2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası, siyaset

Bağımsızlık vitrinden de kaldırıldı

Seçimi kaybeden iktidarın, ekonomide ‘maceracı’ bir kulvara girdiğini epeydir düşünüyordum. Hükümetin Merkez Bankası kaynaklarına erişim ve yüklü faiz indirimi beklentisiyle başkanı görevden aldığını düşünüyorum. Ankara’dan gelen kulis haberleri de öyle.

Bunun üzerine DW Türkçe için yazdım, okumak için şu bağlantıya tıklayınız: Bağımsızlık vitrinden de kaldırıldı

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon

Veri güvenilirliği tartışılıyor

Ekonominin sorunlarını çözmek yerine ortaya çıkan semptomları ortadan kaldırmaya dönük hareket eden, faizlere, kurlara, perakende fiyatlara, piyasa işleyişine kuralsız biçimde siyasi güçle müdahale eden, telefonla fiyat müdahalesi yapan ekonomi yönetimine aynı zamanda fiyatları ölçen kurum da bağlı ise hangi fiyatın doğru olduğu tartışma konusu olur.

Enflasyonda Haziran verilerinden sonra da soru işaretleri ortaya çıktı. Özellikle düşük gelirle yaşayan emeklilere enflasyon farkı ödemesi söz konusu iken. TÜİK ise sorulan sorulara yanıt vermiyor bir süredir.

TÜİK’in açıkladığı veriler ekonomide olan bitenin sonucu olduğu gibi, bu sonuçlara dayanarak çeşitli parametreler belirleniyor, kiralar, ücret artışları, emekli maaş artışları, sözleşme bedelleri gibi ekonominin çok kapsamlı bir alanında. TL’nin değerini koruma, fiyat istikrarını sağlama görevi olan Merkez Bankası bile istatistik kurumunun verilerine dayanarak politika oluşturuyor.

Hatalı bir raporlama, bu çok geniş alandaki ekonomik ilişkilere zarar verebilir. Bilerek isteyerek yapılacak yanlış bir raporlama ise güveni sarsacağı gibi, potansiyel olarak da mahkemelerde dava konusu olması bile muhtemel.

Son çeyrek yüzyılda Arjantin ve Yunanistan’ın düştüğü durum biliniyor; ülkeyi yönetenlerin talebiyle kamuoyunu yanıltıcı, durumu olduğundan daha iyi gösteren oynanmış raporlamalar yapılmıştı. Bu iki ülke toplumu, bedelini çok ağır ödedi. Örneğin Yunanistan, 2018’i yılı sonunda milli gelir seviyesi bakımından kriz öncesi 2007’ye göre yüzde 25 aşağıda kapadı.

CHP neye işaret etti?  

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Faik Öztrak, TÜİK’in diğer verileri ve enflasyon verileriyle ilgili olarak kalite konusunda çok ciddi iddialar gündemde olduğunu, araştırma önergelerine ise yanıt alamadıklarını anlatıyor.

“TÜİK’in diğer verileri ve enflasyon verileriyle ilgili olarak kalite konusunda çok ciddi iddialar gündemde. Bunları da araştırma önergeleri vasıtasıyla sorduk ama hiçbirine cevap alamıyoruz. Milletimiz soruların cevabını merakla bekliyor. Hatırlayacaksınız bu yıl başında gıdada fiyat toplama konusunda iş yeri seçim kriterlerinde TÜİK değişiklik yapmıştı. Eskiden çok sayıda yerden fiyat toplarken, şimdi en yüksek satış yapan sınırlı sayıda yerden fiyat topluyor. Buradan bakınca TÜİK endekslerinde gıda fiyatlarında aşağı doğru bir gidiş gördük. Bazı kalemlerde madde sepeti ağırlığı ve madde fiyatlarıyla hesaplanan ağırlık değişimleri ile aynı mal gruplarının piyasadaki fiyat değişimleri birbirini tutmuyor. Hatta bunun da ötesine gidilen bir şey var, şu anda konuşulan bazı üst düzey yetkililerin bu fiyat topladıkları sınırlı sayıdaki marketlere telefon açmak suretiyle “Bugün anketörlerimiz fiyat almaya gelecekler, şunda bu kadar indirim yapacaksınız” diye doğrudan fiyatlara müdahale ettiklerine yönelik iddialar var. Özellikle bu iddialar TÜİK’teki yönetim değişikliğinden sonra, mevcut başkanın MB yönetim kuruluna atanmasından sonra ayyuka çıktığını görüyoruz.”

İğne deliği “kalibresi”

Haziran ayı enflasyon verileri açıklandığında ilginç bir tablo ortaya çıktı; haziran ayında tüketici fiyatları endeksi On binde 3 artmıştı. Sayıyla yüzde 0.03 artış.

Sayılar açıklanmadan önce çeşitli kurumların piyasa analistleri ve ekonomistleri arasında yaptığı üç ayrı ankette beklentiler şöyleydi; Haziran ayı fiyat artışı tahmini Anadolu Ajansı Finans’ın anketine katılanlara göre yüzde 0.08, Bloomberg HT ve Reuters anketine göre yüzde 0.05, Foreks anketine göre ise yüzde 0.03 idi.

Anketlere katılanların yelpazesinin örnek olarak yüzde 0.5 düşüşle yüzde 1.2 artışa uzanan bir genişlikte olduğunu, örneğin “on binde 8” ya da “on binde 5” gibi sayıların bu beklentilerin ortalaması olduğunu anımsatmak gerekiyor.

On binde 3-8 gibi bir ortalamaya karşı, açıklanan enflasyonun yüzde 0.03 yani on binde 3 artış biçiminde açıklanması “iğne deliğinden geçmiş” bir tesadüf mü acaba?

Tüketici fiyat endeksi için TÜİK tarafından; 12 ana grupta olmak üzere, 43 alt grup altında toplanan 418 mal ve hizmet fiyatı, 81 il merkezinin tamamında, toplam 225 ilçede derleniyor. Ayda 28 bin 711 işyerinden 544 bin 256 fiyatın derleniyor.

Analistlerin bu kadar kapsamlı ve örümcek ağı dallara ayrılmış çoklu veri olmadan “on binde 1-2’lik” farklarla nokta tahmin yapmaları nerdeyse imkânsız.

TÜİK tarafından açıklanan aylık fiyat artışının on binde 5-8 gibi “saç kılı inceliğindeki” bir piyasa beklentisinin tam ortasına düşmesi soru işaretlerini barındırıyor.

En rahat kabul ise şurada; “piyasa beklentileriyle uyumlu çıkan veri”.

TÜİK üzerine tartışmalar ve “gri alanlar” giderek daha fazla gündemde. Bu yüzden, ülkenin istatistik kurumunun itibarını korumak için bir an önce açıklama yapılmalı.

TÜİK’in daha önce analistlerde tereddüt yaratan sorulara açıklıkla yanıt vererek üzerinde oluşan “bulutları” dağıtması gerekiyor.

Temel sorun şurada; ekonomi yönetiminin hem ekonomiye dair kararlar alıp hem de aynı zamanda bunun sonuçlarını toplayıp kamuoyuna açıklayan kurumu yönetmesidir. 17 yıllık Ak Parti iktidarında ilk defa istatistik kurumu, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte ekonomi yönetimine bağlandı. İcraatı yapanla ölçen aynı bakana bağlı.

Nitekim bu konu giderek siyasi alanda da yerini buluyor.

Verilerin güvenilir olması için bir an önce istatistik kurumunda birkaç adım atılmalıdır.

Birincisi, kamuoyunda soru işaretleri barındıran konular açıklanmalıdır. Geçmiş yıllarda olduğu gibi ekonomi gazetecilerine, analistler ve ekonomistlere, akademisyenlerin soruları yanıtlanmalıdır.

İkincisi, tereddüt oluşan, soru işaretleri bulunan konuların Eurostat gibi kabul gören kurumların hakemliğinde aydınlığa kavuşturulması gerekliliğidir.

Üçüncüsü, kurumun doğrudan siyasi yönetim altından çıkarılarak, bütçesi ve idari yapısının bağımsız bir hale getirilmesi gerekiyor.

Uğur Gürses

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası, siyaset

Bütçe açığına banknot matbaası çözümü

Durgunluk ve maliyet şoku içinde Ankara’nın adım atarak bir ekonomi politikası çerçevesi ortaya koymasını bekleyen iş kesiminin aldığı karşılık şu oldu; para basılacak.

Seçim sonrasında elindeki iki büyük metropolü muhalefet ittifakına kaybeden, ama İstanbul sonucunu beğenmeyip YSK eliyle yenileten ve yeniden büyük farkla kaybeden iktidarın ekonomi politikasında temel adımları atamayacağını, “maceracı” yollara başvuracağını düşünüyordum. Bunun doğrulanması uzun zaman almadı.

Merkez Bankası’nın bilançosunda geçmiş yılların kârından ayrılan ve “ihtiyat akçesi” olarak duran 46 milyar TL’lik rezerve el atmak için düzenleme yapılacağı Reuters tarafından duyuruldu.

Peki buna neden ihtiyaç duyuldu? Beş ayda yıllık hedefe yaklaşan bütçe açığını kapatmak, daha da fazla harcayabilmek için. Peki bütçe açığını Merkez Bankası kaynaklarıyla, daha doğrusu Merkez Bankası’nın bastığı parayla kapatmak bizi nereye götürecek? Basamak basamak ilerlediğimiz gibi: Enflasyon-devalüasyon döngülü 90’lı yıllara.

Merkez Bankası bir devlet kurumu değil, özel hukuk tüzel kişiliği olan bir kurum. Bildiğimiz anonim şirket. Kamu kimliği, çoğunluk hissesinin Hazine’de olmasından. Diğer şirketlerden farkı, olağanüstü bir imtiyazının olması; para basma yetkisinin Meclis tarafından çıkarılmış bir yasa ile bu anonim şirkete verilmiş olmasında.

Merkez Bankası’nın bir taraftan yasa ile kendisine verilen görevleri var, bir taraftan da faaliyetlerinde her anonim şirket gibi kurallara uyuyor. Kâr elde ettiğinde vergisini ödüyor; her yıl elde ettiği kârdan da yasa gereği ihtiyat akçesi ayırıyor.

Parasal ihtiyat

İhtiyat akçesi, Merkez Bankası yasasına göre yıllık kârından ayrılır, dağıtılmaz. Brüt kârın yüzde 20’si “ihtiyat akçesi”, vergi karşılığı ayrıldıktan sonra kalan miktar üzerinden de yüzde 10 “fevkalade ihtiyat akçesi” ayrılır.

 Şirketler hukukunda olması bir tarafa, yasasına ihtiyat akçesi oranları konularak kâr dağıtımının bu yolla azaltılmasının, fren konulmasının amacı; yasa koyucu tarafından, para basma imtiyazının temel bir bütçe finansman kaynağı olarak görülmemesidir. Parasal bir ihtiyattır.

Özel şirketlerde, “ihtiyat akçesi” ortaklara dağıtılmamış önceki yıllar kârıdır. Zarar olan yıllarda bu ihtiyat akçesinden karşılanabiliyor. Denildiği gibi “kefen parası”. Ancak Merkez Bankası için “kefen parası” değil, zira onun, başkaları için “kefen parası” olan parayı basma yetkisi var.

Eğer ekonomide işler kötü gidiyorsa şirketler kesiminin kârı azalır, zarar eder. İşler kötüye gittiğinde Merkez Bankası ise genelde kâr eder.

İktidarlar Merkez Bankası kaynaklarına el atıyorsa para basılıyor demektir. Bu da aslında şirketlere zarar ve bireylere yoksullaşma getirir; banka, bir nevi ekonomik birimlere “kefen dikiyor” demektir.

Daha önce bu satırlarda aktarmıştım: banka 2018’de brüt 66.8 milyar TL kâr elde etmiş, bundan 10.6 milyar TL vergi karşılığı ayrılmış, 13.3 milyar TL “ihtiyat akçesi”, 5.3 milyar TL de “fevkalade ihtiyat akçesi” olmak üzere toplam 18.7 milyar TL karşılık ayrılmıştı.

Bütçe açığının tamamı

Bu ayrılan 18.7 milyar TL’lik karşılık; 15 mart tarihinde, bankanın bilançosunda geçmiş yıllardan biriken 27.5 milyar TL’ye ilave edildiğinde toplam karşılık 46.2 milyar TL’ye çıkmıştı.

Geçen yıl bütçeye gelir kaydedilen kamu bankaları ve Merkez Bankası’ndan elde edilen temettü gelirlerinin toplamı 12.4 milyar TL idi. Bunun bütçe gelirlerini içindeki payı yüzde 1.65’i idi.

Bu yıl kamu bankalarından bütçeye aktarılan bir kâr yok. Merkez Bankası’ndan aktarılan tutar 38.1 milyar TL. Bunun, 2019 boyunca “beklenen” bütçe gelirlerine (880 milyar TL) oranı yüzde 4.3 şimdiden. Bütçe gelirlerinin de 880 milyar TL’yi bulacağı şüpheli.

Şimdi gelelim, 46 milyar TL’lik ihtiyat akçesinin de bütçeye gelir olarak aktarılması halinde ne görüneceğine; bu durumda beklenen bütçe gelirlerine oranı yüzde 9.5 olacak.

2019 yılında 84 milyar TL’sı temettü ve ihtiyat akçesi olmak üzere, ayrıca 10.2 milyar TL de kurumlar vergisi olarak ödeyen Merkez Bankası toplamda 94 milyar TL’lik bir nakdi Hazine’ye aktarmış olacak.

Ekim ayında Cumhurbaşkanı’nın damadı olan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından hazırlanan Yeni Ekonomik Program’ın (YEP) parçası olarak 2019 bütçesinde öngörülen 80.6 milyar TL’lik yıllık bütçe açığını 94 milyar TL’lik Merkez Bankası’nın bastığı para ile kapatılmış olacak. 

Para basarak bütçe açığının kapatılmasının hiçbir ülkeye fayda getirmediği, tersine zarar getirdiği geçmiş deneyimlerle de bilinmesine rağmen.

Uğur Gürses

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, Reform, siyaset

23 Haziran depremi sonrasında ekonomi ne olacak?

İstanbul’daki 23 Haziran seçiminde 9 puanlık fark Ankara’da siyasi deprem etkisi yaratttı. Bu sonucun ekonomideki derinleşen krize kapsamlı ve etkili bir program çıkaramayacağı çok açık.

Bir ekonomi programı, yeni kabine, reform mümkün mü?

DW Türkçe için yazdığım yazıyı okumak için şu bağlantıya tıklayınız:

23 Haziran depremi sonrasında ekonomi ne olacak?

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi

Nerede o eski emisyonlar?

Bu bayramda da en çok dikkatimi çeken şu oldu; geçmiş bayramlara göre (“nerde o eski bayramlar?” ) nakit talebi görece epey ama epey düşük kalmış.

Her bayramda olduğu gibi hava durumu, tatilin süresi gibi unsurları talep farklılığı yaratabiliyor. Geçen yılla bu yılı farklılaştıran bir unsur yok.

Sayıların bize gösterdiği durum epey vahim görünüyor. Vahim olan; nakit talebinde kayda değer bir reel küçülmenin olması. Ekonomik kriz alım gücünü de, harcanabilir geliri de düşürdü. Sonucu nakde olan talebin düşmesi oldu. Yani banka hesabında nakdiniz yoksa ATM’den çekemiyorsunuz.

Önce şu tabloya bakalım:

Geçen yıl 14-17 Haziran’da perşembeden pazara üç buçuk günlük tatilden, bu yıl 4-7 Haziran’da Salıdan Cumaya bir tatil vardı.

9 günlük bir tatil için “izin kolaylığı” açısından geçen yıl ile bu yılın çok da farkı yok. Dolayısıyla gün farkından kaynaklanacak nakit talebi ilave bir unsur değil.

Sayılara bakıldığında, geçen yıl 160 milyar TL’lik bir emisyonla bayrama girilmiş, bu yıl ise 155 milyar TL ile.

Geçen yıl Şeker Bayramının 15 gün öncesine göre emisyon artışı yüzde 18.5 olmuş. Bu yıl bayramdan 15 gün önce 135 milyar TL’lik emisyon seviyesi, 20 milyar artışla 155 milyar TL olmuş. Artış oranı yüzde 14.6

Burada olağanüstü bir farklılık da yok. Birkaç milyar farklılık da önemli değil.

Sorun şurada; kabaca yüzde 20’lik enflasyona karşın geçen yılki seviyenin de altında.

Geçen yıl Şeker Bayramında olduğu gibi emeklilere yapılan 1000’er liralık ikramiye ödemesi bu bayramda da yapıldı. Tekrar anımsatalım; geçen yılki emisyon seviyesi 160 milyar, bu yılki 155 milyar. Bunların içinde kabaca 12 milyar TL’lik ilave ikramiye ödemesi de var.

(Yazının ilk halinde “Geçen yıl Şeker Bayramında emeklilere yapılan 1000’er liralık ikramiye yoktu” diye yazmıştım. Kurban Bayramında başladı diye anımsıyordum. Uyarılar aldım, düzelttim)

Geçen yılla bu yılki arasında yüzde 18.7’lik enflasyon farkını da hesaba katarsanız; 2018’deki Şeker Bayramında nakit talebi zirvesi olan 160 milyar TL’lik emisyon seviyesinin bu yıl 190 milyar TL olması gerekirdi. Bu yılki 155 milyar TL’de.

Tabloda “bugünkü değer” olarak gösterdiğim değerler, o yıllardaki Şeker Bayramlarında ulaşılan emisyon seviyesinin enflasyonla düzeltilmiş bugünkü satın alma gücünü gösteriyor.

Tablo önceki yılların Şeker Bayramındaki emisyon seviyelerini de gösteriyor. Çok açık biçimde 2019 yılı nakit talebi açısından reel küçülmenin olduğu ve son 5 yılda 2017 ile birlikte en kötü yıl olarak görünüyor.

Eğer 2017 Nisan ayından bu yana bakılırsa emisyon hacminin 130 milyar TL’lik çizgiye oturup kaldığı dikkat çekiyor. Ekonomik durgunluğun habercisi olarak.

Emisyonla yani piyasaya sürülen nakit paralarla ilgili diğer yazılarımı okumak için şuraya tıklayınız: https://ugurses.net/tag/emisyon/

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, para politikası

Kör gözüm parmağına adımları

Yurttaşların tasarruf ve borçlanma tercihlerine getirdiği kısıtlamalarla Ankara daha da kaygı yaratıyor.
DW Türkçe için yazdım: Okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız:
https://www.dw.com/…/analiz-k%C3%B6r-g%C3%B6z%C3…/a-488142

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası, siyaset

Kamu bankalarının “seçim görev zararı”

3 kamu bankasının yılın ilk çeyreğinde sadece kendi döviz varlıklarından sattıkları döviz miktarı 3.2 milyar doları buldu.

DW Türkçe için yazdığımı yazıyı okumak için lütfen şu bağlantıya tıklayınız:

Kamu bankalarına “seçim görev zararı”

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası

Yeni başlayanlar için döviz müdahalesi kılavuzu

Ankara’nın arka kapı yöntemleriyle döviz kuruna müdahalesi, rezerv kaybı ile rezervler üzerinde kuşku bulutu yaratmaktan başka bir işe yaramadı.

Merkez Bankası müdahalesi ile kamu bankaları aracılığı ile arka kapı müdahalesi farkını anlattım.

Yazıyı okumak için şu bağlantıya tıklayınız:

https://www.dw.com/tr/analiz-yeni-ba%C5%9Flayanlar-i%C3%A7in-d%C3%B6viz-m%C3%BCdahalesi-k%C4%B1lavuzu/a-48705647

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, para politikası

Çandaki siyasetin otu

Merkez Bankası’nın son dönemde, yasayla verilen görevden çok siyasetin ihtiyaçlarına meylettiği görülüyor.Banka bugünkü toplantıda söyledikleriyle enflasyon ve rezerv konusunda piyasayı ikna edemedi.

www.dw.com/tr için yazdım.

Okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayın.

https://www.dw.com/tr/analiz-%C3%A7andaki-siyasetin-otu/a-48552535