Ekonomi, para politikası, siyaset, Yatırımlar

Sıfırlanan ABD tahvillerine ne oldu?

Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin bir bölümünü 2017 Mayıs ayından itibaren altına çevirmeye başladığını o yıl yazmıştım; uzun yıllarca 116 ton seviyesinde tutulan kendi mülkiyetindeki uluslararası standarttaki altın rezervlerinin payını yükseltmişti.

2019 Mart sonunda Merkez Bankası’nın kendi mülkiyetindeki altın rezervleri tam 293 tona (Haziran: 302 ton) ulaştı. Mart ayındaki piyasa değeri 12.3 milyar dolar, Haziran’da ise 13 milyar dolar ediyor.

Banka aynı zamanda yine 2017 yılında aldığı bir kararla (ki bunun politik platformda alınmış bir devlet kararı olduğunu anlıyoruz) döviz rezervleri içinde bulunan ve önemli kısmını yatırdığı ABD devlet tahvili miktarını da hızla azaltmaya başladı.

2014 yılında döviz rezervleri 113 milyar dolara vurduğunda bankanın bunun 82 milyar dolarını ABD devlet tahvillerine yatırdığı görülüyordu. Rekor seviye burasıydı.

2017’de özellikle Reza Zarrab’ı yargılaması başladığında ve de “itirafçı” rolüne geçtiğinde Ankara’nın tadı kaçtı. ABD ile potansiyel bir krize doğru ilerlerken olası bir yaptırıma karşı “el konulabilecek” döviz ve altın varlıkları azaltıldı.

Aralık 2016’da 92.1 milyar dolarlık döviz rezervinin 59 milyar doları ABD devlet tahvillerine yatırılmış durumdaydı.

2017 Eylül ayında sonra belirgin biçimde portföyünde bulunan ABD devlet tahvilleri azaltılırken, ABD’de Fed’in kasalarında duran altınlar da Londra ve sonra da Türkiye’ye taşınarak sıfırlandı.

2019 Mart sonunda 75.4 milyar dolarlık döviz rezervine karşılık, bunun içinde yer alan ABD devlet tahvil miktarı neredeyse “sıfırlanmış durumda” görünüyor; 2 milyar dolara düşmüş.

Rezerv ve fon yönetimi deneyimi olan biri şu sorunun yanıtını arar muhakkak; ABD devlet tahvillerini sıfırlayan ve 75 milyar dolarlık döviz rezervi olan Merkez Bankası, bu fonu para piyasası deposu olarak mı (bankalararası mevduat) değerlendirmiş?

Bankanın Nisan ayındaki genel kurulu için hazırlanan Yıllık Rapor’da rezervlerin alt kırılımında tablo şöyleydi:

2017 sonunda yabancı para (YP) menkul değerler 66.7 milyar dolar karşılığı kadarken, 2018 sonunda 24.6 milyar dolara gerilemiş. ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre Merkez Bankası’nın 2018 sonunda ABD’de Fed nezdinde tutulan ABD tahvili miktarı 7.4 milyar dolarmış.

Bu durumda kabaca 17 milyar dolarlık bir kâğıdın başka bir para cinsinde ve/veya başka bir saklamacıda olduğunu varsaymak gerekiyor.

Merkez Bankası’nın ROM mekanizması için (Bankaların TL bilançolarındaki başta mevduat olmak üzere TL yükümlülükleri için TL olarak yatırılması beklenen zorunlu karşılıkların döviz olarak yatırılmasına olanak sağlayan seçenek) sadece dolar kabul ettiğini biliyoruz.

(Düzeltme: Sevgili Sadi Uzunoğlu mesaj göndererek atladığım şu konuyu uyardı. Merkez Bankası’nın geçen yıl tekrar Euro kabul etmeye başladığını hatırlattı. Brunson krizi patladıktan sonra 13 Ağustos 2018’de banka açıklama yaparak “Rezerv Opsiyonu Mekanizması kapsamında Türk lirası yükümlülükler karşılığında ABD dolarının yanısıra euro cinsinden de zorunlu karşılık tesis edilebilecektir” demişti. Mevduat çekilişi ve sermaye çıkışı olurken bankaların burada döviz cinsine göre değişim yaptıklarını sanmıyorum. Dolayısıyla Euro konusunun etkili bir unsur olmadığını not edelim.

Ancak döviz mevduat hesapları için yatırılması gereken zorunlu karşılıkların o para cinslerine göre yatırılması gerekiyor.

Türkiye’deki döviz hesaplarının seviyesi (yerleşik ve yerleşik olmayanlar toplamı) 193 milyar dolar. Bunun da yüzde 36’sı EUR cinsi.

Bu durumda zorunlu karşılık olarak kabaca 12 miyar EUR Merkez Bankası’na yatırılmış olmalı. Banka da bunu ağırlıklı EUR cinsi kâğıt olarak tutar. Yani 17 milyar dolarlık kağıdın önemli kısmı EUR demektir.

O zaman madem Merkez Bankası ABD tahvilini “sıfırladı” ise 75 milyar dolarlık rezervinin büyük kısmını uluslararası bankalarda “depo” olarak mı (para piyasasında bankalararası mevduat) tutuyor demektir?

Yanıtım hayır. Küresel krizle birlikte kurumsal kapasiteleri sarsılan Avrupa ve ABD bankalarında mevduat mı? Kocaman bir hayır. Merkez bankalarında da öyle yüklü para tutamazsınız. ECB zaten yüzde -0.40 üste faiz alıyor.

Sonuca geliyorum.

Merkez Bankası’nın ABD’de Fed nezdinde tuttuğu ABD tahvillerini sıfırlamış olabilir ama bu tahvilleri sıfırladığı anlamına gelmiyor. Sadece kağıtları saklama yerini değiştirmiş olmalı.

Büyük ama çok güçlü bir olasılıkla Merkez Bankası hala ABD tahvili tutuyor olmalı.

Ama nerede?

Avrupa’da kağıt saklaması yapan (custodian) ve tahvil-hisse ve nakit takasını (clearing) yapan ana bir merkez var; orada. Euroclear.

Dünyada tahvil-hisse senedi takası ve saklamasının yapıldığı ilk üç merkezden biridir Euroclear. Hem de merkez bankalarının kullandığı.

Euroclear merkezi nerede? Belçika’da.

Peki o zaman fotoğrafa bakalım hep birlikte.

Aşağıdaki grafik, ABD tahvili tutan ülkelerden Belçika ve Türkiye’yi birlikte gösteriyor. Belçika ülke olarak böyle yüksek rezerv tutan bir ülke değil. EuroClear’a park eden ABD tahvilleri de ABD’de o ülkenin tahvilleri olarak görünüyor.

Amerika’ya kızsanız da dolara ihtiyacınız var. Doları da nakit olarak tutmanız kurumsal riskler nedeniyle çok yüksek miktarlarda mümkün değil.

Bu yüzden dolarları kağıtta tutup, bu kağıtları da Avrupa’da tutmayı tercih etmiş görünüyor Ankara.

Reklamlar
2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, para politikası

Çandaki siyasetin otu

Merkez Bankası’nın son dönemde, yasayla verilen görevden çok siyasetin ihtiyaçlarına meylettiği görülüyor.Banka bugünkü toplantıda söyledikleriyle enflasyon ve rezerv konusunda piyasayı ikna edemedi.

www.dw.com/tr için yazdım.

Okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayın.

https://www.dw.com/tr/analiz-%C3%A7andaki-siyasetin-otu/a-48552535

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, siyaset

Krizde seçim molası bitti

Seçimden bu yana bir ay geçmesine karşın ekonomi politikasında adım atılmamış olması durgunluk ve maliyet baskısı altında şirketler kesimini zorlu bir patikaya sokuyor. Merkez Bankası ise yeni bir deney peşinde.

Yazımı okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayın:

https://www.dw.com/tr/analiz-krizde-se%C3%A7im-molas%C4%B1-bitti/a-48510819

2018 Ekonomik Krizi, Bankacılık, Ekonomi, siyaset

Sonuçlar da döviz kuru da askıda bekliyor

Ekonomi politikasında kurum ve kuralların altını boşaltan Ankara’nın bizatihi kur baskısı yarattı. Metropol kayıplarından sonra yapısal reform iddiası gerçekçi değil.

Seçim sonuçlarının kabullenilmemesi ve de seçim iptali gibi gelişmeler kur üzerinde baskı yapacak.

Bunun örneği Büyükçekmece ile ilgili bir itirazın yanlış anlaşılmasında yaşandı. Kur dalgalandı. Ne anlama geliyordu?

DW Türkçe için yazdım. Şuradaki bağlantıya dokunarak okuyabilirsiniz: Sonuçlar da döviz kuru da askıda bekliyor

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi

Kur bir günde neden 30 Kuruş (yüzde 6) patladı?

Kur bir günde neden 30 Kuruş (yüzde 6) patladı?
DW Türkçe için yazdım
Analiz: Kur neden patladı?

Okumak için aşağıdaki linke tıklayınız.
https://www.dw.com/…/analiz-kur-neden-patlad%C4%…/a-48038058

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, siyaset

Altından al haberi

 

DW Türkçe için yazdığım yazının grafikli ve tablolu hali:

Şuradan da dinleyebilirsiniz:

Halk Bank yöneticisi Hakan Atilla’nın Mart 2017’de Reza Zarrab davası ile ilintili olarak ABD’de tutuklanması sonrasında, olası bir yaptırım veya mali cezaya karşı Ankara’nın aldığı önlemler arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) döviz ve altın rezerv politikasının hızla değiştirilmesi de vardı.

Birincisi, Merkez Bankası mevcut döviz rezervlerinin bir bölümünü altına çevirirken, en başta ABD Merkez Bankası FED’de duran 28.7 ton altın rezervlerini başka merkezlere taşıyarak sıfırlamıştı. Böylelikle hem altın rezerv artışı hem de yurtiçine kaydırma amaçlı transferler nedeniyle yurtiçindeki altın varlıkları 100 tondan fazla artmıştı.

İkincisi de Merkez Bankası, döviz rezervlerini tuttuğu yatırım alanlarının en başında gelen ABD devlet tahvili varlıklarını azaltmaya başlamıştı.

Amerikan Hazine Bakanlığı verilerine göre; Türk Merkez Bankası’nın Kasım 2017’de 61 milyar dolar olan ve FED’de saklamada duran ABD tahvil mevcutlarının hızla azaltılarak Ocak 2019 itibariyle sadece 3.2 milyar dolara çekildiği görülüyor. Temmuz sonunda 30 milyar dolara yakın olan tahvil mevcudunun, ağustos ayında ABD ile Rahip Brunson krizi sonrasında neredeyse sıfırlandığı anlamına geliyor.

15 Mart Cuma günü yapılan Merkez Bankası Genel Kurul toplantısı sonrasında yayımlanan Yıllık Rapor’da yer alan verilere göre; bu tahvil azaltımı sonrasında Merkez Bankası’nın döviz varlıklarını “vadesiz hesaplarda” tuttuğu görülüyor. 2017 sonunda 7.2 milyar dolar olan “vadesiz mevduat” seviyesi, 2018 sonunda 33.9 milyar dolara çıkmış. Bunun da ABD dışındaki muhabir bankalarda yapıldığına hiç şüphe yok.

Yine raporda yer alan verilere göre; Merkez Bankası 2018 boyunca yurtdışındaki altınlarını yurtiçine kaydırmaya devam etti.

2018 sonu verilerine göre; Merkez Bankası’nın toplam altın rezervleri zorunlu karşılıklar için tutulan altınlardaki azalış nedeniyle 76.3 ton düşerken, kendi malı olan altın rezervleri 53.8 ton arttı.

Merkez Bankası’nın yurtdışında tuttuğu altın miktarını azaltmaya devam ettiği gözlendi. Banka, Britanya Merkez Bankası’nda tuttuğu altın miktarını kayda değer miktarda azalttı: 278.8 ton.

Peki ne oldu bu altınlara? Yurtiçine taşındı. Borsa İstanbul nezdindeki altın saklama kasalarına taşındı. Miktarı ise 221 ton.

Böylece 2016’dan bu yana Türkiye’ye getirilen altın miktarı 324 ton oldu.

Merkez Bankası’nın altın rezervlerinin yüzde 80.2’si artık Türkiye sınırları içinde. Bu oran 2016’da yüzde 17 idi.

altın 2

Merkez Bankası’nın verilerine göre; 2019 başından itibaren iki aylık dönemde de Banka yeniden altın rezervi artışına yöneldi. Merkez Bankası döviz rezervlerini yeniden altına çevirmeye başladı. Kendi malı olan altınlara yeniden bir 40 ton altın eklendi. Bankanın döviz rezervlerinden altın rezervlerine kaydırma hareketine yeniden başlayarak 1.4 milyar dolarlık altın almasının, ABD Başkanı Trump’ın danışmanı ve damadı olan Jared Kushner’in şubat sonundaki Ankara ziyareti sonrasına rastlaması da ilginç bir tesadüf olsa gerek.

 

TCMB T-note stok

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi

10 maddede ABD krizi sonrası ödemeler dengesi

 

Ağustosta ABD ile yaşadığımız krizin ardından görülen mali çalkantıyı “dış güçlere” bağlayan siyasetçilerin söylemediği tam olarak şu: Bu kriz Rahip Brunson’dan önce de “geliyorum” diyordu.

Ödemeler Dengesi tablolarına bakan, geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştıran biri bunu çok açık biçimde görebilir.

4 aylık Nisan-Temmuz dönemi Türkiye’de seçim kararı alınması ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi kapsayan bir dönem oldu.

Bu dönemdeki Türkiye’nin dış alemle fon akım ilişkisini gösteren ödemeler dengesi verileri ne diyor?

2018’in Nisan-Temmuz döneminde Türkiye 16.7 milyar dolar cari açık verirken, sadece 4.2 milyar dolarlık bir finansman sağlanabilmiş. Ancak 7.9 milyar dolarlık “bilinmeyen” giriş ya da sağlanan kaynakla rezerv azalışı 4.6 milyar olarak tutulabilmiş.

Sonuç şu 2017’deki “başabaş” dengeden çok uzaklaşılmış.

Ağustos ayında ise malum ABD ile Rahip Brunson krizi başgösterdi. Krizin faturası ağustos ödemeler dengesi verilerinde yer alıyor; cari açık yerine cari fazla verirken, finans hesabından 14.3 milyar dolarlık çıkış olmuş. Bunun 3.6 milyar doları net hatra noksanla karşılanırken, rezerv azalışı 8 milyar dolar.

Nisan-Ağustos olarak bakılırsa 14.1 milyar dolarlık açığa 10.1 milyar dolarlık finansman hesabı çıkışı eklenmiş; bunun 12.7 milyar doları rezervle karşılanırken, 11.5 milyar doları net hata ve noksan ile kapatılmış.

Son yıllardaki en sert ödemeler dengesi krizi bu.

Aşağıda 2018’in tabloları, onun da altında 2017’nin tabloları yer alıyor.

Karşılaştırma çok rahat biçimde yapılabiliyor; cari açık ve finansman hesabı sayılarına dikkat.

Cari açık kendi işaretini taşırken, finans hesabında girişler (-), çıkışlar (+) işaretli yer alıyor. Net hata noksan ve rezervler de kendi işaretinde.

Ödemeler Dengesi (milyon dolar)

Ekran Resmi 2018-10-13 00.58.36

 

Son 12 aylık toplam ise şöyle:

Ekran Resmi 2018-10-13 01.13.24

51 milyar dolarlık açığa sadece 10.8 milyar dolar finansman gelirken, 20 milyar dolar rezerv eritmişiz; kabaca 20 milyar dolar da bilinmeyen bir giriş ya da kaynakla kapatılmış.

“Bilinmeyen kaynak” yurtiçi yerleşiklerin yurtdışındaki mevduat hesaplarından yaptıkları ödemeler aslında.

Ağustos ayı tek başına “ani duruş” tablosu veriyor. (Finans hesabındaki + ters okunacak: Çıkış)

Ekran Resmi 2018-10-14 18.56.30

Ağustos’ta ne mi oldu?

  1. Cari açık yerine fazla verdik; bu ekonominin derin bir durgunluğa girdiğinin işareti. 2.6 milyar dolarlık cari fazlaya, 14.3 milyar dolarlık finansman çıkışı olmuş. Bu ödemeler dengesi tarihinde bir rekor.
  2. Bu durum, yani hem cari fazla verirken hem de finansman çıkışı en son Ekim 2003’te olmuş.
  3. En yakın durum; 2008 Lehman krizi tetiklendiğinde finansman çıkış başlamış, ama cari fazla verir duruma gelmemiştik. 2008-2009 arasında aylık ortalama 3 milyar dolar cari açık verirken, şubat 2009’da küresel krizin en dip noktasında cari açık 203 milyon dolara düşmüş, buna 1.5 milyar dolarlık finansman çıkışı eşlik etmişti. Mart ayında da 1 milyar dolarlık cari açığa 1.8 milyar dolarlık finansman çıkışı eşlik diyordu.  Bu tabloda, 2009’un ilk çeyreğindeki ekonomik küçülme yüzde 14 olmuştu.
  4. Ağustos’taki 14.3 milyar dolarlık çıkışın; 1.8 milyar doları portföy çıkışı, 12.5 milyar dolarlık bölümü ise bankalardan çıkan finansman. Bu boyutta bir çıkış tarihsel seri içinde görülmemiş bir çıkış.
  5. Böylesine devasa bir çıkış, izleyebildiğim kaynaklardan edindiğim izlenime göre henüz yerine konulamadığı bir tarafa, az da olsa telafi edilmiş de değil.
  6. Bunun göstergesi de Merkez Bankası döviz rezervlerindeki değişim; Eylül sonunda Merkez Bankası altın ve döviz toplam rezervleri Ağustos sonuna göre 4 milyar dolar daha düşük.
  7. Eylül ayında da ödemeler dengesindeki kanamanın devam ettiği çok açık.
  8. Bir adım daha gidelim; 11 Ekim itibariyle Merkez Bankası rezervlerinin Eylül sonuna göre kabaca 1 milyar dolar daha düşük olduğunu hesaplıyorum.
  9. Geldiğimiz yer şu: Ağustos ayındaki şoktan sonra önlem almak yerine palyatif ve yasakçı adımlar geldi. Bu da kanamaya engel olamadı. Ağustos sonuna göre kabaca 5 milyar dolar daha düşük bir rezerv yapısı bize bunu söylüyor.
  10. Bu tablo, yılın son 5 ayında sert durgunluğa işaret ediyor.

 

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası, siyaset

7 haftalık hasar raporu

Brunson krizi ile daha da tetiklenen ekonomik krizde Merkez Bankası’nın TL’yi savunmasına izin verilmemesi kuru tetikledi ve döviz rezerv kaybına yol açtı.

21 Eylül haftası da “kanama” devam etti. Döviz rezervi 2 milyar 572 milyon dolar azalırken, altın rezervi de 820 milyon dolar düştü. Geçen haftanın toplam rezerv kaybı böylece 3.3 milyar dolar oldu.

Aradan geçen 7 haftada toplam döviz rezervi kaybı 14.4 milyar dolar, altın rezervi kaybı ise 4.2 milyar dolar oldu. Merkez Bankası’nın 7 haftalık toplam rezerv kaybı 18.7 milyar dolara ulaştı.

Katar Merkez Bankası ile yapılan 3 milyar dolar karşılığı swap işleminin de bu tabloda pozitif katkısı var. Eğer bu “kozmetik swap” olmasaydı tablo daha vahim olacak, toplam rezerv kaybı 21.7 milyar dolar olarak okunacaktı.

Ekran Resmi 2018-09-27 11.00.44

TL’yi savunmak için yapılması gereken faiz artırımdan kaçınmak için BDDK eliyle yan yollara sapıldı. Bu Türkiye’nin kredi riskini ve swap faizlerini patlattı. Sonunda “tabelada” kredi riski yükselen Türkiye’den rezerv çıkışı oldu. Bu işler böyledir; deneyimi iş başında kazanılacak iş değildir ekonomiyi yönetmek. Hatalı yönetimle risk primini yukarı itersiniz, rezerv kaybı olur; “yumurta tavuk” döngüsü gibi “rezerv kaybı var Türkiye riskli” demeye başlarlar.

Hatalarınızla sonuçta hane halkını ve şirketleri vurursunuz.

Sonunda ise “ekonomik sıkıntıların Brunson’la ilgili yok” dersiniz.

Adına ne derseniz deyin; ekonomik sorunların da, sıkıntıların da Türkiye’nin yönetilmesiyle ilgisi var.

Partisini kurma çalışmalarını yürütürken 2001 krizi için ne demişti Erdoğan?

“…Ülke sorunlar sarmalı içinde hapsedildi. Ekonomik kriz, edilgen ülke konumuna düşme, hak kısıtlamaları, dışarda itibar kaybetme, bunalıma neden oluyor. Tek çare seçime gitmektir. Kadrolarımız sorunları tek tek çözmeye muktedirdir. Seçim gününün gelmesini sabırsızlıkla bekliyoruz. Seçim, seçim, illa seçim diyoruz” diye konuştuktan sonra, söyledikleri şöyle yer alıyor:

“Ekonomik, siyasi ve sosyal krizin arkasında “sadece yönetim krizi” olduğunu, yatırımcının güven ortamı bulamadığı için yatırım yapmadığını ifade etti.”

Ekonomi, para politikası

Katar’dan 3 milyar dolar (*) gelmiş

6 Eylül tarihli Merkez Bankası bilançosu gösteriyor ki; Merkez Bankası ile Katar Merkez Bankası arasındaki swap anlaşması işlem yerine getirilerek hayata geçmiş.

Merkez Bankası bilançosunda 6 Eylül günü tam 3 milyar dolarlık rezerv artışı dikkatimi çekti. Bankalar her zaman zorunlu karşılık ya da teminat deposu yatırır-çeker; bu yüzden rezerv hareketi hep olur.

Ancak rezerv artışı vardı da aynı zamanda da net döviz pozisyonundaki 3 milyar dolarlık artış eşlik ediyordu. 5 Eylül tarihinde altın dahil 27.4 milyar dolar olan net döviz pozisyonu 6 Eylül günü 30.4 milyar dolara çıkıyordu.

Bunun anlamı şu; Merkez Bankası ya döviz satın almıştı, ya da swap yapmıştı. Merkez Bankası’na döviz satacak olan sadece Hazine. Onların da hesaplarında belirgin bir değişim yoktu. O zaman bu swap işlemi idi; Merkez Bankası’nın TL verdiği, döviz aldığı türden.

Şöyle olmuş: Swap işlemi ile Katar Merkez Bankası 3 milyar dolar karşılığı Katar Riyali vermiş olmalı, karşılığında da TL almış olmalı. Merkez Bankası’nın aldığı bu riyaller Katar Merkez Bankası’ndaki Merkez Bankası’na ait hesapta duruyor olmalı. Bu durumdagiden-gelen bir döviz yok. Bu işlemin diğer bacağındaki TL’ler de muhtemelen Merkez Bankası’nda Katar Merkez Bankası’na açılmış TL hesabında duruyor olmalı. ZiraMerkez Bankası açık piyasadan verdiği parayı artırmadığı (hatta 2 milyar azaltmış) halde bankaların Merkez Bankası’nda tuttuğu mevduat 17.8 milyar TL artmış.

Tüm bunlar swap hayata geçmiş diyor.

“Peki bu bizim ne işimize yarayacak?” sorusunu soranlara yanıtım şu; bilanço daha gösterişli oluyor; rezervler 3 milyar dolar artmış oluyor. Hepsi bu.

 

(*) Not: Yazıyı tamamladıktan sonra farkettim ki başlık yanıltıcı. Yazı açıklıyor ama gelen dövizin dolar değil Katar Riyali olduğunu, bunun da Katar’da park ettiğini bir daha vurgulamak istedim.

 

20 Ağustos’taki açıklama şöyleydi: (Siyah ve altı çizili bölüm benden)

“Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Katar Merkez Bankası (QCB) arasında, 17 Ağustos 2018 tarihinde Doha’da düzenlenen bir törenle, ikili bir para takası (swap) anlaşması imzalanmıştır.

Söz konusu anlaşma 3 milyar USD karşılığı Türk Lirası ve Katar Riyali cinsinden imzalanmıştır. Anlaşmanın temel hedefi yerel para birimleri üzerinden gerçekleştirilen ticareti kolaylaştırmak ve iki ülkenin finansal istikrarına destek sağlamaktır.”

Ekonomi, para politikası, Uncategorized

Merkez neden endişelendi?

Merkez Bankası bugün bir duyuru ile bankalara sağlanan likidite imkanını 13 Ağustos öncesindeki limitlerin iki katı ile sınırladı.

Ekran Resmi 2018-08-29 11.40.48

13 Ağustos’ta limitsiz olarak kullandıracağını ilan etmişti.

Ekran Resmi 2018-08-29 11.56.59

Peki ne oldu da Merkez Bankası birden TL likiditeyi kısma kararı aldı? Daha doğrusu “limitsiz gecelik pencereyi” limitli hale getirdi?

Bunun sonucunu not edelim; “iki katı” limitin üzerinde borçlanma ihtiyacı olan bankalar “geç likidite penceresine” düşecekler yani yüzde gecelik yüzde 19.25’ten yüzde 20.75’e itilecekler.

Peki neden?

BDDK Türkiye’deki bankalara swap limitlerini (yabancı bankalara TL verip, döviz alımında) iyice kısınca TL faizleri yüzde 30’a vurmuştu. Olasılıkla yüzde 19.25’le Merkez Bankası’ndan borç alıp repo işlemlerine akan bir arbitraj yaratılmış olabilir.

Swap piyasasını, zihinlerdeki “TL borçlanıp bununla dolar alıp TL’yi zayıflatıyorlar” zannıyla cendereye alalım derken, bir bakmışsınız swap pazarı “ayağınıza gelmiş”.

Merkez Bankası’nın dünkü TL fonlaması 165 milyar TL ile rekor kırdı. Her ne kadar günün sonunda 8 milyar TL’si geri dönmüş olsa da 157 milyar TL’lik net fonlama da rekor.

Buradan hareketle olsa gerek “hımm, demek ki BDDK’nın swapla sıktıkları bize geldi; o zaman bunu da kısıtlarız” mekanizması çalışmış olmalı. “İhtiyaçtan fazla borçlanma; limitin iki katı alanın var” denilmiş bankalara.

Hala “kulağı tersten” gösterme ısrarı var; finansal aracın fiyatını değiştirmekten kaçınıp, kanallarını daraltmayı marifet bilen “teknokratlar” iyi bir iş yaptıklarını zannediyorlar.

Olan şu: Swap piyasasını altüst ederek, riskini azaltmak isteyenleri CDS gibi alanlara sürükleyip, buradaki risk primlerinin patlatılmasıyla son buldu.

Stigma şu: CDS primleri patladığından, artık Türkiye kredi fiyatlamalarına bakmayıp “uzak dur” atmosferine yol açılıyor. Bunun da ödemeler dengesinde “Sudden stop” denilen bir sermaye akışı duruşuna yol açması muhtemel.

Merkez Bankası TL’yi savunmak için, “bir cisim gibi çarpmak üzere” yaklaşan enflasyona karşı kalkanları açmak yerine “miktarı daraltarak” etkili olacağını sanıyor. Uzun vadeli tahvil pazarında işlem ve fiyat oluşmadığı günlerden geçiliyor.

Hani “sadeleşmeye” geçilmişti? Şimdi yeniden aynı yollardan geçiliyor…

Tüm bu olanlarla Merkez Bankası’nın döviz ve altın rezervleri düşüşe geçti.

Muhtemeldir ki Merkez Bankası’nı da endişelendiren bu oldu: Beklediğinden daha fazla rezerv kaybı ve TL’nin değer kaybının durmaması.

13 Ağustos’la başlayan rezerv azalışı devam ediyor ki buna Merkez Bankası’nın döviz ve altın zorunlu karşılıkları serbest bırakma kararı ile de bilinçli olarak yol verildi.

Banka 6 Ağustos’ta aldığı kararla 2.2 milyar dolar, 13 Ağustos’ta aldığı kararla 6 milyar dolar döviz 3 milyar dolar altın karşılığı serbest bırakma kararı almıştı.

6 Ağustos-24 Ağustos arasında; 7.8 milyar dolar döviz rezervi, 2.3 milyar dolar (50 ton) altın rezervi azalışı ile toplam 10.2 milyar dolar rezerv azalışı oldu.

Bayram tatili bitip de piyasalar açılıdığında rezerv kaybının devam ettiği görülüyor.

2 günde; 27 ve 28 Ağustos günlerinde kabaca 5.2 milyar dolarlık rezerv kaybı olmuş.

Böylece 3-28 Ağustos’ta toplam rezerv kaybı 15.4 milyar dolara ulaştı.

3 Ağustos’ta 102.9 milyar dolar olan döviz ve altın rezerv toplamı, 28 Ağustos günü kabaca toplam 88 milyar dolara gerilediğini hesaplıyorum.

Ankara’dakiler TL’yi savunmak ve faizleri artırmak yerine rezerv kaybına razı olmuş görünse de bu durum sürdürülebilir değil.

O halde neden seyrediliyor? Neden daha fazla bedel ödeniyor?

Kasım ayından bu yana Merkez Bankası rezervlerinin yüzde 25’ini kaybetti.

Seçim kararı alındığından bu yana ise yüzde 22’sini.

Tek başına rezerv kaybı bile TL’nin değer kaybı için bir “stigma” halini alabilir.

“Dış güçler”, “ekonomik savaş” bahanesini bırakıp TL’yi savunmak için çok geç olmadan adım atılmalı…

 

Ekran Resmi 2018-08-29 18.07.40