2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, Reform, siyaset

23 Haziran depremi sonrasında ekonomi ne olacak?

İstanbul’daki 23 Haziran seçiminde 9 puanlık fark Ankara’da siyasi deprem etkisi yaratttı. Bu sonucun ekonomideki derinleşen krize kapsamlı ve etkili bir program çıkaramayacağı çok açık.

Bir ekonomi programı, yeni kabine, reform mümkün mü?

DW Türkçe için yazdığım yazıyı okumak için şu bağlantıya tıklayınız:

23 Haziran depremi sonrasında ekonomi ne olacak?

Reklamlar
Ekonomi, para politikası, siyaset, Yatırımlar

Sıfırlanan ABD tahvillerine ne oldu?

Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin bir bölümünü 2017 Mayıs ayından itibaren altına çevirmeye başladığını o yıl yazmıştım; uzun yıllarca 116 ton seviyesinde tutulan kendi mülkiyetindeki uluslararası standarttaki altın rezervlerinin payını yükseltmişti.

2019 Mart sonunda Merkez Bankası’nın kendi mülkiyetindeki altın rezervleri tam 293 tona (Haziran: 302 ton) ulaştı. Mart ayındaki piyasa değeri 12.3 milyar dolar, Haziran’da ise 13 milyar dolar ediyor.

Banka aynı zamanda yine 2017 yılında aldığı bir kararla (ki bunun politik platformda alınmış bir devlet kararı olduğunu anlıyoruz) döviz rezervleri içinde bulunan ve önemli kısmını yatırdığı ABD devlet tahvili miktarını da hızla azaltmaya başladı.

2014 yılında döviz rezervleri 113 milyar dolara vurduğunda bankanın bunun 82 milyar dolarını ABD devlet tahvillerine yatırdığı görülüyordu. Rekor seviye burasıydı.

2017’de özellikle Reza Zarrab’ı yargılaması başladığında ve de “itirafçı” rolüne geçtiğinde Ankara’nın tadı kaçtı. ABD ile potansiyel bir krize doğru ilerlerken olası bir yaptırıma karşı “el konulabilecek” döviz ve altın varlıkları azaltıldı.

Aralık 2016’da 92.1 milyar dolarlık döviz rezervinin 59 milyar doları ABD devlet tahvillerine yatırılmış durumdaydı.

2017 Eylül ayında sonra belirgin biçimde portföyünde bulunan ABD devlet tahvilleri azaltılırken, ABD’de Fed’in kasalarında duran altınlar da Londra ve sonra da Türkiye’ye taşınarak sıfırlandı.

2019 Mart sonunda 75.4 milyar dolarlık döviz rezervine karşılık, bunun içinde yer alan ABD devlet tahvil miktarı neredeyse “sıfırlanmış durumda” görünüyor; 2 milyar dolara düşmüş.

Rezerv ve fon yönetimi deneyimi olan biri şu sorunun yanıtını arar muhakkak; ABD devlet tahvillerini sıfırlayan ve 75 milyar dolarlık döviz rezervi olan Merkez Bankası, bu fonu para piyasası deposu olarak mı (bankalararası mevduat) değerlendirmiş?

Bankanın Nisan ayındaki genel kurulu için hazırlanan Yıllık Rapor’da rezervlerin alt kırılımında tablo şöyleydi:

2017 sonunda yabancı para (YP) menkul değerler 66.7 milyar dolar karşılığı kadarken, 2018 sonunda 24.6 milyar dolara gerilemiş. ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre Merkez Bankası’nın 2018 sonunda ABD’de Fed nezdinde tutulan ABD tahvili miktarı 7.4 milyar dolarmış.

Bu durumda kabaca 17 milyar dolarlık bir kâğıdın başka bir para cinsinde ve/veya başka bir saklamacıda olduğunu varsaymak gerekiyor.

Merkez Bankası’nın ROM mekanizması için (Bankaların TL bilançolarındaki başta mevduat olmak üzere TL yükümlülükleri için TL olarak yatırılması beklenen zorunlu karşılıkların döviz olarak yatırılmasına olanak sağlayan seçenek) sadece dolar kabul ettiğini biliyoruz.

(Düzeltme: Sevgili Sadi Uzunoğlu mesaj göndererek atladığım şu konuyu uyardı. Merkez Bankası’nın geçen yıl tekrar Euro kabul etmeye başladığını hatırlattı. Brunson krizi patladıktan sonra 13 Ağustos 2018’de banka açıklama yaparak “Rezerv Opsiyonu Mekanizması kapsamında Türk lirası yükümlülükler karşılığında ABD dolarının yanısıra euro cinsinden de zorunlu karşılık tesis edilebilecektir” demişti. Mevduat çekilişi ve sermaye çıkışı olurken bankaların burada döviz cinsine göre değişim yaptıklarını sanmıyorum. Dolayısıyla Euro konusunun etkili bir unsur olmadığını not edelim.

Ancak döviz mevduat hesapları için yatırılması gereken zorunlu karşılıkların o para cinslerine göre yatırılması gerekiyor.

Türkiye’deki döviz hesaplarının seviyesi (yerleşik ve yerleşik olmayanlar toplamı) 193 milyar dolar. Bunun da yüzde 36’sı EUR cinsi.

Bu durumda zorunlu karşılık olarak kabaca 12 miyar EUR Merkez Bankası’na yatırılmış olmalı. Banka da bunu ağırlıklı EUR cinsi kâğıt olarak tutar. Yani 17 milyar dolarlık kağıdın önemli kısmı EUR demektir.

O zaman madem Merkez Bankası ABD tahvilini “sıfırladı” ise 75 milyar dolarlık rezervinin büyük kısmını uluslararası bankalarda “depo” olarak mı (para piyasasında bankalararası mevduat) tutuyor demektir?

Yanıtım hayır. Küresel krizle birlikte kurumsal kapasiteleri sarsılan Avrupa ve ABD bankalarında mevduat mı? Kocaman bir hayır. Merkez bankalarında da öyle yüklü para tutamazsınız. ECB zaten yüzde -0.40 üste faiz alıyor.

Sonuca geliyorum.

Merkez Bankası’nın ABD’de Fed nezdinde tuttuğu ABD tahvillerini sıfırlamış olabilir ama bu tahvilleri sıfırladığı anlamına gelmiyor. Sadece kağıtları saklama yerini değiştirmiş olmalı.

Büyük ama çok güçlü bir olasılıkla Merkez Bankası hala ABD tahvili tutuyor olmalı.

Ama nerede?

Avrupa’da kağıt saklaması yapan (custodian) ve tahvil-hisse ve nakit takasını (clearing) yapan ana bir merkez var; orada. Euroclear.

Dünyada tahvil-hisse senedi takası ve saklamasının yapıldığı ilk üç merkezden biridir Euroclear. Hem de merkez bankalarının kullandığı.

Euroclear merkezi nerede? Belçika’da.

Peki o zaman fotoğrafa bakalım hep birlikte.

Aşağıdaki grafik, ABD tahvili tutan ülkelerden Belçika ve Türkiye’yi birlikte gösteriyor. Belçika ülke olarak böyle yüksek rezerv tutan bir ülke değil. EuroClear’a park eden ABD tahvilleri de ABD’de o ülkenin tahvilleri olarak görünüyor.

Amerika’ya kızsanız da dolara ihtiyacınız var. Doları da nakit olarak tutmanız kurumsal riskler nedeniyle çok yüksek miktarlarda mümkün değil.

Bu yüzden dolarları kağıtta tutup, bu kağıtları da Avrupa’da tutmayı tercih etmiş görünüyor Ankara.

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi

Nerede o eski emisyonlar?

Bu bayramda da en çok dikkatimi çeken şu oldu; geçmiş bayramlara göre (“nerde o eski bayramlar?” ) nakit talebi görece epey ama epey düşük kalmış.

Her bayramda olduğu gibi hava durumu, tatilin süresi gibi unsurları talep farklılığı yaratabiliyor. Geçen yılla bu yılı farklılaştıran bir unsur yok.

Sayıların bize gösterdiği durum epey vahim görünüyor. Vahim olan; nakit talebinde kayda değer bir reel küçülmenin olması. Ekonomik kriz alım gücünü de, harcanabilir geliri de düşürdü. Sonucu nakde olan talebin düşmesi oldu. Yani banka hesabında nakdiniz yoksa ATM’den çekemiyorsunuz.

Önce şu tabloya bakalım:

Geçen yıl 14-17 Haziran’da perşembeden pazara üç buçuk günlük tatilden, bu yıl 4-7 Haziran’da Salıdan Cumaya bir tatil vardı.

9 günlük bir tatil için “izin kolaylığı” açısından geçen yıl ile bu yılın çok da farkı yok. Dolayısıyla gün farkından kaynaklanacak nakit talebi ilave bir unsur değil.

Sayılara bakıldığında, geçen yıl 160 milyar TL’lik bir emisyonla bayrama girilmiş, bu yıl ise 155 milyar TL ile.

Geçen yıl Şeker Bayramının 15 gün öncesine göre emisyon artışı yüzde 18.5 olmuş. Bu yıl bayramdan 15 gün önce 135 milyar TL’lik emisyon seviyesi, 20 milyar artışla 155 milyar TL olmuş. Artış oranı yüzde 14.6

Burada olağanüstü bir farklılık da yok. Birkaç milyar farklılık da önemli değil.

Sorun şurada; kabaca yüzde 20’lik enflasyona karşın geçen yılki seviyenin de altında.

Geçen yıl Şeker Bayramında olduğu gibi emeklilere yapılan 1000’er liralık ikramiye ödemesi bu bayramda da yapıldı. Tekrar anımsatalım; geçen yılki emisyon seviyesi 160 milyar, bu yılki 155 milyar. Bunların içinde kabaca 12 milyar TL’lik ilave ikramiye ödemesi de var.

(Yazının ilk halinde “Geçen yıl Şeker Bayramında emeklilere yapılan 1000’er liralık ikramiye yoktu” diye yazmıştım. Kurban Bayramında başladı diye anımsıyordum. Uyarılar aldım, düzelttim)

Geçen yılla bu yılki arasında yüzde 18.7’lik enflasyon farkını da hesaba katarsanız; 2018’deki Şeker Bayramında nakit talebi zirvesi olan 160 milyar TL’lik emisyon seviyesinin bu yıl 190 milyar TL olması gerekirdi. Bu yılki 155 milyar TL’de.

Tabloda “bugünkü değer” olarak gösterdiğim değerler, o yıllardaki Şeker Bayramlarında ulaşılan emisyon seviyesinin enflasyonla düzeltilmiş bugünkü satın alma gücünü gösteriyor.

Tablo önceki yılların Şeker Bayramındaki emisyon seviyelerini de gösteriyor. Çok açık biçimde 2019 yılı nakit talebi açısından reel küçülmenin olduğu ve son 5 yılda 2017 ile birlikte en kötü yıl olarak görünüyor.

Eğer 2017 Nisan ayından bu yana bakılırsa emisyon hacminin 130 milyar TL’lik çizgiye oturup kaldığı dikkat çekiyor. Ekonomik durgunluğun habercisi olarak.

Emisyonla yani piyasaya sürülen nakit paralarla ilgili diğer yazılarımı okumak için şuraya tıklayınız: https://ugurses.net/tag/emisyon/

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, para politikası

Kör gözüm parmağına adımları

Yurttaşların tasarruf ve borçlanma tercihlerine getirdiği kısıtlamalarla Ankara daha da kaygı yaratıyor.
DW Türkçe için yazdım: Okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız:
https://www.dw.com/…/analiz-k%C3%B6r-g%C3%B6z%C3…/a-488142

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası, siyaset

Kamu bankalarının “seçim görev zararı”

3 kamu bankasının yılın ilk çeyreğinde sadece kendi döviz varlıklarından sattıkları döviz miktarı 3.2 milyar doları buldu.

DW Türkçe için yazdığımı yazıyı okumak için lütfen şu bağlantıya tıklayınız:

Kamu bankalarına “seçim görev zararı”

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası

Yeni başlayanlar için döviz müdahalesi kılavuzu

Ankara’nın arka kapı yöntemleriyle döviz kuruna müdahalesi, rezerv kaybı ile rezervler üzerinde kuşku bulutu yaratmaktan başka bir işe yaramadı.

Merkez Bankası müdahalesi ile kamu bankaları aracılığı ile arka kapı müdahalesi farkını anlattım.

Yazıyı okumak için şu bağlantıya tıklayınız:

https://www.dw.com/tr/analiz-yeni-ba%C5%9Flayanlar-i%C3%A7in-d%C3%B6viz-m%C3%BCdahalesi-k%C4%B1lavuzu/a-48705647

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, para politikası

Çandaki siyasetin otu

Merkez Bankası’nın son dönemde, yasayla verilen görevden çok siyasetin ihtiyaçlarına meylettiği görülüyor.Banka bugünkü toplantıda söyledikleriyle enflasyon ve rezerv konusunda piyasayı ikna edemedi.

www.dw.com/tr için yazdım.

Okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayın.

https://www.dw.com/tr/analiz-%C3%A7andaki-siyasetin-otu/a-48552535

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, siyaset

Tüketici güveni nasıl yükseldi?

Yeni yazım: Muhalefetin, AKP yönetimindeki iki büyük metropolü alması tüketici güvenini yükseltti. Reel sektördeki şirketler ise henüz bu iyimserliğe kavuşamadı.

Yazımı okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız:

https://www.dw.com/tr/analiz-t%C3%BCketici-g%C3%BCveni-nas%C4%B1l-y%C3%BCkseldi/a-48528221

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, siyaset

Krizde seçim molası bitti

Seçimden bu yana bir ay geçmesine karşın ekonomi politikasında adım atılmamış olması durgunluk ve maliyet baskısı altında şirketler kesimini zorlu bir patikaya sokuyor. Merkez Bankası ise yeni bir deney peşinde.

Yazımı okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayın:

https://www.dw.com/tr/analiz-krizde-se%C3%A7im-molas%C4%B1-bitti/a-48510819