2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, para politikası

Enflasyon Raporu sunumundan izlenimler

Merkez Bankası yılın dördüncü Enflasyon Raporu’nu İstanbul’da açıkladı. Belleğim beni yanıltmıyorsa uzunca bir süre otel salonlarında yapılan toplantılardan sonra bir ilk olarak Merkez Bankası’nın İstanbul Şubesi’nin olduğu o tarihi binada yapıldı bu toplantı.

Fotoğraf: Uğur Gürses

İstanbul Karaköy’deki Bankalar Caddesi’ndeki Merkez Bankası’nın bu binası, Osmanlı Bankası için 1892 yılında mimar Alexandre Vallaury’ın tasarımı olarak tamamlanmış. 1934’te binanın batı yönündeki yarı kanadı Merkez Bankası’nca satın alınmış.

Binanın mimari değerlendirmesini yapan uzmanlar, Beyoğlu’na bakan kuzey cephenin neoklasik, Haliç’e bakan cephenin ise oryantalist üslupta olmasına işaret ederek, “doğu-batı sentezi” niteliğine atıfta bulunuyorlar.

Merkez Bankası da uzunca bir süredir, modern merkez bankacılığının araçları ve finansal mekanizmalarını kullanırken, enflasyon konusunda epeyce oryantalist bir duruş sergiliyor. Enflasyon hedeflemesi yapmaya devam ederken, son 10 yılda yüzde 5’lik enflasyon hedefini tutturabilmiş değil. Ne hedeflemeyi ne de hedefi değiştirmeye de niyeti yok. Sonunda geldiğimiz nokta da; enflasyon hedefini değil, tahminini tutturmaya çalışmak oldu

Banka son bir yılda kurum olarak da epeyce hasar gördü; en başta Merkez Bankası başkanı bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile görevden alındı. Yasasına aykırı biçimde hem de. Kararnamenin yasanın üzerine çıkması nerede görülmüş? Sonra banka şeffaflığı kaybederken, temel işlevleriden biri olan döviz kuru politikasını kamu bankalarının “taşeronluğuna” bıraktı.

4. Enflasyon Raporu’nda yılsonu enflasyon tahmini yüzde 11.2-12.8 aralığında olmak üzere yüzde 12 olarak açıklanırken (Yeni Ekonomik Program tahmini ile aynı), 2020 yılı için de yüzde 5.3-11.1 aralığında olmak üzere yüzde 8.2 olarak tahmin veriliyordu.

Geçmiş üç Para Politikası Kurulu toplantısında 10 puanlık faiz indirimi yapan Merkez Bankası, bu rapor sunumunda “artık durup veriye bakacağız” mealinde bir açıklama yaptı.

Başkan Murat Uysal’ın konuşmasında:

“Geldiğimiz noktada, gevşeme yönündeki alanın önemli bir bölümünü kullandığımızı, bununla birlikte atılabilecek ilave adımların zamanlaması ve boyutunu veri akışına ve enflasyon görünümündeki gelişmelere göre şekillendireceğimizi vurgulamak isterim. ” deniliyordu.

Son faiz indirimi öncesinde de “ön yüklemeli faiz indirimi yapıldığı” vurgusu vardı. Ne olduysa 2.5 puanlık bir indirim de patlatılıvermişti.

Şuna hiç şüphe yok; faiz kararı artık siyasi mekanizmalarla belirleniyor.

Uysal’ın konuşmasında vurguladığı bu paragrafta da; “durduk ama fırsat olursa devam ederiz” bakışı var.

Rapor sunumunda Başkan Uysal’a en çok sorulan soru; swap işlemleriyle ilgiliydi.

Merkez Bankası, mart ayından bu yana swap işlemleriyle ilgili ayrıntılar bir tarafa, mevcut toplam büyüklükleri bile açıklamıyor, veriler karartılıyor, hatta piyasa uzmanları hesaplayamasın diye işlemler Borsa İstanbul’a kaydırıldı. Orada da kimin yüzde kaçla ne kadar swap işlemi yaptığı bulunamıyor.

Başkan Uysal swapla ilgili ısrarlı sorulara genel ve yuvarlatılmış cümlelerle yanıt verirken, “ihtiyaç varsa yayınlanır” diyerek , ısrarlı sorularla gelen ihtiyacı görmeme ısrarına kapılmıştı.

Bir başka soru da, “değerleme hesabında” biriken fazlanın Hazine’ye aktarılmasına dair haberler üzerineydi. Değerleme hesabı, bankanın döviz pozisyonundaki fazlanın döviz kuru artışı ile TL bazında ortaya çıkardığı değerleme artışını ifade ediyor. Buna finans kesiminde “realize edilmemiş kazanç” deniyor. Bu hesaba esas alınan dövizler satılmadığı sürece gerçek bir kazanç ortaya çıkmıyor. Bunun da Hazine’ye aktarılması doğru değil.

Bu soruldu; değerleme hesabının aktarılması konusunda Merkez Bankası yönetimi ne düşünüyordu? Başkan Uysal ısrarla üç kez sorulduğunda üç kez “böyle bir çalışma olmadığını” söyledi. Oysa ki soru, bankanın duruşunu, fikrini, yaklaşımını anlamaya dönüktü. Banka yönetimi potansiyel olarak böyle bir yola gidilmesini bunu doğru buluyor muydu?

Fotoğraf: Recep Erçin

Uysal’ın tatmin etmeyen açıklamaları arasında, kredi büyümesinin ivme kazandığı ve bunun da aktarım mekanizmasının çalıştığına işaret etmesi idi. Bu açıklamaya, bankanın üç kez yaptığı 10 puanlık faiz indiriminin başlangıç tarihi olan 24 Temmuz’dan bu yana TL kredilerdeki neredeyse tüm artışın kamu bankalarından geldiğini, bunun da kamu bankalarınca neredeyse mevduat faizi düzeyindeki çok düşük faiz uygulaması ile mümkün olabildiğini, özel ve yabancı bankaların TL kredilerinde 24 Temmuz-18 Ekim arasında artış olmadığını, aynı dönemde yerleşik hane halkı ve şirketlerin döviz hesaplarındaki artışın 8 milyar dolar olduğunu söyleyerek sordum; bu başkaca bir sorun olduğunu ve para politikasının doğru olup olmadığını düşündürmüyor muydu?

Uysal, zor duruma gireceğini düşündüğü her soruda, sorunun öznesi olan konuyu genişçe anlatma, tanımlamaya yöneliyor. Swap işlemlerini saklayarak ne türlü bir yarar beklediklerini sordum; burada da konuyu “merkez bankalarının her şeyi açıklayıp açıklamama tercihlerinin tartışıldığını” anlatmaya yöneldi. Oysa, Merkez Bankası daha önce bilançosunda da açıkça kalem kalem gösterdiği swap işlemlerini neden birden bire saklamaya başladığı, “yokmuş gibi” o kalemlerde göstermeyi kestiği idi konu.

Murat Uysal, eskisine oranla daha uzun bir soru-yanıt seansı yaparken, sorulara verdiği yanıtlar sorunun özüne dönük olamadı.

Toplantı bitiminde de gazetecilerle çay içerken soruları yanıtlaması kimilerince “daha sıcak” bir iletişim olarak yorumlansa da, çaylarını içen gazeteciler sorularına net ve açık bir yanıt alamadan çıktılar o toplantıdan.

Uğur Gürses

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon

Veri güvenilirliği tartışılıyor

Ekonominin sorunlarını çözmek yerine ortaya çıkan semptomları ortadan kaldırmaya dönük hareket eden, faizlere, kurlara, perakende fiyatlara, piyasa işleyişine kuralsız biçimde siyasi güçle müdahale eden, telefonla fiyat müdahalesi yapan ekonomi yönetimine aynı zamanda fiyatları ölçen kurum da bağlı ise hangi fiyatın doğru olduğu tartışma konusu olur.

Enflasyonda Haziran verilerinden sonra da soru işaretleri ortaya çıktı. Özellikle düşük gelirle yaşayan emeklilere enflasyon farkı ödemesi söz konusu iken. TÜİK ise sorulan sorulara yanıt vermiyor bir süredir.

TÜİK’in açıkladığı veriler ekonomide olan bitenin sonucu olduğu gibi, bu sonuçlara dayanarak çeşitli parametreler belirleniyor, kiralar, ücret artışları, emekli maaş artışları, sözleşme bedelleri gibi ekonominin çok kapsamlı bir alanında. TL’nin değerini koruma, fiyat istikrarını sağlama görevi olan Merkez Bankası bile istatistik kurumunun verilerine dayanarak politika oluşturuyor.

Hatalı bir raporlama, bu çok geniş alandaki ekonomik ilişkilere zarar verebilir. Bilerek isteyerek yapılacak yanlış bir raporlama ise güveni sarsacağı gibi, potansiyel olarak da mahkemelerde dava konusu olması bile muhtemel.

Son çeyrek yüzyılda Arjantin ve Yunanistan’ın düştüğü durum biliniyor; ülkeyi yönetenlerin talebiyle kamuoyunu yanıltıcı, durumu olduğundan daha iyi gösteren oynanmış raporlamalar yapılmıştı. Bu iki ülke toplumu, bedelini çok ağır ödedi. Örneğin Yunanistan, 2018’i yılı sonunda milli gelir seviyesi bakımından kriz öncesi 2007’ye göre yüzde 25 aşağıda kapadı.

CHP neye işaret etti?  

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Faik Öztrak, TÜİK’in diğer verileri ve enflasyon verileriyle ilgili olarak kalite konusunda çok ciddi iddialar gündemde olduğunu, araştırma önergelerine ise yanıt alamadıklarını anlatıyor.

“TÜİK’in diğer verileri ve enflasyon verileriyle ilgili olarak kalite konusunda çok ciddi iddialar gündemde. Bunları da araştırma önergeleri vasıtasıyla sorduk ama hiçbirine cevap alamıyoruz. Milletimiz soruların cevabını merakla bekliyor. Hatırlayacaksınız bu yıl başında gıdada fiyat toplama konusunda iş yeri seçim kriterlerinde TÜİK değişiklik yapmıştı. Eskiden çok sayıda yerden fiyat toplarken, şimdi en yüksek satış yapan sınırlı sayıda yerden fiyat topluyor. Buradan bakınca TÜİK endekslerinde gıda fiyatlarında aşağı doğru bir gidiş gördük. Bazı kalemlerde madde sepeti ağırlığı ve madde fiyatlarıyla hesaplanan ağırlık değişimleri ile aynı mal gruplarının piyasadaki fiyat değişimleri birbirini tutmuyor. Hatta bunun da ötesine gidilen bir şey var, şu anda konuşulan bazı üst düzey yetkililerin bu fiyat topladıkları sınırlı sayıdaki marketlere telefon açmak suretiyle “Bugün anketörlerimiz fiyat almaya gelecekler, şunda bu kadar indirim yapacaksınız” diye doğrudan fiyatlara müdahale ettiklerine yönelik iddialar var. Özellikle bu iddialar TÜİK’teki yönetim değişikliğinden sonra, mevcut başkanın MB yönetim kuruluna atanmasından sonra ayyuka çıktığını görüyoruz.”

İğne deliği “kalibresi”

Haziran ayı enflasyon verileri açıklandığında ilginç bir tablo ortaya çıktı; haziran ayında tüketici fiyatları endeksi On binde 3 artmıştı. Sayıyla yüzde 0.03 artış.

Sayılar açıklanmadan önce çeşitli kurumların piyasa analistleri ve ekonomistleri arasında yaptığı üç ayrı ankette beklentiler şöyleydi; Haziran ayı fiyat artışı tahmini Anadolu Ajansı Finans’ın anketine katılanlara göre yüzde 0.08, Bloomberg HT ve Reuters anketine göre yüzde 0.05, Foreks anketine göre ise yüzde 0.03 idi.

Anketlere katılanların yelpazesinin örnek olarak yüzde 0.5 düşüşle yüzde 1.2 artışa uzanan bir genişlikte olduğunu, örneğin “on binde 8” ya da “on binde 5” gibi sayıların bu beklentilerin ortalaması olduğunu anımsatmak gerekiyor.

On binde 3-8 gibi bir ortalamaya karşı, açıklanan enflasyonun yüzde 0.03 yani on binde 3 artış biçiminde açıklanması “iğne deliğinden geçmiş” bir tesadüf mü acaba?

Tüketici fiyat endeksi için TÜİK tarafından; 12 ana grupta olmak üzere, 43 alt grup altında toplanan 418 mal ve hizmet fiyatı, 81 il merkezinin tamamında, toplam 225 ilçede derleniyor. Ayda 28 bin 711 işyerinden 544 bin 256 fiyatın derleniyor.

Analistlerin bu kadar kapsamlı ve örümcek ağı dallara ayrılmış çoklu veri olmadan “on binde 1-2’lik” farklarla nokta tahmin yapmaları nerdeyse imkânsız.

TÜİK tarafından açıklanan aylık fiyat artışının on binde 5-8 gibi “saç kılı inceliğindeki” bir piyasa beklentisinin tam ortasına düşmesi soru işaretlerini barındırıyor.

En rahat kabul ise şurada; “piyasa beklentileriyle uyumlu çıkan veri”.

TÜİK üzerine tartışmalar ve “gri alanlar” giderek daha fazla gündemde. Bu yüzden, ülkenin istatistik kurumunun itibarını korumak için bir an önce açıklama yapılmalı.

TÜİK’in daha önce analistlerde tereddüt yaratan sorulara açıklıkla yanıt vererek üzerinde oluşan “bulutları” dağıtması gerekiyor.

Temel sorun şurada; ekonomi yönetiminin hem ekonomiye dair kararlar alıp hem de aynı zamanda bunun sonuçlarını toplayıp kamuoyuna açıklayan kurumu yönetmesidir. 17 yıllık Ak Parti iktidarında ilk defa istatistik kurumu, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte ekonomi yönetimine bağlandı. İcraatı yapanla ölçen aynı bakana bağlı.

Nitekim bu konu giderek siyasi alanda da yerini buluyor.

Verilerin güvenilir olması için bir an önce istatistik kurumunda birkaç adım atılmalıdır.

Birincisi, kamuoyunda soru işaretleri barındıran konular açıklanmalıdır. Geçmiş yıllarda olduğu gibi ekonomi gazetecilerine, analistler ve ekonomistlere, akademisyenlerin soruları yanıtlanmalıdır.

İkincisi, tereddüt oluşan, soru işaretleri bulunan konuların Eurostat gibi kabul gören kurumların hakemliğinde aydınlığa kavuşturulması gerekliliğidir.

Üçüncüsü, kurumun doğrudan siyasi yönetim altından çıkarılarak, bütçesi ve idari yapısının bağımsız bir hale getirilmesi gerekiyor.

Uğur Gürses