Ekonomi

Rus ticaretinde TL’nin adı yok (*)

Türkiye ve Rusya’nın uzun süredir diplomatik kulvarda sık sık niyet beyan ettiği konu, yerel paralarla ticaret ve dolarizasyonu azaltma konusudur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2016 sonlarında Rusya ve İran’a “milli paralarla ticaret” önerisini ortaya atmış, “ithalat yapan tarafın karşı tarafın parası ile ödeme yapmasını” teklif etmişti. Bu öneriye göre; Türkiye Rusya’dan yaptığı ithalatı Ruble ile ödeyecekti.

Bunun hayata geçmesinin zor olacağını yazmıştım. Çünkü böyle niyet beyanlarından başkaca bir adım ortada yoktu.

Ekim başında yine benzer haberler çıktı; Rusya Maliye Bakanlığı Türkiye ile ikili bir anlaşma imzalandığını, bununla “iki ülke arasındaki ticarette kademeli olarak ruble ve Lira kullanımının artırılacağı” söylendi.

Ayrıca, anlaşmayla uygun mali piyasa altyapısının oluşturulacağı, iki ülke para birimlerinin ticari kurumlar nezdindeki cazibesinin de artırılacağı vurgulanmış. İki nokta yeniden altı çizilmiş; Türk bankalarının Rusya’nın Ukrayna krizinden sonra geçen yıl devreye soktuğu ödeme sistemi SWIFT alternatifi SPFS’ye bağlantısı ile Rus MIR kartının Türkiye’de kullanımının genişletileceği.

Bu son ikisi işlerliği olan sistemler değil. SPFS’yi hiç bilmiyoruz. Mir ise 2017’de de gündeme gelmişti. Hala orada duruyor.

Asıl hikâyeye gelelim. O da Rusya Merkez Bankası’nın 29 Ekim’de yayımladığı verilerde. Rusya’nın Türkiye ile dış ticaretinde kullandığı döviz cinslerinin dökümü yayımlandı. Buna göre; Rusya, Türkiye’den gelir elde ettiği işlemlerde (ihracat) ağırlıkla dolar cinsinden tahsilat yapıyor. Rusya’nın 2018 yılında Türkiye’ye sattığı 100 birimlik ürünün tahsilatında, yüzde 11.3’ü Ruble, yüzde 84’ü ABD doları, yüzde 4.4’ü Euro, binde 3’ü ise diğer paralarla yapılmış.

Rusya Türkiye’den satın aldığı ürünlerin ödemesini yaparken de yüzde 31.8 oranında Ruble, yüzde 44.3 oranında dolar, yüzde 22.2 Euro kullanırken, diğer paraların oranı yüzde 1.7 olmuş.

Üç nokta dikkat çekiyor;

Birincisi bu ödemeler içinde hiç TL kullanımının adı geçmiyor. “Diğer paralar” içinde varsa da payı oldukça düşük.

İkincisi, ödeme yapılan-tahsilat yapılan para cinslerinin toplam içindeki payı 2013’te de bugünküne yakın. Yani “Milli paralarla ticaret yapalım” lafta kalmış.

Üçüncüsü, oran olarak bakıldığında, Rusya ithalatını Ruble ile, ihracatını dolarla yapıyor Türkiye ile ticaretinde.

2018’deki en son durum aşağıda:

Uğur Gürses

Bu da 2013’teki durum. Tersine, Rusya gelir sağladığı işlemlerde Ruble kullanımını azaltmış

Uğur Gürses

Şimdi gelelim, ticaret hacmi ile ağırlıklandırarak bakmaya.

TÜİK verilerine göre; Rusya, 2018’de Türkiye’den 3.4 milyar dolarlık mal ithal ederken, 21.9 milyar dolarlık mal satmış. Yani Türkiye ile ticaretinde kabaca 18.5 milyar dolarlık bir ticaret fazlası vermiş. 2017’deki ticaret fazlası da 16.7 milyar dolarmış.

Peki Rusya Merkez Bankası’nın açıkladığı döviz cinslerine göre payları kullanarak bu ticaret verilerine bakarsak ne çıkıyor? Rusya yaptığı ithalatın bir bölümü için yaklaşık 1 milyar dolar karşılığı ruble öderken, ihracatının bir bölümü için yaklaşık 2.5 milyar dolarlık ruble kabul etmiş. Böylece net olarak Türkiye’den 1.5 milyar dolar karşılığı ruble kabul etmiş oluyor. Geri kalan net ihracatı için de 16.8 milyarı dolar olmak üzere, kalanı Euro yaklaşık 17 milyar dolar net giriş sağlıyor.

Böylece 2018’de Rusya, Türkiye’ye karşı sağladığı net dış ticaret fazlasının yüzde 8’i kadar Ruble kabul etmiş görünüyor. Toplam ihracatının ise yüzde 7’sine karşılık geliyor.

Tekrar anımsatalım; bu tablo yeni değil, Rusya Merkez Bankası verileri bunun 2013’te de böyle olduğunu söylüyor.

Şimdi herkesin aklındaki soralım; Türk Lirası bu tabloda nerede?

TL’nin adı yok. Rusya Merkez Bankası’nın açıkladığı istatistiklerde de yok. “Diğer paralar” içinde kaybolmadıysa.

Rusya’nın stratejisi oldukça akıllıca; kendi ihracatında dolar ve Euro, ithalatında da 3’te bir oranında Ruble kullanarak rezerv biriktirmeye devam ediyor. Net dış ticaretine oranla yüzde 7-8 ağırlıkla Ruble kabul ederek, bir taraftan da kendi parasına talep yaratıyor.

Daha fazlası, Ekim başındaki Swift benzeri Rus ev yapımı ödeme sistemi SPFS’ye ve yine ev yapımı kredi kartı sistemi Mir’e Türkiye’yi müşteri almaya çalışıyor.

Putin neden Mir için bastırıyor? Gayet basit; her yıl Türkiye’ye akan 5 milyona yaklaşan Rus turistlerin ülkelerine geri döndüklerinde ödemelerini Ruble ile yapabilmeleri için. Rusya Türkiye’ye sattığı gazın ödemelerini Ruble ile kabul edecek olsaydı bu model işe yarardı. Ama bu hiç telaffuz dahi edilmedi.

Ayrıca not etmek gerekiyor ki; Rusya Merkez Bankası’nın geriye dönük olarak açıkladığı veriler, Rusya’nın Türkiye’ye sattığı ürünler (en büyük kalem doğalgaz) karşılığında kısmen en fazla Ruble kabul ettiği yıl da 2014’te görünüyor. Net Ruble tahsilatı Mart 2014’te net 2.2 milyar dolar karşılığı Ruble ödemesi kabul etmiş.

Öyle görünüyor ki burada da Rusya kazançlı çıkmaya devam ediyor. Hem bir taraftan dış ticaret fazlasını büyütüyor, diğer taraftan da TL’yi hiç işe karıştırmadan, ince ayarla kısmen Ruble, ama büyük ağırlıkla hala rezerv paraları (dolar ve Euro) kabul ederek rezervlerini güçlendiriyor.

(*) Bu yazı Duvar English’te İngilizce olarak yayımlanmıştır.

Uğur Gürses

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası, Piyasa

TL’nin konvertibilitesi nasıl hasar gördü?

Milli paralarla dış ticaret hep siyasetçilerce dile getirilen bir konu. Cumhurbaşkanı Erdoğan neredeyse Rusya, Çin gibi ülkelerle olan ziyaretlerde bunu hep dile getiriyor.

Bunun olabilmesi için 3 temel koşul var:

Birincisi, paranız konvertible para olacak. Yani paranız üzerinde kambiyo kısıtları olmayacak; serbestçe diğer paralara çevrilebilir, transfer edilebilir, değiş tokuş edilebilir, işlemler üzerinde kısıtlar ya da vergiler olmayacak.

İkincisi, paranız istikrarlı olacak. Bunun da temel koşulu enflasyon oranının çok düşük ve enflasyon dalgalanması dar bantta olacak.

Üçüncüsü, paranızın işlem gördüğü piyasa koşulları derin olacak. Yine birinci koşulla uyumlu olarak para ve sermaye piyasalarında derinlik olacak.

Türk Lirası yakın zamana kadar birinci ve üçüncü koşulu sağlıyordu. Öyle ki kendi sıkletindeki tüm gelişen ülkeler kategorisinde belki de bu koşulu en iyi sağlayan ülkeydi. Örneğin Rus Rublesi, Çin Yuanı ile karşılaştırınca açık ara öndeydi.

İkinci koşul, yani enflasyonda ise en kötüler arasında önde gidiyor. Hem paramız değer kaybediyor hem de enflasyon yüksek seyrediyor, yüksek boyda dalgalanıyor.

Üçüncü koşul, birinci koşulu da ilgilendiriyor; özellikle “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” ile birlikte keyfi kararlar ve kısıtlayıcı, yasaklayıcı yönetim kararları yağmur gibi geldi. Bunlar arasında özel kesime yabancı para ile işlem yasakları, bankalara da bir bacağı yabancı bankalara TL plasmanı içeren swap işlemlerinde özkaynakların yüzde 25’ini aşmama koşulu getirildi. İhracatçılara kazandıkları dövizleri 6 ay içinde ülkeye getirme ve TL’ye çevirme zorunluluğu getirildi. Döviz satışlarında binde bir kambiyo gider vergisi uygulanmaya başlandı. Sonra ihracatçılara büyük müjdeyle muafiyet getirildi. Döviz satışlarında döviz teslimatının işlemin ertesi iş günü yapılması gibi bir dizi yasak ve kısıt getirildi. Bunlar özü itibariyle “yumuşak kambiyo kısıtlarıdır”.

Bu kısıtlamalar TL’nin değerinin piyasada “kısıtlı koşullarda” oluşmasına doğru getirmiştir.

Getirdiğiniz kısıtlarla hem spot işlemlerde hem de swap işlemlerinde hacmi daraltırsanız paranızın değeri de daha sığ koşullarda oluşur.

Son 1 yılda “başkanlık sisteminin” yönetim tarzı ile birlikte, tüm bu kararlara Türk Lirası’nın konvertibilitesi büyük hasar almıştır.

TL’nin konvertibilitesi nasıl ağır hasar gördü?

Konvertibilite, bir ulusal paranın bir başka paraya, altına çevrilebilme serbestidir. Kısıtsız biçimde serbestçe çevrilebiliyorsa konvertibil paradır denir.

Yukarıda sayılan kısıtlamaların yanında TL’nin konvertibilitesine en ağır hasarı swap işlemlerine getirilen kısıtlama getirdi.

13 Ağustos 2018’de BDDK şu kararı yürürlüğe koydu:

“Bankaların yurtdışı yerleşiklerle yaptıkları bir bacağı döviz diğer bacağı TL olan para swaplarından, işlemin başlangıç tarihinde spotta yurtiçi bankaların TL verip döviz aldıkları swap işlemleri ile yine bu mahiyetteki swap benzeri (spot + vadeli döviz işlemi) işlemler toplamı bankaların en son hesapladıkları yasal öz kaynaklarının % 50’sini geçemeyecek olup” denilerek başladı sonra bu oran yüzde 25’e düşürüldü.

Ankara’daki bakış açısı şuydu; “bu yabancılar Türk bankalarından TL borçlanıp döviz alıyorlar, böylelikle döviz kuru üzerine büyük bir baskı oluşuyor. Paramız değer kaybediyor. O zaman biz de bu swap yoluyla TL borçlanmalarını önleyelim”.

Öyle ki bu söylem aradan 1 yıl geçmesine karşın devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen günkü konuşmasında söylediklerini haberden alıntıyla aktaralım:

“Finansal alanda Türkiye’ye karşı art niyetli girişimlerin gerçekleştiği Swap piyasasına ilişkin bazı düzenlemeler yapıldığını anımsatan Erdoğan, Türk lirası işlemlerinde Türkiye’nin öncelikli hale gelmesini sağlayacak adımları hızla hayata geçirdiklerini, böylece birtakım kötü amaçlı girişimlere karşı tedbir aldıklarını söyledi.

Swap işlemlerinin Borsa İstanbul bünyesine alınarak bankalardaki Türk lirası ve döviz likiditesinin yurt içinde kalmasının sağlandığına işaret eden Erdoğan, bu sayede önemli ölçüde işlemin yurt içinde yapıldığı ve bu konudaki kararlılığın devam ettiğini vurguladı.

Piyasa şartlarında karşılıklı güvene dayalı ortam güçlendirilirken Türkiye’ye bu işlemler kapsamında önemli bir kabiliyet kazandırıldığını belirten Erdoğan, sermaye piyasasında da önemli adımlar atıldığının altını çizdi.” 

“Kaz gelecek yerden”

Swap piyasası şöyle çalışıyor; bir para cinsine ihtiyacı olan, diğer bir parayı borç veriyor, vadesi gelince her taraf ilk verdiği parayı geri alıyor. Karşılıklı faiz ödeniyor. Aslında karşılıklı bir mevduat (mutual deposit) yapılıyor.

Türk bankaları swap işine ne zaman yoğunlaştı? AB’den müzakere tarihinin çıkmasıyla 2005 yılında Türkiye’ye “parlayan yıldız” olarak bakan yabancılar döviz bozdurup ellerine TL geçince ya da TL cinsi tahvil ihraçları yapıp swap piyasasında bu TL’leri yatıracak yer ararken, Türk bankalarına 7-8 yıllık swap teklif ederek fon sağladılar. Türkiye’de yüzde 1’le konut kredisinin verilebilme imkânı işte bu fonlarla olabildi. Türk bankaları hızla bu fonları borç alıp konut kredisine akıttılar. Konut fiyatlarının patlaması işte bu swap fonları ile başladı.

Türk bankalarının elinde, son 3-5 yılda içeride yerleşiklerin düşük getirili TL’den döviz hesaplarına geçmesi karşısında döviz birikmeye başladı. Bir taraftan da kredi talebi devam ederken, TL kredi verebilmek için bu dövizleri Londra swap piyasasından TL’ye “swapladılar”.

Yani swap pazarı öyle bunu Ankara’da ilk defa duyan siyasetçiler gibi birtakım spekülatörlerin kullandığı bir pazar değil. Türk bankalarının TL borç aldığı bir Pazar aynı zamanda.

Tabi bu pazarı “yabancılar TL alamasın” diye tıkarsanız kendi bankalarınızın da ayağına kurşun sıkarsınız. TL bulamayan yabancı TL borç verir mi? Bu karar, alınmasıyla aynı zamanda Londra’daki swap pazarındaki faizleri de patlatıverdi. İşte o noktadan sonra Merkez Bankası faizleri yükseltmek zorunda kaldı.

Sonraları Mart 2019’da ise yabancı bankaların döviz alımına geçmesi karşısında bu defa Türk bankalarına Ankara’dan “yabancı bankalara TL vermeyeceksiniz” sözü fısıldandı. Londra piyasasında swap faizlerini yüzde 1000’leri bulduğu gözlendi.

Swap blokajının Türk bankalarını zorlaması karşısında 2018’de Merkez Bankası’nca denildi ki; limitlerinizi artırdım, gelip döviz vererek benden TL alabilirsiniz. 2019 mart çalkantısında da Merkez Bankası bünyesinde swap piyasası açıldı. Merkez bankası döviz borç alıp TL borç vermeye başladı. Hatta bu dövizlerin neden rezervleri artırmadığı ayrı bir tartışma konusu oldu.

Sonra BIST bünyesinde swap pazarı işlemeye başladı. Bunu da siyasetçiler “başarı” olarak sundu.

Hem ulusal paranız uluslararası geçerliliği olan para olsun, ulusal paralarla ticaret yapalım istiyorsunuz ama diğer taraftan paranızın konvertibilitesine hasar veriyorsunuz. Hem de ekonominizin can suyu olan kredi kanalına set çekiyorsunuz.

Peki ne oldu?

 Britanya Merkez Bankası (Bank of England, BOE) tarafından 6 ayda bir yayımlanan verilere göre Londra piyasasında dolara karşı hem spot TL işlemleri hem de swap işlemleri azaldı.

Daha kötüsü, en çok işlem gören para cinsleri sıralamasında TL önemli bir sıra kaybı yaşadı.

Spot döviz işlemleri hacminde 2015’te 10’uncu sırada, 2016’da 11’inci sırada olan TL, 2017’de 7’inci sıraya yükselmişti. 2018’de 8’inci sıraya, 2019’da ise 12’inci sıraya geriledi.

 Swap işlemlerinde ise durum şöyle: 2015 ve 2016’da dolara karşı yapılan swap işlemlerinde 7’inci sırada olan TL, 2017’de 8’inci, 2018’de 9’uncu, 2019’da ise 10’uncu sıraya geriledi.

Swap listesinde TL aşağı düşerken, 2015’te TL’nin 8 basamak aşağısında olan Çin Yuanı, 2019’da sadece bir basamak altında yer alıyor. Çin Yuanı’nın katı kambiyo kısıtlarının olduğu bir para birimi olduğunu anımsatalım.

Londra’da swap pazarında yüzde 2-2.5’uk payı olan TL, 2019 Nisanında yüzde 1.5’luk paya geriledi.

Swap yasağı ile “Londra’daki işlemleri Türkiye’ye taşıdık” iddiasına sadece şu denilebilir; “aynı zamanda da kredi damarlarını da kestiniz”.

Swap yasağı, tam bir “pire için yorgan yakma” hikayesidir.

Peki nereye geldik? TL’nin yabancı paralar karşısında çevrilebilirliği hasar almış oldu.

Londra gibi bir finansal merkezde TL artık daha az işlem görüyor. Yukarıdaki grafiklerden de görülüyor: Hacim azalmış.

Türkiye’deki piyasada da işlem hacmi sert biçimde düşmüş.

Merkez Bankası verilerine göre; spot ve vadeli işlemlerden oluşan günlük döviz işlem hacminin ay ortalaması 8-10 milyar dolar aralığında seyrederken, Ağustos 2018 sonrasında 6 milyar dolar civarındaki bir ortalamaya gerilemiş. Daha sonra Mart 2019 çalkantısında hacmin yeniden yükseldiği görülüyor, devamında ise yeniden en son Haziran itibariyle 6 milyar doların altına dönmüş.

Şu soruyu soralım; işlem hacmi düşük bir para cinsi mi, yoksa yüksek hacimli bir para cinsi mi kolayca manipüle edilebilir? Sığ hacimde her şey olur. Ağustos 2018’de de olağandışı bir hacim görülmüyor.

İşin doğrusu şu; Türkiye’de şirket ve bireyler kurlar üzerinde epeyce belirleyicidir.

Türkiye’deki (on shore) piyasanın günlük hacmi 8-10 milyar dolarken, bunun yüzde 37’si yabancı banka, kuruluş ya da müşterilerle yapılan işlemlerden, yüzde 10’u bankalararası işlemlerden, yüzde 53’ü ise yurtiçi müşteri ve kuruluşlarla yapılan işlemlerden oluşur.

Londra piyasasındaki (off shore) döviz işlem hacimleri Türkiye’deki işlem hacminden çok daha yüksektedir.

 Aylık 250-300 milyar dolarlık bir hacim günlük 11-15 milyar dolarlık bir hacim anlamına geliyor. Bu da sadece spot işlemleri içeriyor.

TL’nin değerinin oluştuğu iki ana eksen olan “On shore”-“Off shore” piyasanın günlük toplam işlem hacminin 25 milyar dolara yakın olduğunu hesaba katarsak, bu piyasanın “bizi çekemeyen birilerince” manipüle edilmesi çok zordur.

Bu yüzden, swap pazarına set çekerek engellemek, Türkiye’de kredi pazarına engel koymak demek olmuştur.

Bu yıl, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu’nda değişikli yapılarak sermaye kısıtlarının kaldırılmasının 30. yılı. Ne yazık ki 30 yıldaki kazanımlar, yüzeysel ve günü birlik hedefler için harcanıyor. Ulusal paramızın konvertibilitesinin altı boşaltılırken, kötü bir tarihi iz olarak kalacak.

Uğur Gürses

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi

Milli para da neymiş? Dolarizasyon forever

Bizim yalnız ve güzel paramız TL yine “kanıyor”.

Ulusal paramız TL’nin faizini aşağı bastırmak için siyasi mekanizmalar devrede; bankalara mevduat ve kredi faizinin hangi seviyenin altına çekecekleri dolaylı yollarla iletiliyor, Hazine ihalelerinde piyasada olmayan piyasa dışı faizleri teklif eden 2-3 banka ile (kamu bankaları olmasın?) ihaleler kotarılıp faiz belirleniyor; “faiz düştü” aldatmacası yapılıyor. Sadece aldatmaca değil, ihalede “hile” olmayacağına güvenip “ihale sonucu ortaya çıkacak ortalama faizden” tahvil alacağını taahhüt ederek ihaleye katılan bankalar ve kamu kuruluşları (En başta İşsizlik Fonu) resmen “ütülüyorlar”.

Kur patladığında “döviz ve altınınızı yastık altından çıkarın, TL’ye çevirin” diye seslenen siyasetçiler, şimdi “Bakan Albayrak müjdeyi verdi; pazartesi başlıyor” başlıklarıyla gazetelerden “döviz cinsi tahvil satışı”, “altın tahvili satışı” duyurlarını müjdeliyorlar.

Ekran Resmi 2018-12-14 21.34.01

Sahi vatandaş döviz mi bozduracak? Döviz alıp dolar-euro tahvili mi alacak? Ya da altın tahvili? Bir karar verseniz?

Ekran Resmi 2018-12-14 21.36.03

Hem kriz patladığında vatandaşa “döviz almayın, döviz bozdurup TL’ye yatırın” diyeceksiniz, sonra “gel sana döviz tahvili satalım” diyeceksiniz? Ya da “müjde altın tahvilini satışa sunuyoruz” diyeceksiniz.

“Dövizli sözleşme yapamazsınız” diye yasakladıktan sonra, vatandaşa “dövizli bir sözleşme olan”; “bugün döviz cinsi tahvil al benden, sana yüzde 4 faiz ödeyeyim” teklifi yapacaksınız. İcaba uyup tahvil satın alıp kabul eden vatandaşla “dövizli bir sözleşme” yapmış olacaksınız.

Peki Ankara ne yapmaya çalışıyor?

Şunu: TL borçlanmayarak faizleri düşüreceğini düşünüp, borçlanma ihtiyacını dövizle karşılama peşinde koşuyor.

Koşarken de vatandaşı dolarizasyona teşvik ediyor.

İşte bu yüzden aşağıdaki tweeti yazdım.

Mevcut enflasyon görünümünde faizleri aşağıya iten, yapay biçimde faiz düşürme operasyonları yapan Ankara, vatandaşın ne yapacağını biliyor diye.

 

Hem vatandaşa “döviz tutma TL tut” diyeceksiniz, iş kesimine ve yurtdışı iş ortaklarına “Milli para ile ticaret yapacağız” diye yol göstereceksiniz, sonra dövizli tahvili “bakın burada devlet garantisi var alın” diye pazar açarak “yabancı para tahvili promosyonu” yapacaksınız; hangisi?

Önce vatandaşın elindeki dövizi bozdurmasını istiyorsunuz, sonra kendisinden bunu almak istediğinizi gösteren bir teklif yapıyorsunuz. Başardınız; “bu elimdeki dövize göz koymuşlar” diye düşündürmenin kapısını açtınız.

Vatandaşın tercihinin hangisi olacağına dair tahminimi söyleyeyim; vatandaş dövizini alıp yastık altında tutar.

Sahi milli paramıza “ekonomik saldırı” kapısı nasıl açılıyor? Vatandaşa döviz aldırarak, döviz tutması teşvik edilerek, hem de “devlet güvencesi” vurgusu ile TL’yi zayıflatarak nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

Sahi paramızı zayıflatmak isteyen bir döviz lobisi mi var?

 

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg