Bugün Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı.
Geçen yıla kadar açıklanan OVP’lerde, uçuk tahminler yer aldığı için “Olsa ne güzel olur programları’ olmaktan öteye gidemiyordu.
Ne mi oluyordu? Döviz kurunun gümbür gümbür arttığı ve beklentilerin oldukça bozuk olduğu bir süreçte, dolar kuru varsayımı enflasyonun yarısı kadar artacak biçimde yapılıyor, böylece dolar bazlı milli gelir oldukça yüksek varsayılıyordu. Ama tabii ki gerçekleşme öyle olmuyordu. Bu yüzden OVP’ler, şirketler kesiminde izleyen yılın bütçesini planlamakta bir ‘makro yol haritası’ olarak ciddiye alınamıyordu.
Peki 2025-2027 OVP açıklaması bize ne anlatıyor?
Birincisi, 2024 yılı gerçekleşme tahminleri anlatılırken, bazı tahminlerin neden tutmayacağının hesabı verilmedi. En başta da enflasyon hedefi. 2023’te açıklanan 2024-2026 OVP’sinde yüzde 33 olarak hedeflenen enflasyonun bu yıl sonunda yüzde 41.5 olacağı tahmin edilmiş.
Bir programın itibarı, sunduğu bilgi yanında hedef performansına dair hesap vermesi ile tesis edilir.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından yapılan OVP açıklamalarının ardından, soru yanıt bölümünde kesintisiz biçimde ardı ardına gazetecilerin soruları alındı, ardından karmakarışık biçimde Yılmaz ve bakanlar tarafından yanıtlar sıralandı.
Topluca soru alma ve ardından yanıtlama, bir güvensizlik göstergesi; soruların yanıtları alınamadığı gibi yanıtlayanlar da uzun uzun hikâye anlatmayı tercih ediyorlar. Dinleyenler de soruların ne olduğunu unutuyor. İyi bir ‘gargaraya getirme’ yolu.
2025-2027 OVP’si genel hatlarıyla önceki yıllara göre ılımlı bir büyüme patikası çiziyor. Önce yüzde 4, sonra yüzde 4.5, 2027’de de yüzde 5’e geliniyor.
İkincisi, bu programın ana omurgasının ‘dezenflasyona’ dayandığı söyleniyor.
Enflasyonun da bu yılki yükseltilmiş tahmin olan yüzde 41.5’ten, 2025’te yüzde 17.5’e, 2026’da yüzde 9.7’ye, 2027’de de yüzde 7’ye geriletilmesi hedeflenmiş.
“Bu nasıl olacak?” sorusunun yanıtı ise para politikasına mali sıkılaşmanın eşlik edeceği açıklaması ile yanıt veriliyor.
Malum, uzunca süredir para politikası sıkılaşmasına dayalı bir dezenflasyon programı yürütülüyor. Mali sıkılaşmanın eşlik etmemesi eleştiriliyordu. Aslında, mali sıkılaşma da eşlik etseydi para politikasının gevşetilmesi olasılığı daha erken ufukta belirebilecekti.
OVP’de, bütçe açığının bu yılı GSYH’ya oranla yüzde 4.9’dan tamamlaması, 2025’te yüzde 3.1’e, 2026’da yüzde 2.8’e, 2027’de de yüzde 2.5’e düşürülmesi hedeflenmiş.

Daha net olarak; birincisi, bütçe dengesinin 2024 sonunda, 2024 programında öngörülene göre 503.5 milyar TL daha düşük, olacağı, ikincisi de 2025’te ise 2024’teki görece düşük gerçekleşecek açığın nominal olarak 203 milyar daha düşük, yani 2024’e göre yüzde 10 daha düşük olması hedeflenmiş.
Bakan Mehmet Şimşek de bunu kayda değer bir sıkılaşma olarak vurguladı.

Özetle, 2025’te mali sıkılaşma, bütçe gelirleri yüzde 41 arttırılırken, harcamaların yüzde 31’le kalması öngörülerek hedeflenmiş.
Bu mümkün mü? Evet.
Bu mali sıkılaşma tablosu mali piyasaları tatmin eder. Ancak hane halkını tatmin eder mi? Sanmıyorum. Zira son 3 yılda enflasyon yangını altında geçinme zorluğu yaşayan halka yeni bir şey sunmuyor. Tersine ‘yönetilen yönlendirilen fiyatlar’ politikasına gelir politikasının da eşlik edececeği, böylece ‘hedeflenen enflasyon kadar zam’ çeçevesi ile ücret politikasının belirleneceği çok açık. Bu da 2025’e girerken yüzde 17.5 (bilemediniz ‘Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla’ yüzde 20) asgari ücret ve emekli maaş artışı demek.
2025 aslında Ankara’nın da son umudu. Zira erken seçimin ne zaman olacağının gündemde olduğu bir siyasi tabloda, 2025’ten öteye bakmanın pek bir anlamı yok. Ama politika yapıcı teknik kadronun, “2025’i geçersek siyasi olarak meyvesini toplarız” mesajını Cumhurbaşkanı’na vermeye çalıştıkları bir program olarak görmek çok da yanlış olmaz.
Ama madalyonun diğer tarafında, iyileşmeyi getirecek ana kulvarın, siyasi alanda olduğunu unutmamak gerekiyor.
Yok eğer OVP’ye ille de 2025 sonrasının pembe tablosuna bakmalı diyorsanız; 2025’te seçim olur da iktidar değişir, Türkiye hukuka ve demokratik değerlere, kurum ve kuralları yeniden tesis edeceği bir sürece girer diye düşünüyorsanız 20 bin dolarlık kişi başı milli gelir OVP’ye konmuş bir hayal olmaktan çıkar, gerçekliğe kavuşur.
Hane halkı güveninin çökmüş olduğu bir ülkede uzun vadeli plan çalışmaz.
Güvensizlik yaratan unsurları ortadan kaldırmaya yönelik adımlar ilan edilmiş olsaydı başka olurdu.
Diyelim ki bugün Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan organlara dönük yasal düzenleme çalışması yaptıklarını ilan etseydi, kanunsuz emir ya da karar veren kamu görevlileri ya da yargıçlar hakkında tazminat düzenlemesini Meclis’e sevki konusunda adım atacaklarını söyleseydi başka olurdu.
Diyelim ki bugün Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, reform diye TÜİK’İn kurumsal yapısını oldukça özerk hale getiren, tartışmalı ve güvensizlik yaratan verilerin bağımsız ve güven duyulan bir uzman heyet tarafından elden geçirileceği açıklamasını yapmış olasaydı başka olurdu.
Açıklanan OVP’de orta vadede uçuk olan sayısal bir hedef yok; bunu sağlayacak araçlar yok.

Ne yapacağını söylemeden hedef belirleyen bu bilmem kaçıncı programlar, yine itibar kaygısıyla olsa gerek pahalı organizasyonlarla sunuluyor da
Kimse ciddiye almıyor.
Ne olması gerektiğini herkes biliyor, belki onlar da , ama yapmıyorlar.rmeklinin asgari ücretlinin, öğrencinin işsizin talepleri mi var ki talep enflasyonunu dizginlemek için onların varını yoğunu alıyorsunuz, zenginlestirdiginiz adamlar almaya devam ederken diyorum.
İşleyen tek program var hedefine de ulaştı sayılır. O da orta sınıfın eritilmesi. Hepimiz artık yoksuluz ve evlere tıkıldık
Politikacılar kendilerini dinleyen, taraftarı olan seçmenlerine göre konuşur. CB’nın seçmen kitlesinin büyük bir kısmı OVP’nin ne olduğunu bilmiyor ki! Onlarda adamına göre detay veriyorlar. Ayrıca şimdiye kadar verilen hiçbir hedef tutmadı. Şimdi topu ortada çeviriyorlar. Amaç sürekli bir şey yapıyor görünmek. Algı yönetimi. Bu konuda kimse ellerine su dökemez…