Ekonomi, Piyasa

Bir Samuray swap sarmalı hikayesi

Mayıs başından bu yana derinleşen konu, ekonomi yönetiminin “arka kapıdan” Türkiye’nin döviz rezervlerini hızla eritmesi ve Merkez Bankası’nın bu erimeye karşı içerden swap penceresini sonuna kadar açarak bankacılık sisteminden dolar toplayarak “vitrin düzenlemesi” yapmasıydı.

Ekonomi yönetimi bir taraftan da, G20 ülkeleri ile swap görüşmelerini vitrine koyuyordu. Fed gibi parası rezerv para olan merkez bankaları ile yapılacak “swap hayalleri” piyasaya pompalanıyordu. Fed’in neden swap imkânı yaratmayacağını 23 Nisan günü  yazmıştım.

Özellikle Fed’in eski üyelerinden gelen açıklamalar sonrasında, Fed ve ECB gibi merkez bankalarıyla swap olacağına kimse ikna olmadığı için oklar başka tarafa yönlendirildi.

14 Mayıs’ta yayımlanan Reuters’ın yetkililere dayandırdığı haberde, Japonya ve Britanya ile swap anlaşması sağlayabilmek için, Katar ve Çin’le de mevcutları arttırmak için ikili görüşmeler yapıldığı aktarılıyordu. Bir yetkili ise Katar, Çin ve Britanya ile görüşmelerin “iyi gittiğini” söylüyordu.

Oysa haberde görüşü sorulan Japonya’daki bir hükümet yetkilisi, Tokyo’nun TL’yi izlemenin ötesinde bir planı olmadığını, ancak Türkiye’nin gerçek bir krizle başının belaya girmesi halinde IMF ya da G7 ülkelerinin kurtarabileceğini ekliyordu.

19 Mayıs günü Habertürk web sitesinde ise “Türkiye’nin, Japonya ve Britanya merkez bankalarından ve Japonya’dan 10’ar milyar dolar karşılığı döviz sağlayacağı belirtiliyor” satırlarıyla yer alan haberde, Japonya ile yapılan anlaşmanın 21 Mayıs perşembe günü hastane açılışı sırasında açıklanmasının beklediği de not düşülüyordu. (Sonra, haber şu linkteki hale düzeltildi)

Biraz bu merkez bankacılığına aşina, biraz bu merkez bankalarını izleyen biri, bu haberi sorgulardı.

Nitekim her iki merkez bankasına da mesaj atarak sordum. Tam 13 dakika sonra Britanya Merkez Bankası (BOE) iletişim biriminden yanıt geldi; “Bu konuda yorum yapmayacağız”. Anlamı çok açıktı; banka yorum yapmaya değer bir durum olmadığını söylüyordu.

Ayrıca çok geçmeden Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıklaması geliverdi; swap imkânı için Türkiye’nin 4 ülkeyle görüştüğü, 2 ülkeyle anlaştığı haberlerinin doğru olmadığı açıklanıyordu.

20 Mayıs günü Merkez Bankası Katar Merkez Bankası ile yapılan swap anlaşmasının 5 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkarıldığını açıklıyordu.

Açıklamada, “Para takası anlaşmasının temel hedefi yerel para birimleri üzerinden gerçekleştirilen ticareti kolaylaştırmak ve iki ülkenin finansal istikrarına destek sağlamaktır” deniliyordu. Katar’la olan dış ticaretimizin; 2019 yılında 1.3 milyar dolarlık ihracata karşılık 310 milyon dolarlık ithalat olduğunu not edelim.

Çok açık ki 82 milyar dolara düşen döviz ve altın rezervlerini, bilançoda 92 milyar dolara çıkarmış görüntüsü veren bir iş bu. Katar Merkez Bankası kendi nezdindeki TCMB mevduat hesabına ilave 10 milyar dolar karşılığı Katar Riyali koyuyor, TCMB de kendi nezdindeki Katar Merkez Bankası’nın TL mevduat hesabına 10 milyar dolar karşılığı TL koyuyor. Her iki bankanın da bunu alıp yurtdışı piyasalarda dolara çevirebilecekleri bir hesap değil yani. Bilanço makyajı.

20 Mayıs’ta yayımlanan Financial Times’daki haberde ise bir başka Japon yetkili swapla ilgili soruya yorum yapmazken, benzer swaplar üzerinde çalışan bir yetkili, böyle bir anlaşmaya engeller olduğundan bahsediyordu. Durum daha açık şöyle özetleniyordu: Türkiye’yle bir anlaşma için, bu swapın Japon Yeni kurlarındaki istikrar için kullanılması gibi yasal gereklilik şartı olduğuna işaret ediliyordu. Japon yeninin ise dolar ve diğer paralara karşı istikrarlı olduğu zamanlarda da bunun zor olduğu not ediliyordu.

Gelişmiş ülkelerin ya da bu ülkelerin merkez bankalarının, kendi paralarının istikrarı için ya da kendi kredi kanallarının çalışması için bu tür swap anlaşmaları yaptığını hala anlayamamış durumda Ankara. Başka ülkelerin parasının istikrarını düşünerek para basan merkez bankası rüyası gerçekçi değildi.

İşte bu atmosfer içinde 21 Mayıs günü açılış töreninde Japon Başbakanı Shinzo Abe’nin ne diyeceğine herkes dikkat kesildi.

Japon Başbakanı Shinzo Abe İstanbul’da yapımı tamamlanan ve adı da “Çam ve Sakura” konulan Başakşehir Şehir Hastanesi’nin açılışı için yapılan törene video konferans bağlantısı ile katılarak konuşma yaptı.

“Faux depart”

Doğrusu açılışı yapan yetkililer bile ne diyeceğini merak ediyordu. Merak konusu ise Japon Başbakan’ın Türkiye’ye bir swap imkânı tanınıp tanınmadığı konusunda bir sözünün olup olmayacağı idi.

Abe konuşmasında, Japonya’da geliştirilen ve koronavirüs tedavisinde kullanılan Avigan ilacından bahsedip, insani bakımdan bu ilacı arzu eden ülkelere bağışlayarak klinik araştırmaları geliştireceklerini, bu çerçevede, Avigan ilacını Türkiye’ye de bağışladıklarını vurguladı. Sağlık ve tıbbi alanda çalışanlara teknik destek ve malzeme bağışı sağlayacaklarının altını çizdi.

Abe, G20 Liderler Olağanüstü Zirvesi Video Konferansı’nda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la, gelişmekte olan ülkelere yardım eli uzatmanın önemini teyit ettiklerini söyleyerek, “Kendi ülkesinde yeni tip koronavirüs salgınıyla mücadeleye devam ederken, Orta Doğu ve Afrika bölgelerindeki 60’tan fazla ülkeye de yardım elini uzatan Türkiye’ye derin saygı duyuyorum” dedi.

Türkiye’nin bu yardım faaliyetini vurguladıktan sonra da Japonya’nın ne yapacağını anlatmaya başladı:

Japonya da yeni tip krona virüs salgından etkilenen gelişmekte olan ülkelere yardım etmek için tıbbi malzeme bağışı ve teknik iş birliği vasıtasıyla, kapasite ve yeteneklerini arttırarak sağlık sistemini güçlendirmeye, ayrıca ekonomik faaliyetlerin canlandırılması için acil Japon Yeni kredi paketi başta olmak üzere çeşitli yöntemle destek vermeye istekli ve hazırdır. Çeşitli alanlarda Türkiye ile de iş birliği yapmak isteriz

İşte tam burada Reuters’ın Japonya muhabiri bunu aynen şu flaş spotla duyurdu:

Japan PM Abe says plans to offer financial support to Turkey” (Japon Başbakanı Abe Türkiye’ye mali destek sağlamayı planlıyor).

Reuters sonra çok geçmeden haberi düzeltmeyle yeniden geçti:

Corrected- Japan PM Abe says plans to offer financial support to developing countries (Not Turkey)” (Japon Başbakanı Abe gelişmekte olan ülkelere (Türkiye’ye değil) mali destek sağlamayı planlıyor).

Reuters haberinin ana metnine yerleştirilen düzeltme notunda da daha önce “Türkiye” olarak girilen referansın “gelişmekte olan ülkeler” olarak düzeltildiği belirtiliyordu.

Düzeltme hızla yapıldığı için mali piyasada çok da büyük bir dalgalanma olmadı.

“Yerli ve milli” swap kuvvetleri

Bu “swap heyecanı” öyle bir dalga halini aldı ki; Reuters’ın ilk geçtiği flaş spot anlaşılan o ki kimi belleklerde düzeltilmemiş hali ile kalmış.

Bunlardan biri, Ankaralı bir gazetecinin bana söylediği; “Yahu Ankara’da Ak Partili politikacılar, ‘Japonya bize kredi verecek’ diye anlatıyorlar hala bunu” demesiydi.

Bir başka örnek de Londra’nın kalburüstü ekonomi analizleri yapan kurumu Capital Economics’in 22 Mayıs tarihli “Emerging Europe Economics Weekly” adlı haftalık raporunda, Türkiye’nin Katar Merkez Bankası’ndan 10 milyar dolar karşılığı ilave swap imkânı sağladığı, Japon Başbakanı Shinzo Abe’nin de Türkiye’ye mali yardımda bulunacağını açıkladığını, ‘ayrıntılar henüz ortaya çıkmamış olsa da’ diyerek duyuruyordu. Raporda yine, Britanya ve Çin’le swap görüşmeleri olduğuna dair haberler olduğu da not edilmişti.

Japonya Türkiye’ye coğrafi olarak uzak, ama sempati olarak yakın bir ülke. Her krizde Batı ile ilişkiler finansal olarak ‘sıfır noktasına’ inince, “Japon dostlara” umut besleniyor. Ama bu benzer tarzla, hikâyenin akışına fayda etmeyen bir çaba olduğu, tarihsel deneyimle de sabit.

“Japonya’dan parayla geliyorum”

1994 Krizini yaşayanlar, krizin içine düşüldükten sonra da Ankara’nın krizi yönetme biçiminin benzer olduğunu hatırlayacaklardır.

1994’te Başbakan Tansu Çiller’in getirdiği Hazine Müsteşarı Osman Ünsal, bizzat Çiller tarafından “beynimin yarısı” olarak tanımlanmıştı.

13 Kasım 1993 Milliyet gazetesinde Zülfikar Doğan imzalı haberde, “25 trilyonla geliyorum” başlığı ile verilen haberde “Hazine’nin patronu Ünsal, faiz artıran Türk bankalarına Japonya’dan meydan okudu” deniliyordu.

Japon piyasalarına tahvil ihracı için yola çıkan ve Sibirya üzerinde pilotun telsizinden Ankara’yı arayıp ihaleyi iptal ettiren Ünsal, bankalar hitaben “Hiç heveslenmeyin. Çantamda 25 trilyon lirayla (o günün kurlarıyla 1.6 milyar dolar) geliyorum. Rezervimiz de var paramız da” demişti.

Osman Ünsal, Çiller’in desteğiyle Kasım 1993-Ocak 1994 arasında iki buçuk ayda 16 ihaleden 7’sini iptal ederek faiz düşürebileceğini sanmış, yüzde 90’lar seviyesine olan faizin 3-5 puan yüksekten oluşmasına izin vermemiş, kurlar önce yüzde 15’e yakın artarken, Şubat 1994’e gelindiğinde Hazine yüzde 125 faizle 3 aylık bonoyu satmaya çalışmış ama bankalar itibar etmemişti. Kasım’dan mayıs ayına gelindiğinde dolar kuru yüzde 207.3 artmış, yani TL yüzde 67.5 değer kaybetmişti. Bu büyük devalüasyon sonucu gelen “5 Nisan kararlarıyla” kriz sonlanmış, Hazine ise borçlanmaya yüzde 400’lük faizle başlayabilmişti.

Ülkede kötü yönetimle krize yol açan siyasetçiler, krizi de kötü yönetiyor; kurtuluş için, içeride her kötü durumda hedef gösterdikleri “yabancı güçlerin” merkez bankalarının bastığı paralardan medet umuyorlar.

Kara mizahın anayurdu

Aslında 19 Mayıs günkü Türkiye tablosu bize ülkedeki bu savrulmanın tam fotoğrafını veriyordu; Ankara bir taraftan Japonya Merkez Bankası’nın bastığı Yenlerle, Britanya Merkez Bankası’nın bastığı sterlinlerle swap sağlayıp, bu dövizlerle günü kurtarma rüyası görürken, Kayseri’de balkonunda Britanya bayrağı desenli havlusunu kurutan İranlı gözaltına alınıyordu.

Sahi, başka ülkelerin bastığı paralar değil de bu ülkenin tüm yurttaşlarının güvenini sağlayacak bir siyasi normalleşme bizi kurtarmaz mıydı? Kolay olan bu.

İyi bayramlar.

Uğur Gürses

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, Piyasa

Lira’nın “Flash Crash”ı

26 Ağustos’un ilk saatlerinde Japonya’da mali piyasalar yeni bir TL çakılmasına tanık oldu. Buna mali piyasalarda “flash-crash” ani çakılma deniyor.

Peki ne oldu? Boyutu neydi?

Çorap söküğü Çin’den başladı. Çin Yuanı bir süredir ABD-Çin geriliminin ana odak noktası.

ABD Başkanı Trump geçmişte TV’lerde “Apprentice” (Çırak) adlı bir yarışmada, kendini göstermek için bu yarışmaya giren ve iş planı ile projelerini tasarlayan gençleri yanına “çırak” alıyor, sonra da beğenmediğinde “kovuldun” diyerek bazılarının yarışmacılığını sonlandırıyordu.

Dalgalı ve kimine göre hileli iş yaşamında kendini “pazarlık” uzmanı olarak gördüğünden, siyasi yaşamında da bunu uluslararası ticaret konularına kadar uzattı.

Bu uzatma rakiplerine gümrük tarifesi koyarak onları taviz vermeye zorlamak biçimde gelişti. Kimi ülkelerin kolunu büktüğü de doğru; Kanada ve Meksika gibi.

Şimdi bu taktiği “büyük lokmaya” yani Çin’e uygulamaya kalkıyor.

Çin’den yapılan ithalatın 250 milyar dolarlık kısmına yüzde 25, 300 milyar dolarlık kısmına ise yüzde 10 vergi koydu.

Çin ise 23 Ağustos’ta 75 milyar dolarlık Amerika’dan ithal ürünlere yüzde 10 vergi koyarak yanıt verdi.

Trump ise buna sinirlenerek eli yükseltti; Çin’den yapılan ithalatın 250 milyar dolarlık kısmına yüzde 25 yerine yüzde 30, 300 milyar dolarlık kısmına ise yüzde 10 yerine yüzde 15’e çıkardı.

Öte yandan Çin yönetimi Yuanın offshore’da değer kaybına ses çıkarmamaya başladı ki Trump’ı en çok sinirlendiren konulardan biri bu. Yakın zamanda Çin, ABD tarafından “kur manipülatörü” ilan edildi. Offshore Yuan ile Çin Merkez Bankası’nın belirlediği kur arasında yüzde 2’lik bir bant var. Yuan offshore’da değer kaybettikçe, Çin yönetimi de kurları yüksek belirleyerek bu eğilimi destekledi.

İşte 23 Ağustos’ta ticaret savaşı böyle yükselince offshore Dolar Yuan kuru 7.18’e kadar yükseldi; yani Yuan sert değer kaybetti.

Yuanın değer kaybı, Japon Yeni’nin sert değer kazanması demek.

Öyle de oldu. Dolara karşı 106 olan Japon Yeni 104 gibi son bir yılın en güçlü seviyesine çekti.

Yuan ve Yen’in sert hareketi, başka her zaman olduğu gibi oyuncuların piyasada “en zayıf halkayı” aramasına yol açar; TL gibi.

Nitekim Japon yatırımcıların TL cinsi vadeli kontratları hızla satmaya başladıklarını, içeride TL kurunun dolara karşı 6’yı geçip 6.39’a kadar sert çakılması ile yani “flash crash” ile öğrendik.

Panik satışlar, kayıptan kaçınmak için verilen satışların “stop-loss” emirlerinin devreye girmesi ve her bir “stop-loss”un bir diğerini tetiklemesi ile kur zıpladı. Sonra da sönümlendi.

TL cinsi vadeli kontratlar Japon piyasasında günlük yaklaşık 40 milyon dolar civarında bir hacimle işlem görüyor. Son bir yılın da, son bir ayın ortalaması da bu. Flash Crash’ın yaşandığı 26 ağustos seansında gerekleşen işlem hacmi 1.3 milyar TL yani 230 milyon dolar. Yani, günlük ortalama işlem hacminin 5 katı kadar. Hani öyle kendi pazarında pek de hacimsiz değil. Ama Türkiye piyasasına göre hacimsiz yine de.

TFX (Tokyo Financial Exchange) verilerine göre Japonların Türk Lirası’nda tuttukları vadeli açık kontrat miktarı (Open interest) 347 bin iken, 26 Ağustos’taki panik satışlarla net olarak 44 bin 699 adet azaltıldı. Bunun değeri de kabaca 77.7 milyon dolar.

FFAJ (Financial Futures Association of Japan) verilerine bakarak, borsalar dışındaki ikinci piyasa işlem hacimleri üzerine şunu söylemek mümkün; son bir yılda aylık kabaca 10-15 milyar dolarlık bir işlem hacmi var. 2018 Ağustos ayındaki Brunson krizi sırasında aylık işlem hacminin 45 milyar dolara çıktığı görülüyor. Bu hacim hiç de az değil. İşte bu yüzden, bu hacimler “bize oyun oynuyorlar” edebiyatını desteklemiyor.

Açık kontrat pozisyonları o finansal araca para giriş ya da çıkışının işaretidir. Yukarıda, Tokyo Finans Borsası’ndaki Japon Yeni’ne karşı açık Türk Lirası pozisyonların toplamı gösteriliyor.

2015-2017 arasında 150-200 bin açık kontrat miktarı 2018 başlarında 400 bine ulaşmış. Bunun anlamı; Japon Yeni satılarak TL’ye yatırım yapılmış. Önce seçim kararı, sonra Brunson krizi ile bu seviye yarı yarıya azalmış. Yani 200 bine yakın açık kontrat kapatılmış.

Sonra 3 Ocak 2019’da benzer bir “flash crash” yaşanmıştı. 45 bin kontrat kapatılmıştı. O gün de dolar kuru 5.39’dan 5.6990’a fırlamış, sonra 5.46’ye gerilemişti. En düşük-en yüksek aralığı yüzde 5.7 olmuştu

Son “flash crash”ta ise kabaca 44.7 bin kontrat kapandı. Ancak kur dalgalanma aralığı epey geniş oldu; en düşük-en yüksek aralığı yüzde 10.9 oldu.

Temel soru şu; Ocak kur çakılması ile Ağustos kur çakılması arasında azalan kontrat sayısı aynı iken kur neden iki kat dalgalandı?

Bunu anlamak için de son birkaç aydaki şu yazılarım aydınlatıcı olabilir; TL’nin konvertibilitesi nasıl hasar gördü?

Sonu şöyle biten “Faiz de düştü, kur da düştü özgüveni” yazımı: “Bugün “hiç bir şey olmaz”, yarın en hızlı değer kaybeden para listesinde birinci sırada bulursunuz paranızı. Son 5 yıllık tarihçede bunun çokça yaşanmış örneği var. Bügün ödünç alınan yarın ödeniyor.”

Not: Verilerin derlenmesindeki yardımı için Sinan Tavşan’a teşekkür ederim.

Uğur Gürses

Ekonomi, istatistik, para politikası

Başbakan’ın faiz konusunda verdiği ABD, Japonya ve İsrail örnekleri doğru mu?

Başbakan Erdoğan bir süredir, Merkez Bankası’nın yüklü faiz indirimi yapması için baskı yapıyor. Kendi gerekçesini de diğer ülke örneklerinden veriyor; işte bakın hafta sonu yine tekrarladı;

“ABD’de faiz 1, Japonya’da eksi, israil’de aynı. Bütün bunlarda faiz böyle de bizde niye masrafları ile birlikte 13-14’lere çıkıyor. Finansmanın maliyeti ne kadar düşerse yatırımlar o kadar da artar. Bunun başka yolu yok. Türkiye’nin 2.5 milyar dolar faize gidiyor biz bunu sürdürmek durumunda değiliz”

Şimdi gelin bu ülkelerin durumuna bir bakalım.

ABD, Japonya ve İsrail’de faizler Başbakan’ın söylediği gibi yüzde 1’in altında.

Peki bizde yüzde 9.50 iken o ülkelerde nasıl oluyor da  yüzde 1’in altında olabiliyor?

ABD ile başlayalım.

ABD 2009 krizinden bu yana durgunlukla mücadele ediyor. ABD Merkez Bankası FED, ‘İşsizlik yüzde 6.50’ye düşene kadar, ama enflasyon da yüzde 2’yi geçmedikçe’ şartı ile faizleri yüzde 0.25’te tutacağını ilan etti. Bolca da tahvil alarak piyasaya bolca para sürdü.

ABD faizi Mart 2009’dan bu yana yüzde 0.25’de tutarken, enflasyon da yüzde 2’yi geçmedi. Ortalaması da yüzde 1.6’da.

ABD örneği; ekonomi öyle bir halde ki, 5 yıldır faizler yüzde 0.25’de tutulmasına ve devasa bir parasal genişlemeye karşın (enerji fiyat dalgalanması dışında) enflasyon yüzde 2’yi geçemiyor. Fiyat istikrarı seviyesi yüzde 2 olduğuna göre, ABD’lilerin enflasyon sorunu yok, faizleri de istihdam odaklı olabildiğince düşük yerde tutuyorlar.

(Daha iyi görmek için grafiğe tıklayınız)

abd enf 4

 

Japonya:

Japonya 1991’den bu yana resesyon-deflasyon sarmalında.

Son 12 aylık hareketli enflasyon serisini kullanarak, 20 yıl geriye giderek Japonya’daki enflasyon ortalamasını hesaplayalım; yüzde 0.01 buluyoruz. Kafanız fazla karışmasın, basit halini şöyle düşünün; 1994 Ocak ayında 100.98 olan endeks Mart 2014’de 101 olabilmiş! 20 yıl boyunca fiyatlar olduğu yerde kalmış.

Japonlar epeydir faizi sıfır seviyesinde tutuyorlar, birkaç kez de parasal genişleme çabasına giriştiler. Sonuncusu epey fazla bir parasal genişleme öngörüyordu. Amaçları da enflasyonu yüzde 2’ye itebilmek. Son 4 yıl ortalamasının yüzde 0.25’lik gerileme olduğunu not edelim.

Nisan ayında enflasyon deyim yerindeyse patladı; aylık yüzde 2 arttı.

Buradan da bize bir örnek çıkmıyor.

(Daha iyi görmek için grafiğe tıklayınız)

jap enf4

 

İsrail:

İsrail’in son 20 yılı, enflasyonu fiyat istikrarına getirme hikayesidir. İsrail enflasyonu yüzde 4’ün altına çekeli 10 yıl oldu. Son 4 yıl da yüzde 3’ün altına çektiler. IMF’den tanıdığımız ve şimdilerde FED’e Başkan Yardımcısı olan Stanley Fischer, yüzde 2 civarında salınan bir enflasyona getirdi.

Enflasyonun son 4 yıl ortalaması yüzde 2.47, geldiği yer de yüzde 1’de.

Enflasyon hedefi yüzde 1-3 bandı olarak belirlenen İsrail’de, faizlerin de yüzde 0.75’de olması normal.

(Daha iyi görmek için grafiğe tıklayınız)

isr enf4

İşte üç ülkenin ayrı hikayesi var.

Ama ortak tarafları şunlar;

1. Üç ülkede de enflasyon sorunu yok.

2. Olmadığı gibi, yakın zamana kadar enflasyon ‘fiyat istikrarı’ olarak adlandırılan yüzde 2’nin altında seyrediyor.

3. Enflasyon sorunu olmayan, hedefi alttan bile ıskalayan ülkelerin faizi de enflasyonun altında tutmaları normal.

4. Bu üç örnekten hiçbirinden Türkiye’ye ‘karbon kopya’ bir hisse çıkmaz.

Son not: Başbakan’ın bu üç ülkeyi örnek göstermesi, ilgisiz ve anlamsız.