demografi, Ekonomi

Bugünün gençleri nasıl bir yaşlılığa yürüyor? (*)

Yeni yıla girerken madalyonun bir yüzünde hüzün, diğer yüzünde umut ve hedefler olur. Hüznün çekirdeğinde geride bırakılan zaman ve anılar olurken, asıl hikâye yaş alma üzerinedir. Bir yılı daha devirmenin, yaşlanmanın hüznüdür. Bir taraftan da gelecekle ilgili planların ilk günüdür. Buna ‘yaşlılık planı’ da dahildir.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 65 yaş ve üzerindeki nüfusun payı 2024 itibarıyla yüzde 10.4 oranında. 85.6 milyonluk nüfusun 9.1 milyonu 65 yaş ve üzeri yaşlarda.

TÜİK’in nüfus projeksiyonlarına göre 2030’da 88.2 milyon nüfusa karşılık 11.8 milyon yaşlı, 2040’ta ise 91.5 milyon nüfusa karşılık, 16.3 milyon yaşlı nüfus olacak. Çok değil, özetle 15 yıl sonra yaşlı nüfus oranı yüzde 18’e vuracak. Yani kabaca her 5 kişiden biri ‘yaşlı’ sınıfında olacak, gönülleri genç olsa da.

İyi de yaşlanan bu grup nasıl bir yaşam sürüyor? Geçim ve yaşam koşulları nasıl? Çalışmak zorunda mı? Emekli geliri ile kaygısız biçimde ömrünü tamamlayabilecek mi? Bugünün ebeveynleri çocuklarının eğitim ve gelişme kaygılarına, çocukların emeklilik dönemlerini de ekleyecekler?

Geçen hafta Gazete Oksijen’in birinci sayfasındaki haber kamuoyunda büyük bir etki bıraktı. Mine Şenocaklı’nın haberinde Ankara’da ucuz otellerde yaşama tutunmaya çalışan emeklilerin yoksulluğu yer alıyordu.

Milli gelir ve refah

2000’li yılların başlarında Stiglitz, Amartya Sen ve Jean-Paul Fitoussi, sadece Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) odaklanmanın yanıltıcı olduğunu vurgulayarak, buna “GSYH Fetişizmi” dendiğini belirttiler. Onlara göre GSYH, ekonomik performansı ölçebilir ama toplumsal ilerlemeyi veya insanların refahını ölçmekte yetersiz kalıyor. Küresel kriz sırasında da bunu raporlaştırdılar. Hane halkının cebine giren gerçek gelire ve tüketim gücüne bakılmasını, ortalamayı yüksek tutan ultra zenginleri bir ölçüde dışlayan ortanca gelire bakılmasını, sürdürülebilirlik bağlamında bugünkü refahın gelecekten ödünç alınıp alınmadığına bakılmasını öneriyorlardı. Stiglitz, sadece ekonomiyi büyütmeye odaklanan politikaların, insanların yaşam kalitesini düşürebileceğini vurguluyordu.

Tam da bugünlerde 17 bin 500 dolarlık kişi başı milli gelirle övünen siyasetçilere karşılık, asgari ücretin altında maaş alan emeklilerin kitleselleşmesini, geçinemeyenlerin ucuz otellere tutunmalarını, asgari ücretin geçinmeye yetmemesini konuşuyoruz.

Önümüzdeki çeyrek yüzyılın teması artık demografik avantaj değil, yaşlanan nüfus olacak. Türkiye görece genç nüfusun avantajını istihdamdaki bireylerin eğitim yaşını ve kalitesini hızla yükseltmek için harcayamadı. Şimdi önünde, yaşlanan nüfusun refahının nasıl olacağı ile ilgili bir kitlesel meseleyi çözme sorunu var.

Türkiye 2019’u “Yaşlılık Yılı” ilan edip AB eylem planlarına benzer bir dizi eylem planı açıklasa da 2019 sonrasındaki ekonomi politikalarının hanelerdeki geçim koşullarını çökertmesi nedeniyle yaşlıların hayatları zorlaştı.

Yaşam koşulları ve yoksunluk

Avrupa Birliği, Sosyal Haklar Eylem Planı çerçevesinde 2030 hedefleri koymuş durumda. 2030’a kadar 20-64 yaş grubundaki kişilerin yüzde 78’inin istihdam içinde olması, yetişkinlerin yüzde 60’ının her yıl eğitim programlarına katılması ve 5 milyonu çocuk olmak üzere her yıl 15 milyon kişinin yoksulluk ve sosyal dışlanma riskinden uzak hale getirilmesi hedefleniyor.

Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanlar için belirlenen yoksunluk kriterleri, 6’sı bireyler için, 7’si hane halkı için olmak üzere 13 adet.

Bunlar ne mi?

Hanede; beklenmedik harcamaları karşılayabilme, evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilme, ödeme zorluklarıyla karşılaşmama, iki günde bir et, tavuk balık içeren yemek yiyebilme, evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme, kişisel kullanım için bir otomobil-minibüse sahip olma, eskimiş mobilyaları yenileyebilme.

Bireyler için de internet bağlantısına sahip olma, eskiyen giysileri yenileriyle değiştirebilme, iki çift uygun ayakkabıya sahip olma, kendisi için haftalık küçük bir miktar para harcayabilme, düzenli boş zaman faaliyetlerinde bulunabilme, ayda en az bir kez arkadaşlar ya da akrabalarla dışarıda yemek yemek ya da bir şeyler içmek için bir araya gelebilme.

Haneler ve bireyler için toplam 13 yoksunluk maddesinden 7’si varsa “ağır maddi ve sosyal yoksunluk’ durumu olduğu kabul ediliyor.

Dışlanmanın fotoğrafı

Peki bu kriterler üzerinden hareketle hesaplanan Eurostat verilerinde durum ne?

Eurostat verilerinde yaş gruplarına göre bakıldığında Türkiye’deki 65 yaş ve üzeri gruptaki yurttaşların yüzde 28.8’i yoksulluk ve sosyal dışlanma risk grubunda yer alıyor.  Türkiye ekonomisinin büyüklüğüne uygun bir refahı ne yazık ki sergilemiyor. Ne de benzer coğrafyadaki ülkelerin liginde.

65+ Yaş Grubundaki Bireylerin Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma Riski (yüzde)
 20182024
AB 2719.119.2
Türkiye22.028.8
Almanya18.921.2
Yunanistan19.224.9
İspanya20.719.5
İtalya18.719.8
Norveç8.17.5
Kaynak: Eurostat -ilc_peps01n

Şurası çok açık ki; 2018 sonrasındaki yeni Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve uyguladığı ekonomi politikası, her alanda olduğu gibi Türkiye’de 65 yaş ve üzeri yurttaşların refah düzeyini de geriletmiş. Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski içinde olanları yaklaşık 6 puan yükseltmiş.

2018’de AB ülkeleri ile belirgin bir farklılık yokken, 2024’te farkın Türkiye’deki yaşlılar aleyhine açıldığı görülüyor.

Asgari ücretin altında gelir

DİSK’in Türkiye’de Emeklilerin Durumu Raporu’na göre, 2025’in ilk yarısında ortalama emekli maaşı 17 bin 252 TL idi. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) eylül ayı sonu itibarıyla yayımlanan verilerine göre, Türkiye’de prim ödeyerek emekli maaşı (yaşlılık maaşı) alan kişi sayısı 11.3 milyon kişi. Bu sayıya sosyal güvenlik sisteminden dul-yetim aylığı ve malullük aylığı alanlar da eklendiğinde toplam pasif emekli sayısı 16.9 milyon kişiye ulaşıyor. Oysa 65 yaş ve üzeri kişilerin nüfusu 9.1 milyon kişi. Diğer çarpıcı bir veri de emekli maaşı aldığı halde sosyal güvenlik destek primi ödeyerek ücretli biçimde bir işte çalışan sayısı da 2.2 milyon kişiye yaklaşmış. Kayıt dışı çalışan emekliler de hesaba katılırsa neredeyse yaşlılık maaşı alanların yarısına yaklaşıyor.

Bu tablo, bırakın refahı yaşlılık maaşı alanların yoksunluğunun tablosu ya geçinmeye yetiştiremeyenlerin ya da 65 yaş altında olup da fiili emekliliğini yoksul geçirmek istemeyenlerin tablosu.

16.4 olarak hesaplanan bağımlılık oranı, DİSK’in raporunda emekli olup da kayıtlı çalışan 2.2 milyon kişi de dahil edildiğinde 2024 yıl sonu itibarıyla 1.75 olarak hesaplanmış. Bu, 100 emekliye 175 aktif prim ödeyen çalışan anlamına geliyor. Diğer ülkelerle, gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında bu oran düşük değil.

2024 sonu itibarıyla bakılırsa toplam nüfusun yüzde 18.5’i ‘emekli’ statüsünde sayılabilir. Tekrar anımsatalım; ortalama emekli maaşının 2025’in ilk yarısında 17 bin 252 TL. Yani asgari ücretin yüzde 22 altında.

Emekliler nasıl yoksullaştı?

Emekliler nasıl yoksullaştı sorusunun yanıtı, tarihsel olarak asgari ücrete oranla bakıldığında açık biçimde görülüyor. DİSK’in derlediği veriler üzerinden bakılırsa ortalama emekli aylığı 2000’li yılların başlarında asgari ücretin kabaca yüzde 25 üzerinde seyrederken, 2016 sonrasında asgari ücretin altında seyretmeye başlıyor. 2022-25 döneminde ise yüzde 22 altında.

TÜİK’in hesap ve projeksiyonlarına dönersek; Türkiye’de yaşlı bağımlılık oranının 2024’te yüzde 15.5’e yükseldiği, mevcut görünümde 2030 yılında yüzde 19.5’e, 2040 yılında da yüzde 26.5’e, 2060’da ise yüzde 45.5 seviyesine çıkacağı öngörülüyor.

Yaşlı bağımlılık oranı, 15-64 yaş grubundaki yani çalışma çağındaki yüz kişiye düşen yaşlı sayısını ifade ediyor.

Bu tahminler, Türkiye’nin hızla yaşlanacağını söylerken, gelecek tasarımında pek de iyi performans göstermeyen siyasetçilerin iyi anılmayacağı da çok açık. Zira yoksullaşan ve sosyal dışlanmaya maruz kalan 65 yaş ve üzerindeki nüfusun yakın gelecekte kitleselleşeceğini söylüyor bu veriler.

Siyasetçilerin bugünün genç kuşağına verecekleri ‘geleceğe umut vaadi’, bugünün yaşlılarının refah ve yaşam koşullarının fotoğrafıyla gri bir gelecek sunmuyor mu?

(*) Gazete Oksijen’de 19 Aralık 2025 günü yayımlanan yazım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.