Arkeoloji, Ekonomi

Sagalassos Çalıştayı

İçinde yaşadığımız ekonomik krizin getireceğini bildiğimiz ve kesin olan tek şey şu: Türkiye’de yoksulluk büyüyecek.

Hem hızla yükselen enflasyon, hem de gelir ve iş kayıpları yoksulluğu büyütecek. Eşitsizliği artıracak.

4-7 Ekim tarihleri arasında Burdur’un Ağlasun ilçesinde bulunan Akdağ eteklerindeki antik kent olan Sagalassos yakınlarında bir çalıştaya katıldım.

Çalıştayın konusu şuydu: Globalleşmenin Gölgesinde Eşitsizlikler

Çalıştayı düzenleyen de İTÜ Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi İTÜESAM’dı.

Çalıştay boyunca kaldığımız Sagalasoss Lodge‘daki odamdan görünen manzara şuydu:

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_43b4

Çalıştaya katılan sevgili Aysit Tansel, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in eşinin Ağlasunlu olduğunu ve şiirlerini de burada yazdığını hatırlattı.

Bu panoromaya bakarken Korkmazgil’in şu dizeleri aklıma takılıverdi.

 

“Ağlasun dedikleri bir yaşlı çınar

iki kerpiç

         dağbaşında

bir tenha pınar…”

…/…

Hepimiz “aynı pencereden” bakıyoruz ama farklı eşitsizliklerin içindeyiz; Gelir, servet, fırsat, tüketim eşitsizlikleri hemen çok yakınımızda.

Ekonomik durgunluk, yükselen enflasyon, artan işsizlikle beraber bu eşitsizlikler çok daha fazla belirginleşecek.

Bu açıdan çalıştaydaki tartışma başlıkları önemli bir bölümüne pencere açıyordu.

Çalıştayın açış konuşmasını Öner Günçavdı yaptı.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4476

 

 

Birinci oturumda Cem Başlevent, “Türkiye’de servet dağılımının gelir anketine dayalı tahmini ” üzerine konuştu.

DCDFC399-BD3B-4276-9B9B-C5D8843090E2

 

İkinci oturum Ayşe Aylin Bayar ve Öner Günçavdı tarafından hazırlanan “Türkiye’de erken sanayisezleşme ve yoksulluk” çalışması idi. Aylin Bayar tarafından sunuldu.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4471

 

Üçüncü oturumda Haluk Levent tarafından “Teknolojik Dönüşüm, dijitalleşme ve Küresel Eşitsizlik” başlığı altındaki sunum yapıldı.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_446f

İlk gününün ikinci diliminde ana tema “Türkiye’de Eşitsizlik ve Yoksulluk Çalışmaları” başlığı idi. Dördüncü oturumda Seyfettin Gürsel “Türkiye’de Yoksulluk ve Ölçüm Sorunları” üzerine konuştu.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4475

Beşinci oturumda, İnsan Tunalı “Türkiye’de HİA ve GYKA verilerinin sorunları” üzerine sunum yaptı.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4477

 

İlk günün son sunumunu Aysit Tansel yaptı: “Eğitimin Parasal Getirisi”

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4478

 

İkinci güne, Sezgin Polat, Ozan Bakış ve Mustafa Ulus tarafından hazırlanan “Asgari Ücretteki Değişimin Çalışma Süresi ve Refaha Etkisi” Mustafa Ulus tarafından sunuldu:

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4479

Bir sonraki oturumda Fatma Doğruel ve Suut Doğruel tarafından sunulan “Türkiye’de  Bölgelerarası ve Sektörler arası Verimlilik ve Ücret Farkları” başlıklı çalışma vardı.

 

 

 

 

Günün ve çalıştayın son sunumu Alpay Filiztekin tarafından yapıldı: “Türkiye’de Tüketim Dağılımı”.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_447b

Çalıştaydaki tüm sunumların Aralık ayında EfilJournal‘da yayımlanacağı bildirildi.

Sagalassos Çalıştayı’nın devamındaki ödül, Burdur Müzesi ve Sagalassos Antik Kenti’nin gezilmesi oldu.

Burdur Müzesi, küçük ölçekte de olsa iyi düzenlenmiş ama az sayıda eserle zengin bir müze sayılır.

Sagalassos’tan çıkan ve Burdur Müzesi’nde sergilenen Roma imparatorları Hadrianus ve Marcus Aurelius büstleri etkileyici

Hadrian büstü

Hadrian

 

IMG_5419

Marcus Aurelius

Sagalasoss gördüğüm antik kentler içinde en çok etkileyici olanlardan biri. 2005’ten başlayarak Koç Grubu’nun (Aygaz) desteği ile Antoninler Çeşmesi ayağa kaldırılmış.

 

IMG_5531

 

IMG_5552

Sagalassos ile ayrıntılı bilgi için buraya bakın.

Aktüel Arkeoloji Dergisi‘nin belgeseli için de buraya.

 

Sagalassos’u kazan arkeolog Marc Waelkens şöyle anlatıyor:

 “ Sagalassos’ta unutulmaz pek çok anı yaşadım. Kente, dostum Stephen Mitchell ile ilk gelişimizi çok iyi hatırlıyorum. 1983 senesi, Ağustos’un 23’üydü. Sabah erken -yedi buçuk sularında-, kente vardığımızda ören yeri tamamen boştu; yalnızca bekçi Mehmet bizi karşıladı, hemen çay yaptı ve birlikte keyifle içtik. Günün o saati Sagalassos’ta gün ışığının en güzel olduğu zamandır. Her yerde anıtlar gördük, bazıları metrelerce ayakta. Bunların arasında devrilmiş sütunlar ve heykel kaideleri yatıyordu. Uzakta tiyatroyu keşfettik; yeri itibariyle, Türkiye’deki en romantik harabelerden birisiydi. Bu karşılaştırmayı yapabilirim, çünkü hemen hemen tümünü gördüm. O sabah, yeri kaplayan cam ve seramik parçalarını kırmaktan korkarak, anıttan anıta gezdik.

Bir avcı kuş, o günün büyüsünü artırırcasına, kanatlarını açmış üzerimizde dönüyor,
ara sıra hızla avına dalıyordu. Bu benim Sagalassos’u ilk ziyaretimdi. Her şey böyle başladı. Bir Spirou çizgi roman macerasının, Truva’nın keşfi ile ilgili dört sayfasını okuyup, babasına büyüyünce Türkiye’de kazı yapacağını ilan eden altı yaşında bir oğlan çocuğunun rüyası gerçek oldu.”

 

“Sagalassos’u ilk ziyaretimle hayatım tamamen değişti. Ondan sonra geçireceğim tüm mutlu ve hazin zamanların da temeli oldu bu ziyaret. O gün ve sonrasında pek çok büyülü an yaşadım. İlk ziyaretimizde, minibüsümüzün iki metre önünde uçan bir kartalla, adeta bizzat Zeus’un koruması altında, Ağlasun’a kadar geldik. Bununla başlayan unutulmaz anlardan bir diğeri de, bir gün, sabahın ilk saatlerinde, Antoninler Çeşmesi’ne ait “küçük” Dionysos heykelinin başını çevirdiğimde, tanrının bana gülümsemesiydi. Sanki on dört yüzyıl sonra gün ışığını tekrar gördüğü için minnettardı.”

 

IMG_5557

 

Bir dağ yamacında kurulu olan Sagalassos’taki antik tiyatro en yüksek kesimde yer alıyor; buradan aşağıya doğru Ağlasun tarafına bakınca olağanüstü güzel bir tablo karşısında sonsuzluk duygusu kaplıyor insanı…

akdağ

Ağlasun Ay Şafağı adlı kitabında nehir şiirinin başında Yunus Emre’den şu dizeler yer alıyordu Hasan Hüseyin Korkmazgil’in:

“Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi.

Hele bana şöyle geldi şol göz yumup açmış gibi”

 

 

 

Reklamlar
Bankacılık, Ekonomi

İşsizlik Fonu’nun parası bakanlıktan habersiz aktarılmış

Yazdığım İşsizlik Fonu parasının kamu bankalarına sermaye olarak aktarılması Meclis’e de taşındı; en başta Garo Paylan olmak üzere, Durmuş Yılmaz da bu konuyu soruları ile Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gündeme getirdi.

Bu konu komisyonda hazır bulunan Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Bülent Aksu’ya soruldu.

Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Bülent Aksu, bu işlemden bakanlığın haberinin olmadığını söyledi: “Bu bahsedilen işlem Hazine ve Maliye Bakanlığının bilgisi dâhilinde yapılan bir işlem değildir. İki kurum kendi inisiyatifleriyle beraber bu işlemleri yapmışlardır.”

Aşağıda tam tutanak metni var; Aksu’nun sözlerinin altını ben çizdim.

Yani İşsizlik Sigortası Fonu’nun parası bakanlığın bile haberi olmadan bu kadar devasa bir sermaye amaçlı operasyonu iki taraf (kamu bankaları ve Fon) anlaşarak yapmış! Kanuna aykırı olduğu yönündeki itiraza verdiği yanıt ise evlere şenlik: “BDDK ve SPK onayladı”.

Oysa aynı saatlerde Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın bu konudaki soruyu teyit ederek şöyle yanıt veriyordu:
“Kamu fonları devletin içerisinde zaman zaman farklı yerlerde kullanılmıştır. 

TBMM Tutanakları

3 Ekim 2018 tarihli TBMM Plan Ve Bütçe Komisyonu tutanaklarının 109. Sayfasından:

…/…

BAŞKAN – Sayın Aksu, Sayın Bakan Yardımcımız, Sayın Paylan’ın sormuş olduğu soruya ilişkin elinizde bir bilgi var mı? Bilgi varsa söz vereyim, yoksa vermeyeceğim.

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Cevap vereyim.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Efendim, biliyorsunuz, bizim Bankacılık Kanunu’muzda sermaye benzeri kredi veyahut sermaye benzeri işlemler var. Bunlar genel olarak bankacılıkta tier 1, tier 2, birinci sınıf, ikinci sınıf sermaye benzeri işlemler olarak nitelendirilebiliyor. Bu bahsedilen işlem Hazine ve Maliye Bakanlığının bilgisi dâhilinde yapılan bir işlem değildir. İki kurum kendi inisiyatifleriyle beraber bu işlemleri yapmışlardır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – İşsizlik Sigortası Fonu mu yaptı?

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Evet, İşsizlik Sigortası Fonu’nun, biliyorsunuz, bir yönetim kurulu var. Dolayısıyla bu iki kurum kendi aralarında bu işlemleri yapabilirler. Bu işlemler sonuçta bir kredi de olabilir…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ama kanun dışı.

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Yok, kanun dışı değil. Sonuçta yapılan iş…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Hayır, kanun dışı.

DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Yani İşsizlik Fonu’nun gelirlerine baktığımızda, tahviller ve 3 kamu bankasına mevduat yapabilir.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yalnızca mevduat yapabilir.

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Bendeki bilgi bu şekilde ve Hazine ve Maliye Bakanlığının yönlendirmesiyle yapılan bir işlem de değil, bilgisi dâhilinde olan da bir işlem değil. Sonuçta iki kurum birbirlerinin kâğıtlarını alıp satma konusunda serbestler. Bu, Sermaye Piyasası tarafından onaylanmış, aynı zamanda BDDK tarafından da onaylanmış işlemlerdir.

DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Buna bir itirazınız yok?

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Yani kanunsuz bir işlemin…

BAŞKAN – Efendim, sadece şunu söylüyor: “İşsizlik Fonu’nun kanununa aykırı bir işlemdir.” deniliyor. Onu da tabii ki ilgili kurum…

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI BÜLENT AKSU – Yani SPK ve BDDK onayı alınarak yapılmış bir şey.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Aksu, anlaşılmıştır.

Bankacılık, Ekonomi

Borsadan al İşsizlik Fonu haberini

Ulaştığım veriler, İşsizlik Fonu’nun elinde tuttuğu Hazine tahvillerinin satılarak kamu bankalarının sermaye benzeri fon sağlamasında kullanıldığını kesinleştirdi.

Bakın nasıl?

Geçen günkü yazımda 3 kamu bankasının apar-topar sermaye benzeri tahvil ihracı yaparak sermaye yeterlik oranlarını toparlamasında, ihraç edilen bu tahvilleri kimin aldığının şeffaf olmadığını yazmıştım.

Bankacılık çevrelerinde kabaca 11 milyar TL büyüklüğündeki bu tahvilleri olsa olsa ancak İşsizlik Sigortası Fonu’nun alabileceğinin konuşulduğunu da.

Bu tahvillerin faizinin ne olduğu ve alanın kim olduğu açıklanmamıştı.

İki soru vardı:

  1. Kendi yönetmeliğine göre İşsizlik Sigortası Fonu’nun bu tahvilleri alma olanağı yoktu. Peki nasıl olmuştu da Fon yönetmeliği delerek satın almıştı?
  2. Fon bu tahvilleri satın alacak 11 milyara yakın likiditeyi nereden bulmuştu?

Birinci soru hala yanıtlanmayı bekliyor.

İkinci sorunun yanıtını buldum

Borsa İstanbul (BİST) Borçlanma Araçları Piyasası verilerine göre; üç ayrı günde tahvil pazarında “takas dışı” işlem olarak devasa büyüklükte işlem tescilleri yapıldığı dikkat çekiyor. Dikkat çekiyor; çünkü hem işlemler uzun vadeli tahvillerde çok büyük hacimde, hem de piyasa dışı faizlerle tescillenmiş.

21, 24 ve 26 Eylül tarihlerinde vadeleri 2023 ile 2027 arasında olan toplam 11 milyar TL’lik uzun vadeli tahvil tescili yapılmış. Aşağıdaki tabloda da yer alıyor; tesciller yüzde 9-10’luk faizler üzerinden yapılırken, cari piyasa faizlerinin bu tahviller için yüzde 20’lerde olduğunu görüyoruz. Yani tescil, piyasa dışı faizlerle yapılmış.

 

Ekran Resmi 2018-10-08 10.55.48

Örneğin 21 Eylül’deki işlem hacminin dörtte biri bu “piyasa dışı faizlerle” tescil ettirilen satışlardan oluşuyor.

İki unsur dikkat çekiyor;

Birincisi, “piyasa dışı faizlerle” yapılan satış tescillerinin toplamı şöyle:

21 Eylül’de 3.012 milyon TL,

24 Eylül’de 5.167 milyon TL,

26 Eylül’de 2.867 milyon TL

Bunların toplamı da 11.047 milyon TL yapıyor.

Dikkat çeken şu: Kamu bankalarının aynı dönemde yaptığı tahvil ihracına denk düşüyor.

Halkbank 2.979 milyon TL

Vakıfbank 4.993 milyon TL

Eximbank 2.901 milyon TL ihraç yaptılar.

Nasıl? Örtüşüyor değil mi?

Hani pelesenk sözle “büyük resme bakıp” bağlantıyı görün.

Karmaşık bulanlar için özeti şu: kamu bankalarına sermaye benzeri bir fon girişi sağlamak için “büyük bir birader” elindeki Hazine tahvilinin satışını tescil ettirmiş.

 

Ekran Resmi 2018-10-08 10.54.56

Tamam ipucunu yakaladık.

İkinci dikkat çeken de o zaten. O ipucu şu:

Bu 2023 ile 2027 vadeli tahvilleri kimlerin aldığında.

Hazine ihaleleri verilerini eştiğimizde buluyoruz.

Örneğin 21 Eylül’deki toplamı 3.012 milyon TL yapan 2024, 2025 ve 2026 vadeli bu tahvillerin ihraçları için yapılan Hazine ihalelerindeki  “rekabetçi olmayan faizle kamu kuruluşlarına yapılan satış” verilerinin ağırlıklı ortalama faizini buluyoruz: Bingo!!!

Bingo: Yüzde 10.20 !!!

Peki 21 Eylül’deki satış tescilinde geçen faiz ne? Yüzde 10.20!!

Hazine ihalelerinde “Rekabetçi olmayan faizle satış” yani ihalede oluşacak ortalama faizle satış hangi “kamu kurumuna” yapılıyor? Bildiniz:  İşsizlik Sigortası Fonu 

Bu veriden sonra şurası artık kesin: Bu tahvilleri satan da satış tescilini de yaptıran da İşsizlik Sigortası Fonu. Şurasını bilmiyoruz; bir aracı mekanizma kullanarak parasını “repo yapar gibi” kamu bankalarının tahvil ihraçlarına dolaylı olarak mı aktardı? Yoksa doğrudan mı yatırdı?

Şu soru da akılda kalmasın: Peki satış tescili neden “piyasa dışı” fiyatla yapıldı? Şundan; İşsizlik Fonu’nun elindeki kağıtları alış faizi ile satarak zarar yazdırmamak için olmalı.

Sonuç şu: İşsizlik Fonu’nun parası “yan yol” açılarak kamu bankalarına sermaye yapılmış. Kamuoyundan da saklanarak.

Uğur Gürses

 

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

 

 

2018 Ekonomik Krizi, Bankacılık, Ekonomi

McKinsey’in ilk işi bu muydu?

Geçen haftanın su yüzüne çok çıkmayan ama bankacıların bile “bu ne yahu?” diye konuştukları bir gelişme kamu bankalarının tahvil ihraçları idi.

Hafta içinde birkaç gününün içine sığan bir hızda 3 kamu bankası;  Halkbank, Vakıfbank ve Eximbank tahvil ihracını ilan edip, satışı tamamlamlayıp 10.8 milyar TL sağladılar.

“Tahvil ihracı”nın amacı üç kamu bankasına sermaye konması. Neden bu hız? Çünkü 30 Eylül bilançosunda sermaye yeterliği oranını yüksek göstermek istiyorlardı.

Peki nasıl, ne için, ne kadar, hangi yöntemle, kime satmışlar?

Bu soruların bazılarını biliyoruz; bazıları bilinmiyor.

Tablo şöyle:

Ekran Resmi 2018-09-29 22.31.57

Üç banka kaşla-göz arasında neredeyse Hazine’nin bir ayda üç-beş ihalede topladığı borçlanma tutarı kadar bir borçlanmayı iki günde yapıverdiler; toplam 10.8 milyar TL.

Öyle bir hız ki en çarpıcısı Eximbank: 24 Eylül Genel Kurul kararı alınmış, 25 Eylül’de Yönetim Kurulu kararı ile SPK’ya gidiyor. Aynı gün onay alıyor. Umarım SPK bu hızı özel bankalara ve kurumlara da gösterir.

Bu tahvillerin vadesi belli ama faiz oranı ve satışın kime yapıldığı belli değil.

“Nitelikli yatırımcı” olarak tanımlanan yatırımcı tipi kurumsal yatırımcıları işaret eder. Bankalar, sigorta şirketleri, yatırım fonları, varlık yönetim şirketleri bu tanım içine girer.

Amacın, bu bankalara sermaye benzeri bir fon girişi sağlayarak muhtemelen çok düşen sermaye yeterlik rasyolarını yukarı çekmek olduğu çok açık.

Anlaşılmayan tarafı şu: Zorunluluk olmasa da bu yaklaşık 11 milyar TL’yi masaya koyan “nitelikli yatırımcının” kimler olduğu şeffaf biçimde açıklanmalıydı.

Bu yapılmadığı için; bu ihraç edilen tahvillerin İşsizlik Sigortası Fonu’na satılmış olabileceği söylentisi yayıldı.

Böyle bir yol izlendi ise bunun nasıl yapıldığına dair soru ve sorunlar var demektir.

İşsizlik Fonu bunu yapabiliyor mu?

“İşsizlik Sigortası Fonu Kaynaklarının Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” hükümlerine bakılırsa devlet tahvili, repo ve kamu bankalarında mevduat dışında yatırım yapılması olanaksız.

Fon ayrıca yatırımları nedeniyle elinde bulunan devlet tahvillerini borç verebiliyor. Fon’un elinde de epey tahvil var.

Bu durumda, İşsizlik Fonu’nun bankaların ihraç ettiği tahvilleri alması olanaksız. Ama diğer yollar kullanılmış olabilir.

Şeffaflık olmadığı için sorular soruları izliyor:

  1. ilk olasılık; acaba İşsizlik Fonu elindeki tahvilleri Varlık Fonu’na borç vermiş olabilir mi? Varlık Fonu da bu tahvilleri repolayıp elde ettiği parayı kamu bankalarının sermaye açığını gideren bu tahvil ihraçlarına yatırmış ve kamu bankalarını sermayelendirmiş olabilir mi?
  2. İkinci olasılık; İşsizlik Fonu repoya para yatırabiliyor. Dolayısı ile yine kamu bankalarınca ya da Varlık Fonu aracılığı ile oluşturulan özel bir mekanizmayla, İşsizlik Fonu “özel mekanizmaya” parasını yatırıp repo yapar, “özel mekanizma” ise kamu bankalarınca ihraç edilen bu “sermaye benzeri tahvilleri” satın alır.

Dönüp dolaşıyoruz; Hazine’nin 2018’in ilk 8 ayında yaptığı 40 milyar TL’lik net borçlanmanın dörtte biri kadar büyüklükte üç kamu bankasının iki günde iharç edip sattığı 10.8 milyar TL’lik tahvilleri kimin nasıl aldığı açıklanmaya ve şeffaflığıa ihtiyaç duyulan bir durum

Bu “muğlak” tahvil ihracı sır gibi saklanırsa getireceği daha olumsuz şayialar ve sorular piyasayı dört dönecektir.

Örneğin şunun gibi: İşsizlik Fonu’nun repoya nakit yatırma ya da tahvil borç verme, “özel bir mekanizma” yoksa acaba nihai fonlayıcı Merkez Bankası mı oldu?

ilk durumla bu son olasılık arasında epey fark var; birincisinde sistemde olan fon sistem içinde el değiştiriyor. İkincisinde ise “monetizasyon” benzeri bir etki yapıyor. Yani Merkez Bankası’nın nihai olarak İşsizlik Fonu’na repo yapması demek. Yani parasal büyüklükler açısından iç varlık genişlemesi demek.

Her halükarda yan yollardan geçerek İşsizlik Fonu’nun parası kullanılmışsa hem ücretlerinden kesildiği için, hem de nihai olarak bu fonların yararlanıcısı olarak işçilerin parasıyla devlet bankasına sermaye konmuş demektir. Onlara sormadan.

Kaptı-kaçtı gibi son dakikada şeffaflık içinde yapılmadığı için bu sorular birbirini izleyecek.

En doğrusu: Ankara’da ekonomi yönetiminin bir açıklama yapması.

Eğer Ankara İşsizlik Fonu’na da el atmışsa normalda Hazine kesesinden kamu borç stokunu artıracağı biçimde olması gereken bir işi de örtülü hale getirmiş demektir.

Güncel tartışmaların ışığında şu soru da akla gelmiyor değil:

Ankara’ya danışmanlık vermeye başlayan McKinsey’in ilk ele alıp mekanizmasını kurduğu iş bu mu oldu?

Kamu borç stokunu artırmadan yan cepten kamu bankalarına bu sermaye artırım modelini mi kurdu?

Uğur Gürses

 

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

 

 

 

 

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası, siyaset

7 haftalık hasar raporu

Brunson krizi ile daha da tetiklenen ekonomik krizde Merkez Bankası’nın TL’yi savunmasına izin verilmemesi kuru tetikledi ve döviz rezerv kaybına yol açtı.

21 Eylül haftası da “kanama” devam etti. Döviz rezervi 2 milyar 572 milyon dolar azalırken, altın rezervi de 820 milyon dolar düştü. Geçen haftanın toplam rezerv kaybı böylece 3.3 milyar dolar oldu.

Aradan geçen 7 haftada toplam döviz rezervi kaybı 14.4 milyar dolar, altın rezervi kaybı ise 4.2 milyar dolar oldu. Merkez Bankası’nın 7 haftalık toplam rezerv kaybı 18.7 milyar dolara ulaştı.

Katar Merkez Bankası ile yapılan 3 milyar dolar karşılığı swap işleminin de bu tabloda pozitif katkısı var. Eğer bu “kozmetik swap” olmasaydı tablo daha vahim olacak, toplam rezerv kaybı 21.7 milyar dolar olarak okunacaktı.

Ekran Resmi 2018-09-27 11.00.44

TL’yi savunmak için yapılması gereken faiz artırımdan kaçınmak için BDDK eliyle yan yollara sapıldı. Bu Türkiye’nin kredi riskini ve swap faizlerini patlattı. Sonunda “tabelada” kredi riski yükselen Türkiye’den rezerv çıkışı oldu. Bu işler böyledir; deneyimi iş başında kazanılacak iş değildir ekonomiyi yönetmek. Hatalı yönetimle risk primini yukarı itersiniz, rezerv kaybı olur; “yumurta tavuk” döngüsü gibi “rezerv kaybı var Türkiye riskli” demeye başlarlar.

Hatalarınızla sonuçta hane halkını ve şirketleri vurursunuz.

Sonunda ise “ekonomik sıkıntıların Brunson’la ilgili yok” dersiniz.

Adına ne derseniz deyin; ekonomik sorunların da, sıkıntıların da Türkiye’nin yönetilmesiyle ilgisi var.

Partisini kurma çalışmalarını yürütürken 2001 krizi için ne demişti Erdoğan?

“…Ülke sorunlar sarmalı içinde hapsedildi. Ekonomik kriz, edilgen ülke konumuna düşme, hak kısıtlamaları, dışarda itibar kaybetme, bunalıma neden oluyor. Tek çare seçime gitmektir. Kadrolarımız sorunları tek tek çözmeye muktedirdir. Seçim gününün gelmesini sabırsızlıkla bekliyoruz. Seçim, seçim, illa seçim diyoruz” diye konuştuktan sonra, söyledikleri şöyle yer alıyor:

“Ekonomik, siyasi ve sosyal krizin arkasında “sadece yönetim krizi” olduğunu, yatırımcının güven ortamı bulamadığı için yatırım yapmadığını ifade etti.”

Ekonomi, para politikası, siyaset, İfade özgürlüğü

Ekonomik krizin Brunson’la ilgisi

Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için buluduğu ABD’de Reuters’a konuştu. Bu konuşmada, konu ekonomik krize geldi. Erdoğan’ın sözleri şöyle:

“Brunson olayının bizim ekonomimizle yakından uzaktan alakası yoktur. Bir ekonomik sıkıntı yaşandığında benim, ‘Bu bizim şu anda teğet geçecektir’ demiştim. O sıkıntıyı aştık, Türkiye ekonomik rahatlama sürecine girdi. Şu an ekonomik sıkıntı abartılacak bir sıkıntı süreci değildir. Türkiye kendi imkanlarıyla bunu aşacaktır. Bunun emareleri görülüyor. Bunun Brunson’la yakından uzaktan alakası yoktur.”

Erdoğan, bir süredir krizin “geçici” olduğunu, “aşılacağı” vurgusunu yapıyor. 2009’da küresel krizde söylediği “teğet geçecek” sözünü de hatırlatarak.

Şu vurgu hemen dikkat çekti: “şu andaki ekonomik sıkıntı…” “….bunun Brunson’la yakından uzaktan ilgisi yoktur.”

Oysa hem Erdoğan hem de partisi ve yakın çevresi bu yüzden “ekonomik savaş açıldığı” temasını nerdeyse tellal tutarak ilan etmişlerdi. Hükümet yakını ya da yakın duran medya da bu tema üzerinden yorumlarla ABD’ye veryansın edilmişti.

Peki durup dururken ne oldu da Erdoğan, en fazla “ekonomik sıkıntı” olarak adlandırdığı ekonomik krizle Brunson krizini ayrıştırma ihtiyacı duydu?

Bunları başında şu geliyor; hem “Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin” başladığı 9 Temmuz haftasından itibaren giderek şiddetlenen, Ağustos başındaki rahip Brunson krizi ile patlak veren bir durumu yazmıştım: Döviz mevduatlarında çekiliş.

Sadece 17 Ağustos haftasında 7.5 milyar dolarlık bir döviz hesabı azalışı dikkat çekiyordu. Bunun nedeni, Brunson krizine bağlı olarak ABD’nin yaptırım kararları idi.

Döviz kurunun patlaması, yani TL’nin değer kaybının şiddetlenmesi, buna karşı Merkez Bankası’nın elinin tutulması bugün içinde bulunduğumuz krizi tetikleyen unsurlardı. Ana unsur 10 yıla yakındır ekonominin yapısal sorunlarının içten içe çürümesi ve Türkiye’nin giderek hukuku kaybetmesi, demokratik değerlerden uzaklaşması, medya ve ifade özgürlüğünün kafese konulması.

İşte bu yüzden, Rahip Brunson krizi ve ardından ABD yaptırımlarını izleyen günlerde, “ekonomik saldırı altındayız” sözleri ile bizatihi Ankara, içeride krizi derinleştirdi. Vatandaş ABD’den çok, kendi hükümetinin kısıtlayıcı bir yola girmesinden korktu.

Asıl soruya dönelim:

Erdoğan neden Rahip Brunson krizi ile ekonomik krizi ayrı tutmaya çalışan bir açıklamaya yöneldi?

Yanıt belli; Rahip Brunson 12 Ekim’de bırakıldığında kur biraz gerileyecek ve vatandaş soracak: “Neden bu krizi yarattınız neden ekonomiyi hasar getirdiniz? Neden Merkez Bankası’nın elini tuttunuz?

İşte bu yüzden “hakimler bağımsız”, “Merkez Bankası bağımsız” sözleri vurgulanıyor.

Muhtemeldir ki; kamuoyu anketlerinde de toplumun ekonomik krize bakışının değiştiğini de görüyor olmalı.

Yargının Ankara’ya bakmadan bağımsız karar aldığına olasılıkla kendi seçmenleri bile mutlak biçimde inanmıyor. Ne de Merkez Bankası’nın Ankara’da Külliye’ye bakmadan karar aldığına…

Sanırım “mahkemeler bağımsız, bir kriz olduysa da bunun iradesi bizde değil” özetli bir dışsallaştırıcı bir açıklama olmuş ABD’deki açıklama. “Dış güçler saldırıyorsa neden önlem almadınız?” sorusunu karşılamak için.

Geçmişteki ekonomik dalgalanmalar, çalkantılar sonunda geçip gittiğinde işler normale dönebiliyordu. Çünkü sermaye akışı devam ediyordu. Ama bu defa farklı olduğunu herkes görebiliyor. O yüzden “siyasi faturadan” kaçış kolay olmayacak.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

cinsiyet eşitliği, Uncategorized

Bir örgüte üye yazıldım

Bir örgüte üye yazıldım, hatta kurucusuyum; yardım ve yataklık da edeceğim.

Bu örgüt, 40 erkek ve 1 “elebaşı” kadından oluşuyor.

Bu 40 erkek, 1 kadının arkasına saklanmış da değil. Yanındalar.

40 erkeğin derdi şu: Türkiye’deki cinsiyet eşitsizliğini azaltmak.

Örgüt: YANINDAYIZ Derneği

logo (1)

 

Ekran Resmi 2018-09-25 22.07.31

Kurucusu ve dün de yönetim kurulu üyesi olduğum YANINDAYIZ Derneği’nin hedefleri şöyle:

HEDEFLERİMİZ
Bu amaç, değerler ve strateji çerçevesinde aktif savunuculuk yapacağımız öncelikli hedeflerimiz:

Kadına ve çocuğuna yönelik şiddetin sonlandırılması
İnsan yaşamı ve onurunun temel hak olduğundan hareketle kadına ve çocuğuna yönelik bedensel, ruhsal, toplumsal ve ekonomik şiddetin son bulması doğrultusunda çalışacak, mevcut çalışmaların yanında olacağız.

Toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığının artırılması
Yasalardan okul kitaplarına ve kitle iletişimine dek kullanılan dilin toplumsal cinsiyet ayrımcılığını teşvik eden unsurlardan arındırılması, eşitlikçi ve adil bir dil geliştirilmesi için çalışacak, mevcut çalışmaların yanında olacağız.

Kadınların karar alma süreçlerine katılımının artırılması
Başta Medeni Kanun olmak üzere kadınların yasal kazanımlarının geliştirilmesinin yanı sıra, kadınların hiçbir ayrımcılıkla karşı karşıya kalmadan, siyasal, toplumsal ve ekonomik hayattaki tüm karar alma süreçlerinde yer alması, kadın milletvekili, bakan, yönetici oranlarının yüzde 50’ye çıkarılması için çalışacak, mevcut çalışmaların yanında olacağız.

Eğitimde cinsiyet ve fırsat eşitliği
Kız çocukları ve kadınların eğitimin her tür ve kademesine fazladan emek ve bedel gerekmeden katılması, okuma yazma bilmeyen ve ilköğretimi tamamlamamış kadın sayısının sıfıra düşürülmesi, engellerin ortadan kaldırılması için çalışacak, mevcut çalışmaların yanında olacağız.

Ev emeğinde ortaklık
Ev emeğinin, çocuk yetiştirme ve yaşlı bakımının kadın ve erkeğin ortak sorumluluğu haline getirilmesi için, özellikle erkekleri hedefleyerek farkındalık oluşturacak kampanyalar, projeler üretecek, mevcut çalışmaların yanında olacağız.

İş hayatında daha çok kadın
Kadınların iş hayatına, ekonominin her alanına etkin katılımı, kadın istihdamının yükseltilmesi, kadınların orta ve üst düzey yönetim kademelerine, karar süreçlerine erişimleri önündeki “cam tavan” engelinin kalkması, eşit işe eşit ücret uygulamasının yaygınlaşması, kadın girişimciliğinin teşvik edilmesi için çalışacak, mevcut çalışmaların yanında olacağız.

 

Daha fazla bilgi için:

YANINDAYIZ Derneği

Websitesi: http://www.yanindayiz.org

Instagram: @yanindayizdernegi

Facebook: @yanindayizdernegi

Twitter: @yanindayizder

Linkedin:  https://www.linkedin.com/company/yanindayiz-dernegi/

#yanindayiz