden dolayı yaklaşık 23 milyar TL kâr elde ederken, yabancı para işlemlerden dolayı da döviz alım-satım kazancı olarak 12 milyar TL elde edecek. Böylece net kârı 35 milyar TL olurken; net olarak Hazine’ye 20 milyar TL temettü aktaracak.

İşte bütçeye konulan en gerçekçi tahmin bu; devletin Merkez Bankası eliyle para basma imtiyazının geliri, yani senyoraj geliri.

2018’de uzunca bir zaman sonra (2009) TL işlemlerden elde ettiği kâr, döviz işlemlerinden elde ettiği kârı geçmiş olacak.

Merkez Bankası’nın TL işlemlerden gelecek kârı geçen yıl 7.5 milyar TL iken bu yıl 23 milyar TL’ye çıkıyor; çünkü hem faizleri ikiye katladı, hem de fonlama miktarı arttı. Döviz işlemlerinden gelen kârı geçen yıl 13 milyar TL iken bu yıl yine benzer bir seviyede; 12 milyar TL’de görünüyor.

Bu durum aslında; döviz kaynaklarındaki kurumanın ve TL’deki sıkışmanın da belirgin bir işareti.

Merkez Bankası’nın 2017 karının yüzde 35’i TL işlemlerden yani TL basma faaliyetinden elde edilen gelir iken, 2018’de bu tam tersine dönüyor; yüzde 65’ine karşılık gelecek.

Ekran Resmi 2018-10-25 00.37.25

Bu tablodan şu çıkıyor; Merkez Bankası’nın kârındaki patlama varsa “masanın karşı tarafında” yani şirketler kesiminde ve nihai olarak ekonomide işler epey kötü demektir.

Bütçede de, 2019’da beklenen toplam gelirin yüzde 2’sinden fazlası, hele 5 milyar TL’lik kurumlar vergisi potansiyelini de hesaba katarsak neredeyse yüzde 3’e yaklaşan oranda Merkez Bankası’nın bu “para basma” imtiyazı ile elde ettiği gelirden oluşuyor. Bu da son yılların rekoru olacak.

Ya da tersinden bakalım; kabaca 80 milyar TL’lik bütçe açığının dörtte biri kadar bir bütçe geliri “para basma mekanizmasından” geliyor.

Ekran Resmi 2018-10-24 23.45.21

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi

10 maddede ABD krizi sonrası ödemeler dengesi

 

Ağustosta ABD ile yaşadığımız krizin ardından görülen mali çalkantıyı “dış güçlere” bağlayan siyasetçilerin söylemediği tam olarak şu: Bu kriz Rahip Brunson’dan önce de “geliyorum” diyordu.

Ödemeler Dengesi tablolarına bakan, geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştıran biri bunu çok açık biçimde görebilir.

4 aylık Nisan-Temmuz dönemi Türkiye’de seçim kararı alınması ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi kapsayan bir dönem oldu.

Bu dönemdeki Türkiye’nin dış alemle fon akım ilişkisini gösteren ödemeler dengesi verileri ne diyor?

2018’in Nisan-Temmuz döneminde Türkiye 16.7 milyar dolar cari açık verirken, sadece 4.2 milyar dolarlık bir finansman sağlanabilmiş. Ancak 7.9 milyar dolarlık “bilinmeyen” giriş ya da sağlanan kaynakla rezerv azalışı 4.6 milyar olarak tutulabilmiş.

Sonuç şu 2017’deki “başabaş” dengeden çok uzaklaşılmış.

Ağustos ayında ise malum ABD ile Rahip Brunson krizi başgösterdi. Krizin faturası ağustos ödemeler dengesi verilerinde yer alıyor; cari açık yerine cari fazla verirken, finans hesabından 14.3 milyar dolarlık çıkış olmuş. Bunun 3.6 milyar doları net hatra noksanla karşılanırken, rezerv azalışı 8 milyar dolar.

Nisan-Ağustos olarak bakılırsa 14.1 milyar dolarlık açığa 10.1 milyar dolarlık finansman hesabı çıkışı eklenmiş; bunun 12.7 milyar doları rezervle karşılanırken, 11.5 milyar doları net hata ve noksan ile kapatılmış.

Son yıllardaki en sert ödemeler dengesi krizi bu.

Aşağıda 2018’in tabloları, onun da altında 2017’nin tabloları yer alıyor.

Karşılaştırma çok rahat biçimde yapılabiliyor; cari açık ve finansman hesabı sayılarına dikkat.

Cari açık kendi işaretini taşırken, finans hesabında girişler (-), çıkışlar (+) işaretli yer alıyor. Net hata noksan ve rezervler de kendi işaretinde.

Ödemeler Dengesi (milyon dolar)

Ekran Resmi 2018-10-13 00.58.36

 

Son 12 aylık toplam ise şöyle:

Ekran Resmi 2018-10-13 01.13.24

51 milyar dolarlık açığa sadece 10.8 milyar dolar finansman gelirken, 20 milyar dolar rezerv eritmişiz; kabaca 20 milyar dolar da bilinmeyen bir giriş ya da kaynakla kapatılmış.

“Bilinmeyen kaynak” yurtiçi yerleşiklerin yurtdışındaki mevduat hesaplarından yaptıkları ödemeler aslında.

Ağustos ayı tek başına “ani duruş” tablosu veriyor. (Finans hesabındaki + ters okunacak: Çıkış)

Ekran Resmi 2018-10-14 18.56.30

Ağustos’ta ne mi oldu?

  1. Cari açık yerine fazla verdik; bu ekonominin derin bir durgunluğa girdiğinin işareti. 2.6 milyar dolarlık cari fazlaya, 14.3 milyar dolarlık finansman çıkışı olmuş. Bu ödemeler dengesi tarihinde bir rekor.
  2. Bu durum, yani hem cari fazla verirken hem de finansman çıkışı en son Ekim 2003’te olmuş.
  3. En yakın durum; 2008 Lehman krizi tetiklendiğinde finansman çıkış başlamış, ama cari fazla verir duruma gelmemiştik. 2008-2009 arasında aylık ortalama 3 milyar dolar cari açık verirken, şubat 2009’da küresel krizin en dip noktasında cari açık 203 milyon dolara düşmüş, buna 1.5 milyar dolarlık finansman çıkışı eşlik etmişti. Mart ayında da 1 milyar dolarlık cari açığa 1.8 milyar dolarlık finansman çıkışı eşlik diyordu.  Bu tabloda, 2009’un ilk çeyreğindeki ekonomik küçülme yüzde 14 olmuştu.
  4. Ağustos’taki 14.3 milyar dolarlık çıkışın; 1.8 milyar doları portföy çıkışı, 12.5 milyar dolarlık bölümü ise bankalardan çıkan finansman. Bu boyutta bir çıkış tarihsel seri içinde görülmemiş bir çıkış.
  5. Böylesine devasa bir çıkış, izleyebildiğim kaynaklardan edindiğim izlenime göre henüz yerine konulamadığı bir tarafa, az da olsa telafi edilmiş de değil.
  6. Bunun göstergesi de Merkez Bankası döviz rezervlerindeki değişim; Eylül sonunda Merkez Bankası altın ve döviz toplam rezervleri Ağustos sonuna göre 4 milyar dolar daha düşük.
  7. Eylül ayında da ödemeler dengesindeki kanamanın devam ettiği çok açık.
  8. Bir adım daha gidelim; 11 Ekim itibariyle Merkez Bankası rezervlerinin Eylül sonuna göre kabaca 1 milyar dolar daha düşük olduğunu hesaplıyorum.
  9. Geldiğimiz yer şu: Ağustos ayındaki şoktan sonra önlem almak yerine palyatif ve yasakçı adımlar geldi. Bu da kanamaya engel olamadı. Ağustos sonuna göre kabaca 5 milyar dolar daha düşük bir rezerv yapısı bize bunu söylüyor.
  10. Bu tablo, yılın son 5 ayında sert durgunluğa işaret ediyor.

 

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

Arkeoloji, Ekonomi

Sagalassos Çalıştayı

İçinde yaşadığımız ekonomik krizin getireceğini bildiğimiz ve kesin olan tek şey şu: Türkiye’de yoksulluk büyüyecek.

Hem hızla yükselen enflasyon, hem de gelir ve iş kayıpları yoksulluğu büyütecek. Eşitsizliği artıracak.

4-7 Ekim tarihleri arasında Burdur’un Ağlasun ilçesinde bulunan Akdağ eteklerindeki antik kent olan Sagalassos yakınlarında bir çalıştaya katıldım.

Çalıştayın konusu şuydu: Globalleşmenin Gölgesinde Eşitsizlikler

Çalıştayı düzenleyen de İTÜ Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi İTÜESAM’dı.

Çalıştay boyunca kaldığımız Sagalasoss Lodge‘daki odamdan görünen manzara şuydu:

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_43b4

Çalıştaya katılan sevgili Aysit Tansel, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in eşinin Ağlasunlu olduğunu ve şiirlerini de burada yazdığını hatırlattı.

Bu panoromaya bakarken Korkmazgil’in şu dizeleri aklıma takılıverdi.

 

“Ağlasun dedikleri bir yaşlı çınar

iki kerpiç

         dağbaşında

bir tenha pınar…”

…/…

Hepimiz “aynı pencereden” bakıyoruz ama farklı eşitsizliklerin içindeyiz; Gelir, servet, fırsat, tüketim eşitsizlikleri hemen çok yakınımızda.

Ekonomik durgunluk, yükselen enflasyon, artan işsizlikle beraber bu eşitsizlikler çok daha fazla belirginleşecek.

Bu açıdan çalıştaydaki tartışma başlıkları önemli bir bölümüne pencere açıyordu.

Çalıştayın açış konuşmasını Öner Günçavdı yaptı.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4476

 

 

Birinci oturumda Cem Başlevent, “Türkiye’de servet dağılımının gelir anketine dayalı tahmini ” üzerine konuştu.

DCDFC399-BD3B-4276-9B9B-C5D8843090E2

 

İkinci oturum Ayşe Aylin Bayar ve Öner Günçavdı tarafından hazırlanan “Türkiye’de erken sanayisezleşme ve yoksulluk” çalışması idi. Aylin Bayar tarafından sunuldu.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4471

 

Üçüncü oturumda Haluk Levent tarafından “Teknolojik Dönüşüm, dijitalleşme ve Küresel Eşitsizlik” başlığı altındaki sunum yapıldı.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_446f

İlk gününün ikinci diliminde ana tema “Türkiye’de Eşitsizlik ve Yoksulluk Çalışmaları” başlığı idi. Dördüncü oturumda Seyfettin Gürsel “Türkiye’de Yoksulluk ve Ölçüm Sorunları” üzerine konuştu.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4475

Beşinci oturumda, İnsan Tunalı “Türkiye’de HİA ve GYKA verilerinin sorunları” üzerine sunum yaptı.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4477

 

İlk günün son sunumunu Aysit Tansel yaptı: “Eğitimin Parasal Getirisi”

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4478

 

İkinci güne, Sezgin Polat, Ozan Bakış ve Mustafa Ulus tarafından hazırlanan “Asgari Ücretteki Değişimin Çalışma Süresi ve Refaha Etkisi” Mustafa Ulus tarafından sunuldu:

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4479

Bir sonraki oturumda Fatma Doğruel ve Suut Doğruel tarafından sunulan “Türkiye’de  Bölgelerarası ve Sektörler arası Verimlilik ve Ücret Farkları” başlıklı çalışma vardı.

 

 

 

 

Günün ve çalıştayın son sunumu Alpay Filiztekin tarafından yapıldı: “Türkiye’de Tüketim Dağılımı”.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_447b

Çalıştaydaki tüm sunumların Aralık ayında EfilJournal‘da yayımlanacağı bildirildi.

Sagalassos Çalıştayı’nın devamındaki ödül, Burdur Müzesi ve Sagalassos Antik Kenti’nin gezilmesi oldu.

Burdur Müzesi, küçük ölçekte de olsa iyi düzenlenmiş ama az sayıda eserle zengin bir müze sayılır.

Sagalassos’tan çıkan ve Burdur Müzesi’nde sergilenen Roma imparatorları Hadrianus ve Marcus Aurelius büstleri etkileyici

Hadrian büstü

Hadrian

 

IMG_5419

Marcus Aurelius

Sagalasoss gördüğüm antik kentler içinde en çok etkileyici olanlardan biri. 2005’ten başlayarak Koç Grubu’nun (Aygaz) desteği ile Antoninler Çeşmesi ayağa kaldırılmış.

 

IMG_5531

 

IMG_5552

Sagalassos ile ayrıntılı bilgi için buraya bakın.

Aktüel Arkeoloji Dergisi‘nin belgeseli için de buraya.

 

Sagalassos’u kazan arkeolog Marc Waelkens şöyle anlatıyor:

 “ Sagalassos’ta unutulmaz pek çok anı yaşadım. Kente, dostum Stephen Mitchell ile ilk gelişimizi çok iyi hatırlıyorum. 1983 senesi, Ağustos’un 23’üydü. Sabah erken -yedi buçuk sularında-, kente vardığımızda ören yeri tamamen boştu; yalnızca bekçi Mehmet bizi karşıladı, hemen çay yaptı ve birlikte keyifle içtik. Günün o saati Sagalassos’ta gün ışığının en güzel olduğu zamandır. Her yerde anıtlar gördük, bazıları metrelerce ayakta. Bunların arasında devrilmiş sütunlar ve heykel kaideleri yatıyordu. Uzakta tiyatroyu keşfettik; yeri itibariyle, Türkiye’deki en romantik harabelerden birisiydi. Bu karşılaştırmayı yapabilirim, çünkü hemen hemen tümünü gördüm. O sabah, yeri kaplayan cam ve seramik parçalarını kırmaktan korkarak, anıttan anıta gezdik.

Bir avcı kuş, o günün büyüsünü artırırcasına, kanatlarını açmış üzerimizde dönüyor,
ara sıra hızla avına dalıyordu. Bu benim Sagalassos’u ilk ziyaretimdi. Her şey böyle başladı. Bir Spirou çizgi roman macerasının, Truva’nın keşfi ile ilgili dört sayfasını okuyup, babasına büyüyünce Türkiye’de kazı yapacağını ilan eden altı yaşında bir oğlan çocuğunun rüyası gerçek oldu.”

 

“Sagalassos’u ilk ziyaretimle hayatım tamamen değişti. Ondan sonra geçireceğim tüm mutlu ve hazin zamanların da temeli oldu bu ziyaret. O gün ve sonrasında pek çok büyülü an yaşadım. İlk ziyaretimizde, minibüsümüzün iki metre önünde uçan bir kartalla, adeta bizzat Zeus’un koruması altında, Ağlasun’a kadar geldik. Bununla başlayan unutulmaz anlardan bir diğeri de, bir gün, sabahın ilk saatlerinde, Antoninler Çeşmesi’ne ait “küçük” Dionysos heykelinin başını çevirdiğimde, tanrının bana gülümsemesiydi. Sanki on dört yüzyıl sonra gün ışığını tekrar gördüğü için minnettardı.”

 

IMG_5557

 

Bir dağ yamacında kurulu olan Sagalassos’taki antik tiyatro en yüksek kesimde yer alıyor; buradan aşağıya doğru Ağlasun tarafına bakınca olağanüstü güzel bir tablo karşısında sonsuzluk duygusu kaplıyor insanı…

akdağ

Ağlasun Ay Şafağı adlı kitabında nehir şiirinin başında Yunus Emre’den şu dizeler yer alıyordu Hasan Hüseyin Korkmazgil’in:

“Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi.

Hele bana şöyle geldi şol göz yumup açmış gibi”

 

 

 

Bankacılık, Ekonomi

İşsizlik Fonu’nun parası bakanlıktan habersiz aktarılmış

Yazdığım İşsizlik Fonu parasının kamu bankalarına sermaye olarak aktarılması Meclis’e de taşındı; en başta Garo Paylan olmak üzere, Durmuş Yılmaz da bu konuyu soruları ile Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gündeme getirdi.

Bu konu komisyonda hazır bulunan Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Bülent Aksu’ya soruldu.

Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Bülent Aksu, bu işlemden bakanlığın haberinin olmadığını söyledi: “Bu bahsedilen işlem Hazine ve Maliye Bakanlığının bilgisi dâhilinde yapılan bir işlem değildir. İki kurum kendi inisiyatifleriyle beraber bu işlemleri yapmışlardır.”

Aşağıda tam tutanak metni var; Aksu’nun sözlerinin altını ben çizdim.

Yani İşsizlik Sigortası Fonu’nun parası bakanlığın bile haberi olmadan bu kadar devasa bir sermaye amaçlı operasyonu iki taraf (kamu bankaları ve Fon) anlaşarak yapmış! Kanuna aykırı olduğu yönündeki itiraza verdiği yanıt ise evlere şenlik: “BDDK ve SPK onayladı”.

Oysa aynı saatlerde Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın bu konudaki soruyu teyit ederek şöyle yanıt veriyordu:
“Kamu fonları devletin içerisinde zaman zaman farklı yerlerde kullanılmıştır. 

TBMM Tutanakları

3 Ekim 2018 tarihli TBMM Plan Ve Bütçe Komisyonu tutanaklarının 109. Sayfasından:

…/…

BAŞKAN – Sayın Aksu, Sayın Bakan Yardımcımız, Sayın Paylan’ın sormuş olduğu soruya ilişkin elinizde bir bilgi var mı? Bilgi varsa söz vereyim, yoksa vermeyeceğim.

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Cevap vereyim.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Efendim, biliyorsunuz, bizim Bankacılık Kanunu’muzda sermaye benzeri kredi veyahut sermaye benzeri işlemler var. Bunlar genel olarak bankacılıkta tier 1, tier 2, birinci sınıf, ikinci sınıf sermaye benzeri işlemler olarak nitelendirilebiliyor. Bu bahsedilen işlem Hazine ve Maliye Bakanlığının bilgisi dâhilinde yapılan bir işlem değildir. İki kurum kendi inisiyatifleriyle beraber bu işlemleri yapmışlardır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – İşsizlik Sigortası Fonu mu yaptı?

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Evet, İşsizlik Sigortası Fonu’nun, biliyorsunuz, bir yönetim kurulu var. Dolayısıyla bu iki kurum kendi aralarında bu işlemleri yapabilirler. Bu işlemler sonuçta bir kredi de olabilir…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ama kanun dışı.

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Yok, kanun dışı değil. Sonuçta yapılan iş…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Hayır, kanun dışı.

DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Yani İşsizlik Fonu’nun gelirlerine baktığımızda, tahviller ve 3 kamu bankasına mevduat yapabilir.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yalnızca mevduat yapabilir.

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Bendeki bilgi bu şekilde ve Hazine ve Maliye Bakanlığının yönlendirmesiyle yapılan bir işlem de değil, bilgisi dâhilinde olan da bir işlem değil. Sonuçta iki kurum birbirlerinin kâğıtlarını alıp satma konusunda serbestler. Bu, Sermaye Piyasası tarafından onaylanmış, aynı zamanda BDDK tarafından da onaylanmış işlemlerdir.

DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Buna bir itirazınız yok?

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Yani kanunsuz bir işlemin…

BAŞKAN – Efendim, sadece şunu söylüyor: “İşsizlik Fonu’nun kanununa aykırı bir işlemdir.” deniliyor. Onu da tabii ki ilgili kurum…

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Yani SPK ve BDDK onayı alınarak yapılmış bir şey.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Aksu, anlaşılmıştır.

Bankacılık, Ekonomi

Borsadan al İşsizlik Fonu haberini

Ulaştığım veriler, İşsizlik Fonu’nun elinde tuttuğu Hazine tahvillerinin satılarak kamu bankalarının sermaye benzeri fon sağlamasında kullanıldığını kesinleştirdi.

Bakın nasıl?

Geçen günkü yazımda 3 kamu bankasının apar-topar sermaye benzeri tahvil ihracı yaparak sermaye yeterlik oranlarını toparlamasında, ihraç edilen bu tahvilleri kimin aldığının şeffaf olmadığını yazmıştım.

Bankacılık çevrelerinde kabaca 11 milyar TL büyüklüğündeki bu tahvilleri olsa olsa ancak İşsizlik Sigortası Fonu’nun alabileceğinin konuşulduğunu da.

Bu tahvillerin faizinin ne olduğu ve alanın kim olduğu açıklanmamıştı.

İki soru vardı:

  1. Kendi yönetmeliğine göre İşsizlik Sigortası Fonu’nun bu tahvilleri alma olanağı yoktu. Peki nasıl olmuştu da Fon yönetmeliği delerek satın almıştı?
  2. Fon bu tahvilleri satın alacak 11 milyara yakın likiditeyi nereden bulmuştu?

Birinci soru hala yanıtlanmayı bekliyor.

İkinci sorunun yanıtını buldum

Borsa İstanbul (BİST) Borçlanma Araçları Piyasası verilerine göre; üç ayrı günde tahvil pazarında “takas dışı” işlem olarak devasa büyüklükte işlem tescilleri yapıldığı dikkat çekiyor. Dikkat çekiyor; çünkü hem işlemler uzun vadeli tahvillerde çok büyük hacimde, hem de piyasa dışı faizlerle tescillenmiş.

21, 24 ve 26 Eylül tarihlerinde vadeleri 2023 ile 2027 arasında olan toplam 11 milyar TL’lik uzun vadeli tahvil tescili yapılmış. Aşağıdaki tabloda da yer alıyor; tesciller yüzde 9-10’luk faizler üzerinden yapılırken, cari piyasa faizlerinin bu tahviller için yüzde 20’lerde olduğunu görüyoruz. Yani tescil, piyasa dışı faizlerle yapılmış.

 

Ekran Resmi 2018-10-08 10.55.48

Örneğin 21 Eylül’deki işlem hacminin dörtte biri bu “piyasa dışı faizlerle” tescil ettirilen satışlardan oluşuyor.

İki unsur dikkat çekiyor;

Birincisi, “piyasa dışı faizlerle” yapılan satış tescillerinin toplamı şöyle:

21 Eylül’de 3.012 milyon TL,

24 Eylül’de 5.167 milyon TL,

26 Eylül’de 2.867 milyon TL

Bunların toplamı da 11.047 milyon TL yapıyor.

Dikkat çeken şu: Kamu bankalarının aynı dönemde yaptığı tahvil ihracına denk düşüyor.

Halkbank 2.979 milyon TL

Vakıfbank 4.993 milyon TL

Eximbank 2.901 milyon TL ihraç yaptılar.

Nasıl? Örtüşüyor değil mi?

Hani pelesenk sözle “büyük resme bakıp” bağlantıyı görün.

Karmaşık bulanlar için özeti şu: kamu bankalarına sermaye benzeri bir fon girişi sağlamak için “büyük bir birader” elindeki Hazine tahvilinin satışını tescil ettirmiş.

 

Ekran Resmi 2018-10-08 10.54.56

Tamam ipucunu yakaladık.

İkinci dikkat çeken de o zaten. O ipucu şu:

Bu 2023 ile 2027 vadeli tahvilleri kimlerin aldığında.

Hazine ihaleleri verilerini eştiğimizde buluyoruz.

Örneğin 21 Eylül’deki toplamı 3.012 milyon TL yapan 2024, 2025 ve 2026 vadeli bu tahvillerin ihraçları için yapılan Hazine ihalelerindeki  “rekabetçi olmayan faizle kamu kuruluşlarına yapılan satış” verilerinin ağırlıklı ortalama faizini buluyoruz: Bingo!!!

Bingo: Yüzde 10.20 !!!

Peki 21 Eylül’deki satış tescilinde geçen faiz ne? Yüzde 10.20!!

Hazine ihalelerinde “Rekabetçi olmayan faizle satış” yani ihalede oluşacak ortalama faizle satış hangi “kamu kurumuna” yapılıyor? Bildiniz:  İşsizlik Sigortası Fonu 

Bu veriden sonra şurası artık kesin: Bu tahvilleri satan da satış tescilini de yaptıran da İşsizlik Sigortası Fonu. Şurasını bilmiyoruz; bir aracı mekanizma kullanarak parasını “repo yapar gibi” kamu bankalarının tahvil ihraçlarına dolaylı olarak mı aktardı? Yoksa doğrudan mı yatırdı?

Şu soru da akılda kalmasın: Peki satış tescili neden “piyasa dışı” fiyatla yapıldı? Şundan; İşsizlik Fonu’nun elindeki kağıtları alış faizi ile satarak zarar yazdırmamak için olmalı.

Sonuç şu: İşsizlik Fonu’nun parası “yan yol” açılarak kamu bankalarına sermaye yapılmış. Kamuoyundan da saklanarak.

Uğur Gürses

 

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg