Ekonomi, Yaşam

Şarap sektörü sivil çabalarla ilerliyor

Türkiye’de bütünlüklü bir ekonomi politikası hiç olmadı. Hedefli ve planlı bir politika izlenmediği için mikro düzeyde de bunun izlerini görmek mümkün. Et fiyatları yükselir, yapısal müdahale yerine palyatif yola başvurulur et ithal edilir. Et fiyatları baskı altına alınır. Besiciler maliyet baskısı ile yüz yüze kalıp daha az üretme ya da üretmeme yoluna gider. Kendini besleyen açmaz döngüler devam eder.

Turist gelsin istersiniz, gelir; kendi üretiminizi görmezden gelip, turiste tüketeceği içkiyi ithal edip neredeyse geldiği ülkenin çiftçisine, üreticisine kazandırırsınız.

2018 Nisan itibariyle Türkiye’ye son 12 ayda gelen turist sayısı 34 milyon iken, bunun 11 milyonu OECD ülkelerinden gelen turistlerden oluşuyordu. Yani ‘para harcayan’ turistler grubundan. 2024’ün nisanına geldiğimizde, son 12 ayda gelen turist sayısı 50 milyona, OECD ülkelerinden gelen turist sayısı da 22 milyona dayandı.

Gelen turistlere satabileceğiniz en önemli tüketim kalemi yeme-içme. Harcamalar içindeki payı beşte bir oranında.

2023’ün tamamında ülkemize gelen turistlerin harcadığı para 55.8 milyar dolar. Bunun yüzde 19’u yani 10.9 milyar doları yeme-içme. 2018’de toplam turizm geliri 35.9 milyar dolarken yeme-içmeye ayrılan bütçe 6.8 milyar dolardı.

En katma değerli kalemlerden biri de alkollü içkiler. 2018’de Türkiye’de toplam alkollü içki pazarı (mutlak alkol eşdeğeri olarak, üretim ve ithalatla pazara arz edilen miktar) 82.7 milyon litre iken, 2023’te 105.7 milyon litreye ulaştı. Yüzde 27.7’lik bir pazar büyümesi demek. Bunda turizmin çok büyük etkisi var.

Peki artan talebi hangi kaynaklarla, ya da üretimle beslemiş sektör?

22.9 milyon litrelik mutlak alkol eşdeğeri artışın kaynaklarına bakınca, ek katkı üç ana kalemden geliyor; yüzde 36’sı bira, yüzde 34’ü viski, yüzde 10’u rakıdan geliyor. Şarap ise yüzde 3 gerilemiş. Rakının iç tüketim kaynaklı bir artış olduğuna hiç şüphe yok. Ama Pazar payı gerilemiş bile.

Pazar bira ve viski ile büyümüş. Cin-rom gibi içkilerin artışındaki etkenlerin başında ‘trendler’ geliyor. Perakende sektöründen bir uzman, “instagram etkisi” diyerek açıklıyor bunu. Kim sektörün içindeki diğer uzmanlar da bunu onaylıyor; dünyada da kokteyl trendini buna bağlıyorlar.

Nitekim Türkiye’de pazar paylarındaki göreli paylar şöyle değişmiş:

Şarap pay kaybederken tamamen ithalatla piyasaya arz edilen viski hızla payını yüzde 11.2’ye çıkarmış. Tabii ki bunda temel etkenlerin başında 2018-2023 döneminde enflasyonu patlatan makro politikalar geliyor. Yerel üzüm müstahsili ve şarap üreticisi, işçilik ve lojistiğinden şişeye kadar maliyet patlaması ile yüz yüze kaldılar. Yurtdışında viski üretip Türkiye’ye ihraç ederek raflara ürününü koyan şirketlerin maliyeti ise ağırlıkla kur artışı oldu. Dolayısıyla göreli fiyatlar şarap-viski fiyat haddini viski lehine değiştirdi. Sonuçta kaybeden yerel üretici olurken, başka ülkelerin çiftçileri, üreticileri Türkiye’ye daha fazla ürün satarak kazançlı hale geçtiler.

2023’te Türkiye’de üretilen şarap miktarı 65 milyon litre. Beş yıl öncesinde yani 2018’de ise 75 milyon litre üretiliyordu.

Eğer mutlak alkol eşdeğeri ile bakarak karşılaştırırsak; 2018’de 9.3 milyon litre saf alkol eşdeğeri şarap üretilirken, 3.2 milyon litre saf alkol eşdeğeri viski ithal edilmiş. 2023’te şarap 8.1 milyon litre saf alkol eşdeğeri üretilirken, viski 11.5 milyon litreyle rekor kırmış.

Sahi Ankara’da politika yapıcılardan kimse bu toprakların değerlerine, üzümüne sahip çıkmak istemiyor mu?

Benim izlenimim, Tarım Bakanlığı’ndaki alkollü içkilerle ilgili daire şarap üreticilerini nasıl ‘döveceğine’ odaklanmış; bandrol kısıtlamaktan, ceza yağdırmaya…Bunu yaparak viskinin önünü açıp Britanyalı ve ABD’li üreticiye yol veriyorlar.

Türkiye 2018’de 50 milyon dolarlık viski ithal ederken, 2023 yılında 145 milyon dolarlık ithalat yaptı. 2024’ün ilk 4 ayında ise 49 milyon doları buluyor. Bunun yüzde 83’ü Britanya’dan ithal ediliyor.

Son yıllarda şarap ve şaraba dayalı bağcılık sivil çabalarla ileriyor. Yeni oluşumlar oluşturulup harekete geçiliyor, konferanslar düzenleniyor. Politik ajandalı ‘kitle dalkavukluğu’ nedeniyle kamu desteği ise ‘sıfır’. Çoğu üretici ise “aman gölge etmesin” savunmasına çekilmiş durumda.

Kök Köken Toprak Konferansı

Kök Köken Toprak 2024- Anadolu’nun Miras Üzümleri Konferansı III, 9 Haziran 2024 günü İstanbul’da Feriye’de yapıldı. 2022’deki ikinci konferansta konuşmacı ve moderatör olarak katılmıştım. Bu defa üçüncüsüne izleyici olarak katıldım.

Bu konferans, 2019’da yapılmaya başlandı. Amaç, Anadolu’nun miras bağlarını ve üzümlerini tanıma ve koruma.

Fotoğraflar: Bilal Çankaya

Türkiye 1915’te tehcir, 1922’de mübadele ile şarapçılıkta deneyimli yurttaşlarını kaybettiğinden, izleyen yıllarda kadim bağ alanlarını da yıldan yıla kaybediyor. Günümüzde, üzüm yetiştiren ama bundan sirke-pekmez üreten, sofralık ya da kurutmalık olmaktan öte pazarlara daha katma değerli halde fazlaca sunamayan bir patikada patinaj halinde.

Üzüm yetiştiriciliğinde küresel düzeyde ilk 4’te, ama yetişirdiği üzümün sadece yüzde 2-3’ünden şarap üreten bir ülkeyiz. Bir taraftan şaraplık üzüm dikimi yapılırken, diğer taraftan yaşlı bağları günden güne kaybediyoruz.

İşte bu Konferansta “Anadolu’nun Yaşlı Bağlarının Güvencesiz Varlığı” başlığı ile sunum yapan ‘Heritage Vines of Türkiye’ oluşumu, çok değerli bir çaba ile Çanakkale Bayramiç’te Karasakız üzüm bağlarının haritalanmış envanterini nasıl çıkardıklarını sergilediler. Ayrıca Toroslar’daki Çömelek-Karacaoğlan-Uzuncaburç köylerindeki yaşlı bağların mikro teruar envanterini de. Aynı sunumda, dünyanın çok değer verdiği yaşlı bağların nasıl da güvencesiz biçimde kamyon kasalarında odun pazarlarına yol aldığını da…

Gözdem Gürbüzatik, Sabiha Apaydın Gönenli, Levon Bağış ve Umay Çeviker’in oluşturduğu bu oluşumun harekete geçmesiyle, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki şarap üreticileri Karasakız’a sahip çıkmaya başladılar. Bu da yerel müstahsillerin yaşlı bağlara tekrar sarılmasını getiriyor.

Kaynak: Heritage Vines of Türkiye

Konferansta, bağcılık ve şarapçılık alanında paydaş olan kesimlerin sunum ve panellerini izledik.

Türkiye’nin şaraplarını kadınlar yapıyor

İlk panelde profesyonel kadın şarap yapımcılarının (winemaker) kişisel deneyim ve mesleki saptamalarını dinledik. Belli başlı çoğu şarap üreticisi firmanın sahipleri kadar, winemaker’ları da kadın. Hem de 20 yıla uzanan deneyimleriyle. Vurguladıkları en önemli konu da buydu; Türkiye’de kadın winemaker’ların oranının oldukça yüksek olduğu, bu işin gediklisi Fransa’da yüzde 20’yi, ABD California’da bile yüzde 15’i geçmeyeceği vurgulandı.

Peki kadınların sırrı neydi? Hepsi mutabık biçimde şunu vurguladılar; titizlik, ayrıntılara dikkat, adanmışlık. Bir de işin değişen doğasından gelen taraf var; o da geleneksel yoldan ilerleyen şarapçılıkta geçmişte ‘erkek gücüne’ ihtiyaç varken artık ilerleyen makineleşme ve otomasyon ile fiziksel güce ihtiyaç eskisi gibi değil. Fransa gibi şarapçılıkta eski olan ülkelerde geleneksel olarak çoğunlukla erkekler çalışıyor. Genç Türkiye ise şarapçılığın ‘yakın çağında’ olduğundan kadınlar yer buluyor.  Sadece bu değil, bağcılıkta da kadınların emeği çok büyük.

Semril Zorlu, Özge KaymazFulya Akıncı Hernandez ve Sanem Karadeniz’in katılımıyla yapılan winemaker’lar bölümü Göknur Gündoğan’ın moderatörlüğünde ilgiyle izlendi.

Şarapçılıkla uğraşanların bin bir sorunu varken konu bu değil belki ama yerel üzümler için Türkiye şarapçılığında ‘eşik’ olacak konuyu ise Fulya Akıncı Hernandez cesaretle vurguladı; apelasyon konusu. Hernandez’e göre her yerde her şeyin üretiliyor olması kaliteyi de zorluyor.

Politika yapıcılar alkollü içki pazarına ‘tu kaka’ gözüyle baktıkları için Türkiye şarapçılığı için kıllarını kıpırdatmıyor. Nerede kaldı ki apelasyona kolları sıvasınlar…

Öküzgözü ve Boğazkere’ye el verenler

Benim en çok ilgimi çeken sunumlardan biri de Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Prof. Dr. Hüseyin Karataş’ın yaptığı sunum oldu. Bu bölümde, Karataş Diyarbakır ve yöresinde katma değerli hale getirilebilecek üzüm çeşitlerini paylaştı. Boğazkere ve Öküzgözü üzüm çeşitlerinde verimli ve dayanıklı asmaların belirlenmesi için yaptıkları uzun soluklu çalışmaları anlattı. Boğazkere için 12 bin 200 omcadan, Öküzgözü için de 9 bin 700 omcadan en dayanıklı ve verimli 30’ar kök belirlenmiş.

Yine Elâzığ Koruk köyünde Öküzgözü ve Kösetevek üzümlerinden şaraplar üreten Kuzeybağ’dan Hayri Arpa da “Yaşlı Asmaların Koruyucuları- Mirasın Sürdürülmesi” başlıklı bölümde deneyimlerini paylaştı. Levon Bağış moderatörlüğünde Kayra’dan Hakan Hece, Xalta’dan Fırat Doğan da deneyimlerini paylaştılar.

Üçüncü nesil üreticiler

Konferans’ta iki ayrı oturumda ‘üçüncü nesil’ şarap üreticileri de geçtikleri yolu, deneyimlerini ve şarapçılığa dair görüşlerini paylaştı. Kavaklıdere’den Cevza Başman, Sevilen’den Enis Güner, Doluca’dan Sibel Kutman Oral, Diren’den Ozan Diren, geçmişten geleceğe portre çizdiler.

Bu oturumlarda Enis Güner, bağcılık-şarapçılık alanında teknik lise açma planını da ilk kez orada açıkladı.

Hızla gelişen bağcılık ve şarapçılık alanında arz yetmiyor. Çünkü üreticiler üzüm bulamıyoruz diyorlar. Şarap üretimi için bağ dikimleri hızlanıyor. Ki burada da kısıtlar var. Yalvar yakar Tarım Bakanlığı’ndan şaraplık üzüm çubuklarının ithalatı için izin talep ediyorlar, kısıtlı izin veriliyor. Bazen hiç.

Bu tabloda yetişmiş uzman bağcılara ihtiyaç da çığ gibi artıyor. Enis Güner buna çabaladıklarını anlattı.

Cevza Başman‘a hangi bağ alanının yerinin başka olduğı sorulduğunda Kapadokya’yı işaret etti. Sahi Türkiye’nin tarihi miras alanları ile bağ alanlarını ve şaraplarını hikayeleştirmek Ankara’daki bürokratlar için bu kadar zor mu?

Sibel Kutman Oral ise Doluca’nın tarihçesini anlatırken, Türkiye’de 1940’lı yıllarda Meclis’te şarap üzerine oturum yapıldığına, apelasyon konusunda konuşmalar yapıldığına dikkat çekti.

Ozan Diren 10 milyon dolarlık şarap ihracatının oldukça düşük olduğuna işaret edip “10 milyon 100 milyon dolar olsa bambaşka olacak” dedi.

Uluslararası çapta sommelier’lerimiz var

Sommelier‘lik Mesleğinin İncelikleri, Restoran ve Müşteriler Üzerindeki Etkisi” başlıklı bölüm de oldukça eğlenceli ve bilgilendirici oldu.

IWSA-Uluslararası Şarap ve Distile Alkoller Akademisi Müdürü Ayça Budak’ın moderatörlüğünde 4 katılımcı vardı; Şans Restoran’ın işletmecisi Niso Adato, Michelin yıldızlı lokanta Vino Lokale’ın işletmecisi ve Michelin yıldızlı sommelier’si Seray Kumbasar, Sunset Restoran’ın sommelier’si ‘Muhteşem Süleyman’ Şen ve The Peninsula İstanbul’un Sommelier’si Nebiye Kaya.

Niso Adato, Türkiye’de yaklaşık 140 ‘fine dining’ lokanta olduğunu, bunların sadece yarısının sommelier’si olduğunu anlattı.

Bu nokta oldukça ilginç; zira bu konferanstan birkaç hafta önce İstanbul’da TURYİD tarafından düzenlenen Gastroekonomi Zirvesi’nin açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy yemeden bahsediyordu ama içme yoktu.

Kamunun turizm tanıtım ajansı olan Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) Genel Müdür Yardımcısı Dr. Elif Balcı Fisunoğlu’nun yaptığı sunumda, Urla, Kapadokya ve Trakya bağ rotası olduğu, ‘Türkiye’nin, şarap üreticiliği için yapılan üzüm üretiminde dünyada 4. Sırada olduğunu’ içeren bir slayt kullanılıyordu. Ki bu da doğru değil. Türkiye toplam üzüm üretiminde 4. Sırada doğru; ama bu yetiştirilen üzümlerin sadece yüzde 3’ü ile şarap üretiliyor. Tanıtım böyle yapılacaksa vay halimize…

Fotoğraf: Uğur Gürses

Gastroekonomi üzerine konuşup, bunun en önemli unsurlarından biri olan ve para harcayan turistlerin sofrasında olan şarap konuşulmuyor “bağ rotamız var” denilerek geçiştiriliyor. Örnek mi? TGA kamu kaynaklarından para harcayarak Michelin’i Türkiye’ye getiriyor. Gastronomimiz için iyi bir iş evet. Michelin, lokantalar yanında en iyi sommelier yıldızı da verirken ne eksik? Hiçbir Michelin lansmanına şarap üreticileri davet edilmiyor. Yeme var içme yok o kitapta.

Aynı Gastroekonomi Zirvesi’nde sunum yapan İspanyolların ise ‘gastronomi’ deyince, hatta ‘gastrodiplomacy’ diyerek kullandıkları slayt şöyleydi:

Screenshot

Fotoğraf: Uğur Gürses

TGA’nın amacı, web sitesinde kendi yazdıkları metne göre, “Türkiye’nin iç ve dış turizm pazarında bir marka ve cazibe merkezi haline gelmesi, somut ve somut olmayan doğal, kültürel, biyolojik ve insan ürünü mirasların keşfedilmesi, geliştirilmesi ve tanıtılması…”
Konuştuğum bir yetkili, bunun için GOTURKEY web sitesini işaret etti. Buradaki sayfalarda bağ rotaları ve üzüm çeşitlerinden metin olarak kısa notlar yer alıyordu, o kadar. Sorun şurada: Faaliyetlerin bir unsuru haline getirilmiyor.

Öküzgözü, Boğazkere, Kalecik Karası, Narince, Emir…Bunlar ve onlarcası bu ülkenin miras üzümleri ve dış tanıtımda gümbür gümbür anlatılması gereken ülkemizin biyolojik mirası.

Yine konuştuğum sektörde üst düzey olarak çalışan bir profesyonel, “bizim sürekli olarak üzümlerimizi konuşmamız lazım; örnek veriyorum, 5 sene boyunca hiçbir şey demeden, Kalecik Karası Kalecik Karası Kalecik Karası diyerek öne çıkaracak biçimde konuşmamız lazım. Hikâye üzümü anlatmakta” diyor.

Türkiye’nin 1459 adet üzüm çeşidi var (1). Bunlardan yaklaşık 40’ı kaliteli şarap yapmaya uygun.

İşletmeciler, lokanta adisyonlarında içkinin payının yüzde 30 olduğunu vurguluyorlar. Herhalde katma değerli turizm gelirini dert edinenlerin, en başta da ülke gastronomisine at gözlüğü ile bakan TGA gibi kurumların görüş alanına bu konuların ana maddelerden biri olarak girmesi gerekiyor; Türkiye’nin dış temsilciliklerinde zeytinyağlı ikram ederek katma değer yaratmak zor olsa gerek. Tüm uluslararası toplantılara özel pencere açıp Kalecik Karası, Öküzgözü ve Boğazkere’yi anlatacak uzmanları, sommelier’leri çağırsalar tablo bambaşka olacak. Ama irade yok.

Bal gibi efsane

Dönelim sommelier sayısına; Türkiye’ye gelip en rafine ‘fine dining’ lokantalarda yemek yiyen turistlere ülkemizin üzümlerini ve şaraplarını TGA değil küresel şöhret kazanan sommelier’ler anlatıyor. Bunların da sayısı sınırlı. İşte bu yüzden Niso Adato gibi işletmeciler sommelier yarışmaları düzenleyerek bu mesleğin bilinirliğini artırmaya çalışıyorlar.  Nebiye Kaya ise sommelier’lerin önemli işlevlerinden birinin de stok kontrolü ve yönetimi olduğunu anlatırken, işletme yönetimi açısından önemli bir noktaya değiniyordu.

Asıl önemlisi, konferanstan çıktıktan sonra öğreniyoruz ki; Ayça Budak’ın konferansta övgüyle bahsettiği uluslararası düzeyde efsane haline gelmiş sommelier İsa Bal, şarap servisi konusunda olağanüstü katkısı nedeniyle “Legend Award”  ödülüne layık görülmüş. Yani efsanesi mühürlenmiş.

Üzümlerimizin genomik kimlik ve bağlantısallağı

Bir başka oturumda ise Umay Çeviker’in moderatörlüğünde, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Viniculturist Doç. Dr. Hande Tahmaz Karaman’ın anlattıkları idi. “Anadolu Üzümlerinin DNA Profilleri ve Batı Veri Tabanları ile Karşılaştırılmalar” başlıklı sunumda, “Heritage Vines of Türkiye” oluşumunun girişimiyle Montpellier Grapevine Biological Resources Center (BRC) iş birliğiyle Türkiye’nin antik asma ve yerli üzüm çeşitlerinin genomik kimliğinin kapsamlı bir şekilde araştırılmasına yönelik geniş çaplı bir incelemeyi başlatmaya hazırlandıkları idi.

Girişimin ana odak noktası, 68 yerli üzüm çeşidinin (2) DNA profillerinin karşılaştırmalı analizini içeriyor. Böylece bu çeşitlerin dünya çapındaki yayılımının haritalandırılması hedefleniyor. Bir taraftan bilimsel çalışma ile genomik envanter bağlantısallığı kayda geçerken, bağcılık ve şarapçılık odaklı olarak Türkiye’de şarap üretiminde şu anda yer alan 68 üzüm çeşidinin DNA profillemesi yapılarak elde edilecek bilgilerle, terroir özelliklerini yansıtan özgün şaraplar üretme potansiyellerini açığa çıkaracak.

İşin başka bir boyutu, projeyle biyolojik çeşitliliğin korunması, iklim değişikliği dirençliliği ve bağcılığın tarihi gelişimi konularında alan açacak.

Hande Tahmaz Karaman, “aynı babalık-yakınlık testlerinde olduğu gibi, DNA dizilimleri içinde bazı basit tekrarların (mikro satelitler/”SSR marker” ları) tanımlanması sayesinde bu kıyaslar ve tespitler yapılabiliyor” diyor. Kıyas yapabilmek için ortak mikro satelitlere bakılmış olması gerektiğine, dolayısıyla Montpellier’deki SSR setini kullanarak tüm bu çeşitlerin tekrar analiz edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Sunumda ve sonrasında şunları öğrendik:

Boğazkere’nin bugün dünyada şaraplık olarak kullanılan çeşitlerin neredeyse tümünün ait olduğu ‘Vitis vinifera’ türünden ziyade, Ergani isimli ‘Vitis sylvestris’ türü (yabani asma) ile yüzde 87 akraba olduğu bulunmuş.
Öküzgözü’nün Elazığ’daki eski bağlarda sıkça bulunan Köhnü ile yakın akraba olması beklenirken, benzerlik sadece yüzde 60 olarak bulunmuş. Aksine Petite Syrah çeşidi ile yakınlığı yüzde 93.

Yine Öküzgözü’nün ebeveynleri Ermenistan arşivlerinde Arakseni Chernyi/Ararati olarak yer alırken Azerbaycan arşivlerinde Tavkveri/ Lkeny Chernyi olarak kayıtlara geçmiş. Narince’in ebeveynleri bulunmuş: Kalecik Karası ve Bekari üzümleri.

68 türün incelenmesi sonrasında kim bilir ne güzel hikayeler çıkacak, heyecanla bekliyoruz.

Şarabı ‘asortik’ yapan hikayesi

Konferansın en çarpıcı sunumu ise Yunanistan’ın Santorini adasında Gaia şaraplarını üreten Dr. Yiannis Paraskevopoulos’un sunumu idi. Adanın volkanik yapısını ve oluşumunu anlatarak başladığı sunumda, toprak yapısı ve içeriğinin, rüzgar ve güneşlenme özelliklerinin şaraplarındaki yoğunluk ve dokuyu, belirgin teruar niteliğini ve yaşlandırma potansiyelini nasıl etkilediğini gayet sistematik biçimde anlattı. Daha fazlası, geleceğe dönük üretim projeksiyonları konusunda aşağı yönlü ivmeyi de nedenleriyle paylaştı.

Fotoğraf: Uğur Gürses

Doğrusu bu sunum, bizdeki şarap üreticilerinden de bu tür paylaşımları bekleme konusunda çıtayı yükseltti. Yükseltti şundan; hem şarap üretimine sistematik ve süreçsel yaklaşımı itibariyle, hem de sunumun bütünü ile bir “Assyrtik-o Santorini hikayesi” sunmasıydı. Şarabın sadece şarap olmadığını çok güzel betimledi.

Dr. Yiannis Paraskevopoulos‘a üreticilere kamu desteğinin ne olduğunu sorduğumda AB çerçevesinde olduğunu not ederek “yüzde 80” yanıtını verdi. Küçücük Santorini’de 18 üretici olduğunu anlattı.

Bir başka oturumda Mey Diageo’dan Kalite Teknik ve İnovasyon Müdürü Koray Özcan ve Baş Şarap Yapımcısı-Kayra Şarapları Üretim Müdürü Murat Üner, Gözdem Gürbüzatik moderatörlüğünde “Türkiye’nin tek Coğrafi İşaretli İçkisi Rakının Üzümler Üzerinden Bağlarla Kesişen Yolu” başlıklı oturumda, ürettikleri içkilerin sadece ‘şişede’ bitmediğini, tarımsal üretim süreci ile yakından ilgili olduğunu vurguladılar. Anason ve üzüm üretiminde çiftçilerle paydaş ilişkisinin önemine değindiler.

Robinson 15 yıl sonra nasıl buldu?

Konferansın keynote konuşmacısı ise Britanyalı şarap uzmanı ve yazar Jancis Robinson’du. Hugh Johnson’la birlikte yazdığı “The World Atlas of Wine” (Dünya Şarap Atlası) adlı kitabı meraklılarının başucu kitabı olarak biliniyor. (Tam 416 sayfa, Türkiye’ye ise sadece 1 sayfa yer ayrılmış). 15 yıl sonra tekrar Türkiye’ye gelmesi, konferans ve sonrasındaki tadım dahil etkinliklere katılması sayfaları artıracak sanırım.

Robinson en çarpıcı yorum dokunuşunu, soru-cevap bölümünde yaptı; gelen, Türkiye’nin üzümlerinin ve şaraplarının uluslararası alanda daha fazla yer alması için ne yapılması gerektiği minvalindeki bir soruya, “birlikte hareket edin” diyerek, Türkiye’de şarap sektörünün en zayıf noktasına mühür vurdu.

Konferansın ertesinde Sabiha Apaydın Gönenli’ye hem genel değerlendirmesini sorduğumda, hem de Robinson’un tadım sonrasındaki değerlendirmelerini anlattı:

“Anadolu üzüm mirasının korunması temalı bu konferansı 2019 yılında başlatarak, 2024 yılında üçüncüsün tamamladık. Bu amaç doğrultusunda çalışan ancak birbirleriyle pek de etkileşimde bulunmayan akademisyenleri, yazarları, şarap üreticilerini ve tüketicileri bir araya getirmeyi ve onları ortak bir çaba göstermeye teşvik etmeyi hedefledik. Bu nedenle, yaklaşık 300 katılımcının oluşturduğu konferans topluluğu, bu insanlardan oluşan son derece tutkulu bir grup oldu. Birçok değerli konuşmacı ve oturumun yer aldığı ilk bölümden sonra ikinci yarıda açılış konuşmasını şarap profesyoneli ve yazar Jancis Robinson yaptı.”

Sabiha Apaydın Gönenli devam etti:

Robinson genel olarak küresel şarap endüstrisinin mevcut durumu ve trendleri hakkında bir genel bakış sunarak; İklim değişikliğinin getirdiği gereksinimlerin şarap endüstrisini nasıl şekillendireceği, henüz bu konuda gerçek bir çaba göstermemiş olan Türk şarapçılığını yönlendirmeye çalıştı. Son olarak, teknik tadım odasında deneyimlediği yerli üzümlerden yapılmış şaraplar hakkında genel bir değerlendirme yaparak, 15 yıl önceki izlenimlerinden çok farklı bir yerde olduğunu gördüğünü ve yerli üzümlerin potansiyelinin iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirtti

Dünya değişiyor, trendler ve alışkanlıklar farklılaşıyor. Bu kadar büyük potansiyele sahip bir ülke olarak kendimize doğru ve sağlam bir yer edinmeye çalışmalıyız. Madem yeniden başlıyoruz, o zaman eski usullerin yeni oyuncusu olalım. Bu doğrultuda, planlı, literatür sahibi ve yenilikçi bir bakış açısıyla geçmişin bizi engellemediği yeni girişimler için geçmişinden güç alan bir yapı oluşturalım” diyor.

Her şeyin özeti.

Uğur Gürses

Sektörle ilgili paydaşların görüşlerini yorum bölümüne yazarak katkıda bulunmalarını diliyorum.

Son bir not da Kök Köken Toprak kurucusu Sabiha Apaydın Gönenli ve başta Hafize Gül olmak üzere ekibi için; kusursuz bir içerikte üçüncüsü yapılan konferansın, uluslararası önemli konuşmacılarla saat gibi işleyen akışta planlanması ve hayata geçirilmesi kayda değer.

Daha fazla bilgi için: Kök Köken Toprak

Notlar:

  1. Tekirdağ Asma Arazi Gen Bankasındaki Bazı Üzüm Genotiplerinin Karakterizasyonu, Tamer UYSAL, Onur ERGÖNÜL, Ahmet Semih YAŞASIN, Aslı POLAT, Serkan CANDAR, İsmail ERYILMAZ, 2024, Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü.
  2. 68 üzüm cinsi: Adakarası, Acıkara, Ak Üzüm, Arya Özkan, Aşıkara, Barburi, Beylerce, Bılbizeki Boğazkere, Çakal, Çalıbağ, Çalkarası, Çatalkarası, Çavuş, Çumbul, Emir, Erciş Karası, Fersun, Fesleğen, Foça Karası, Gavdoni, Gök, Hasandede, Horozkarası,  Isabella, İş Bitiren, İt Üzümü, Kalecik Karası, Kanlıkara, Karalahna, Karaoğlan, Karasakız / Kuntra, Karkuş, Katıkara, Ketengömlek, Kıttıl Nafs, Kızıl Üzüm, Knidos Karası, Koku Üzüm, Kolorko, Kösetevek, Likya Ateşi, Likya Işığı, Mazrona, Merzifon Karası,  Misket, Msabik Heworo, Narınç, Narince, Osmanca, Öküzgözü, Panık, Papazkarası, Patkara, Pembe Üzüm, Raşe Gurnık, Selvi Karası, Sıdalan, Sıkkara, Sıksarı, Sultaniye, Sungurlu, Taş Üzüm, Ten Göynek, Tilki Kuyruğu, Urla Karası, Vasilaki, Yapıncak.

“Şarap sektörü sivil çabalarla ilerliyor” için 4 yorum

  1. Uğur , ne güzel özetlemişsin. Senin gıyabında Ülkemizin Şarapçılığını ve genelde tarımını geliştirmeye gönül verenleri alkışlıyorum.
    Teşekkürler …

  2. Sevgili Uğur Gürses’i kutluyorum. Çok kapsamlı bir değerlendirme yapmış. Görüşlerine katılıyorum. Özellikle son 20 yılda adeta günah keçisi ilan edilen ve açıkça söylenmese de önüne her türlü engel konularak iyice yıpratılmak istenen şarap sektörü ve görmezden gelinen köklü ve güçlü şaraplık üzüm gen potansiyelini, uzman görüşleri ile olgunlaştırarak çok güzel özetlemiş.
    Sektörün ayakta kalmasına ve güçlenmesine katkıda bulunan tüm paydaşların, aralarındaki dayanışmayı güçlendirerek sektörü daha güzel yarınlara taşıyacaklarına inanıyorum.

  3. Çok değerli bilgilerin bulunduğu bu makalede en etkilendiğim bölüm ne yapılmasıyla ilişkin sorulan soruya Robinson’un verdiği “birlikte hareket edin“ yanıtı oldu. 2016 yılında Suvla’nın kurucusu ve sahibi kadim arkadaşım Selim Ellialtı ile birlikte Suvla Canada Inc. şirketini kurduk ve benim yaşadığım yer olan Vancouver’a (British Columbia) Suvla şaraplarını ithal edip tanıtmaya ve satmaya başladık. ABD ve Kanada’nın en büyük festivallerinden olan ve 4 gün içinde 30.000 kişinin -en az 75$ ödeyerek- ziyaret ettiği Vancouver International Wine Festival’ine 2017 ve 2018 yıllarında katıldık ve Covid-19 öncesinde ağırlıklı olarak Vancouver’da olmak üzere 100’ü aşkın işletmede (restoran, bar ve içki dükkanları) bulunur, satılır olduk. O yıllarda yıllık 50 milyon şişe şarabın ithal edildiği bu eyalette yaklaşık 2.5 milyon şişe ile ithalattaki payı %5 olan İspanyol şaraplarını incelerken 5-6 şarap üreticisinin 4-5 yıl boyunca birlikte hareket ederek bu paya ulaştıklarını anlayınca benzer bir çalışma için bir proje yapıp gerek benim ulaştığım gerekse bana ulaşan üreticilerle paylaştığım bu proje (ön çalışma demek daha doğru olur) “birlikte hareket etmeme” engeline takılarak hayata geçmedi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.