Ekonomi, Para

TL’nin Suriye testi

Geçen hafta çeşitli haber mecralarında ve sosyal medya hesaplarında Suriye’de Türk Silahlı Kuvvetlerinin kontrolü altındaki bölgelere “bol miktarda TL gönderildiği” haberleri yer aldı. Fotoğraflarda bol miktarda 1 TL’lik bozuk para ve çeşitli büyüklükte TL banknot kupürleri yer alıyordu.

Foto: Aaref Walad / AFP

Çeşitli yerel kaynaklardan “TL kullanacakları” yönünde açıklamalar gelirken, sıcak çatışma bölgesindeki cihatçı örgütlerden de maaşların TL ile yapılması kararı duyuruluyordu.

Türkiye tarafından da terörist grup olarak tanınan HTS’nin, 2020’de maaşların ABD doları üzerinden belirlenmesi kararı aldığı, ancak küçük kupürler bulunmadığı için aynı değerde başka para birimi ile ödenmesine karar verdiği anlaşılıyor.   İdlib bölgesinde egemen olan HTS’nin ‘kurtuluş hükümetinin’ genel mali direktörü Ibrahim al-Ibrahim, İdlib’teki maaş ödemelerinin TL ile yapılacağını açıklarken, “Suriye Lirasının çöküşü devam ettiğinden, Suriye Lirası ile maaş almak istemeyen çalışanlarımızın arzusunu yerine getirmek için hükümetimiz ücretleri TL ile ödemeye başlamıştır ve memnuniyetle karşılanmıştır” diyordu.

Gerçekten de ilginç bir durum yaşanıyordu. 2011’den bu yana iç savaşın hüküm sürdüğü Suriye’de, birden TL kullanımı gündeme gelmişti.

Acaba Ankara, ekonomik olarak da “TL egemen bölge” mi yaratmak istiyordu?

Bu bir “orkestra edilmiş” bir adım mıydı?

Benim ilk başta dikkatimi çeken unsur şuydu; fotoğraflarda “bol miktarda” diye tanımlanan banknotlar çoğunlukla küçük kupürlü banknotlardı; 5, 10 ve 20 TL’lik banknotlar.

Bu haberlerin arkasındaki, bu durumu yaratan asıl önemli gelişme, Suriye Lirası’nın (SYP) son dönemde hızla değer kaybetmiş olmasıydı.

Suriye’de dolar kurunun seyri şöyle; 2019 yılbaşından 2019 kasım ayına kadar olan sürede kademeli olarak 500 SYP seviyesinden 675 SYP seviyesine çıkıyor. Kasımdan 2020 ocak ortasına kadar 1.000 SYP seviyesini geçtikten sonra Şam yönetimi bir çeşit sermaye kısıtı getiriyor; ödemeler ve ticari işlemlerde SYP dışında para cinsi kullanmak yasaklanıyor, ağır hapis ve para cezası getiriliyordu.

Suriye’de yıl başında dolar kuru 915 SYP iken, mayıs sonuna kadar aylık ortalama yüzde 20’lik artışla dolar başına 1.800 SYP seviyesine çıkıyor.  Kur artışı sert biçimde devam edip, 8 haziranda yüzde 76’lık artışla 3.170 seviyesine ulaşıyor. Bu, yılbaşına göre 5 ayda yüzde 250’lik bir artış demek. Yani yıkıcı bir devalüasyon.

Kur artışı mayıs ve haziranın ilk haftası çok hızlandığı gibi, temel gıda ürünlerinin fiyatlarının da aynı ivmeyi gösterdiği anlaşılıyor. Suriye’deki bir yardım kuruluşu olan ACU’nun web sitesinde yayımladığı fiyatlara göre; un fiyatı yılbaşından nisan sonuna kadar yüzde 50 artarken, mayıs sonunda toplam artış yüzde 94’ü buldu. Benzer tablo ekmek ve şeker için de geçerli. Ekmek ve şeker fiyatı nisana kadar yüzde 39 artmışken, mayıs sonunda artış sırasıyla yüzde 80 ve yüzde 102’ye ulaştı. Ette de bitkisel yağda da benzer bir tablo var.

Bu temel gıda fiyat hareketlerine bakıldığına, son bir yılda fiyatların yaklaşık 3’e katlandığı görülüyor. Örneğin 1 kilogram ete Mayıs 2019’da 3.908 SYP ödenirken, Mayıs 2020 sonunda 11.180 SYP ödenmiş. Haziranın ilk haftasında da fiyatların arttığı hesaba katılırsa zor koşullarda yaşam sürdüren Suriyelileri son 6 ayda bir de ilave enflasyon fırtınası hırpalamış.

Paranın hızla değer ve güven kaybettiği bir yerde sonuç şudur; o paradan kaçış hızlanır. Ekonomik birimler yerini daha güven duyulan görece istikrarlı başka bir paraya rağbet eder. Suriye’de cihatçıların kontrol ettiği bölgede de Suriye rejimiyle olan ticari kanalların son gelişmelerle daha da daraldığı hesaba katılırsa eldeki Suriye Liralarının elden çıkarılma telaşının hızlanmasının çok doğal olduğu söylenebilir.

Suriye lirasından kaçışta teknik kısıtların da etkili olması muhtemel. Örneğin mayıs sonunda, bir birim ürüne ödenen bedel iki katına çıkmışken, bunu karşılayacak SYP banknot miktarı da muhtemelen artmamış durumdaydı. Sadece bu yüzden bile küçük kupürleri olan bir başka paranın kullanıma girmesinin işlevselliği söz konusu olabilir. 

Soru şu; cihatçılar yaklaşık 10 yıldır savaş yürüttükleri ülke yönetiminin parasını, Suriye Lirasını neden şimdiye dek kullandılar? Bunun yanına, aynı cihatçıların maaşlarının Suriye Lirası ile ödendiği, 2020 başından itibaren dolara geçtikleri bilgisini de hatırlatalım.

Peki yıllarca neden dolar ya da Euro, başka bir para kullanmadılar da Suriye Lirası kullandılar?

İki nedeni var.

Birinci neden “Gresham Yasası”. İkincisi de teknik zorluklarının olması.

Birincisi ‘Gresham Yasası’ çünkü; kötü para iyi parayı kovar. Harcarken kötü parayı kullanırsınız, servet biriktirirken iyi parayı tutarsınız.

İkincisi teknik zorluk. Başka bir paranın ekonominin tüm “kılcal damarlarına” yayılabilmesi için küçük kupürlü banknotlarının da yaygın olması gerekir. Dolar, euro ya da bir başka para için bunun mümkün olmadığı çok açık.

Şuna hiç şüphe yok ki o bölgede ya da Suriye’nin tamamında bireyler harcamalarını Suriye Lirası ile yaparken kendi ekonomik varlıklarını korumak için dolar ya da euro tutuyor olabilirler. Bunun da görece dolar ya da Euro yüksek kupürlarla olduğuna hiç şüphe yok.

İdlib ve çevresinde dar bir alana sıkışmış ve ticari-parasal akımların çok kısıtlandığı bölge halkının yüksek devalüasyon ve hızlanan enflasyon karşısında TL’ye geçme arzusunun nedeni bu.

Bölgede muhtemelen Suriye Lirası günlük işlemlerde kullanılmaya devam ederken, kısa vadede hem işlem hem de değer tutma açısından TL tercih görecektir. Mal akışının sağlandığı bir ülkenin yani Türkiye’nin parasının, küçük kupür aktarımı sonrasında kullanımı artacaktır.

Doların günlük alışverişte kullanımı, hem “iyi para” tutma tercihi hem de teknik nedenle pek olanaklı değil. Ticari faaliyetlerde kullanılabilecek, ‘işlem saikli’ yeterince küçük kupürlü dolar (1, 5, 10) banknot miktarının yaygın olmaması, gündelik kullanıma yerleşememesinin önemli bir nedeni.

Bir başka unsur da Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığı ve bunu için yaptığı lojistik, iaşe ve desteklenen gruplara yapılan personel ödemelerinin de Türk Lirası ile yapılabilmesinin gerektirdiği pratik kolaylık. Türk yetkililer, ödemelerini 100’lük 200’lük TL banknotla yaparken, bunun kullanımda yayılabilmesi, ticari alanda kabul görebilmesi için 1 TL’lik bozukluk ile 5, 10 ve 20’lik banknot da bulundurma yoluna gitmiş olabilirler.

Bu durumda, bölgeye mal akışı da Türkiye’den oluyorsa TL kullanımının tercih edilmesi şaşırtıcı değil. Harcama ve ödemeler TL ile olacaksa bu geliri elde eden kişilerin geçinmek için yapacakları harcamaları da TL ile yapmaları gerekecekti. O bölgede sunulan bir hizmet ya da malın karşılığında TL kabul etmesi beklenen tarafın temel argümanı da örneğin 50 TL ödenerek yapılan bir harcamada “para üstü” sorunu ile karşılaşması olacaktı. Bu da “bol miktarda bozukluk” gönderilerek halledilmiş görünüyor.

Paranın işlevleri açısından bakılırsa TL’nin kısa vadede işlem aracı olarak kullanılması tercih edilse de “servet tutma” aracı olarak tercih edilip edilmeyeceğini bilmiyoruz. İçeride yakın geçmişte TL onca rezerv eritilerek savunulsa da çok kısa sürede değer kaybı yaşandığı da malum. Zaman içinde hem TL’nin değer kaybı hem de enflasyon mal fiyatları kanalı ile zaman içinde İdlib’e ulaştığında “iyi para” olasılığı uzaklaşacaktır.

Ama kısa vadede cepte duran Suriye Lirası değer kaybederken, görece daha istikrarlı olanın, TL’nin talep görmesi çok normal.

Bir de “servet tutma” avantajı var.

Tek bir 100’lük ABD doları banknotla taşınan mali değer, yaklaşık 300 bin Suriye Lirası ederken; bu 150 adet 2.000’lik Suriye Lirası banknotla tutulabiliyor. Bu durum TL için 4 adet banknotla yapılabiliyor.

TL’nin kendi egemenliğini kurabilmesi için o bölgedeki ekonomik birimlerin TL kullanmasından çok TL tutması önemlidir. TL kullanılıp TL tutulmuyorsa sonuçta sadece “kötü para” yer değiştirmiş olur.

İşte bu yüzden, hep ‘Gresham Yasası’ akılda tutulmalı; kötü para iyi parayı kovar. Aranan para iyi paradır. Harcarken kötü parayı kullanıp elden çıkarırsınız, servet biriktirirken iyi parayı tutarsınız.

Şimdi kötü para Suriye Lirası yerini korurken görece iyi para TL de doların yanında oyuna girmiştir. Asıl sonuç, orta vadede bu tercihi yapanların eğiliminin ne olacağında saklıdır. Kötü para bir başka kötü para ile mi yer değiştirmiş olacak? Yoksa TL Kuzey Suriye’nin iyi parası mı olacak?

Benim yanıtım belli; değer kaybeden ve kendi yurttaşlarının ‘iyi parası’ olamayan bir para başka ülkenin de iyi parası olamaz. Muhtemeldir ki “TL’ye geçtik” açıklaması yapanlar, ödemelerini TL ile yaparken, “üç beş kuruş” da olsa servet birikimlerini dolarla tutacaklardır. Daha fazlası, sonunda TL de dolara endeksli olarak işlem görecektir.

Uğur Gürses

2018 Ekonomik Krizi, Bankacılık, Ekonomi

TL’nin konvertibilitesi hasar gördü

Ankara’nın krizi yönetme biçimi ayrıca krizi derinleştiriyor. Daha fazlası, atılan adımlar ve regülasyon dışı yasaklarla TL’nin konvertibilitesi ağır hasar gördü.

DW Türkçe için yazdım: Okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız.

https://www.dw.com/tr/analiz-tlnin-konvertibilitesi-hasar-g%C3%B6rd%C3%BC/a-48091629

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi

Milli para da neymiş? Dolarizasyon forever

Bizim yalnız ve güzel paramız TL yine “kanıyor”.

Ulusal paramız TL’nin faizini aşağı bastırmak için siyasi mekanizmalar devrede; bankalara mevduat ve kredi faizinin hangi seviyenin altına çekecekleri dolaylı yollarla iletiliyor, Hazine ihalelerinde piyasada olmayan piyasa dışı faizleri teklif eden 2-3 banka ile (kamu bankaları olmasın?) ihaleler kotarılıp faiz belirleniyor; “faiz düştü” aldatmacası yapılıyor. Sadece aldatmaca değil, ihalede “hile” olmayacağına güvenip “ihale sonucu ortaya çıkacak ortalama faizden” tahvil alacağını taahhüt ederek ihaleye katılan bankalar ve kamu kuruluşları (En başta İşsizlik Fonu) resmen “ütülüyorlar”.

Kur patladığında “döviz ve altınınızı yastık altından çıkarın, TL’ye çevirin” diye seslenen siyasetçiler, şimdi “Bakan Albayrak müjdeyi verdi; pazartesi başlıyor” başlıklarıyla gazetelerden “döviz cinsi tahvil satışı”, “altın tahvili satışı” duyurlarını müjdeliyorlar.

Ekran Resmi 2018-12-14 21.34.01

Sahi vatandaş döviz mi bozduracak? Döviz alıp dolar-euro tahvili mi alacak? Ya da altın tahvili? Bir karar verseniz?

Ekran Resmi 2018-12-14 21.36.03

Hem kriz patladığında vatandaşa “döviz almayın, döviz bozdurup TL’ye yatırın” diyeceksiniz, sonra “gel sana döviz tahvili satalım” diyeceksiniz? Ya da “müjde altın tahvilini satışa sunuyoruz” diyeceksiniz.

“Dövizli sözleşme yapamazsınız” diye yasakladıktan sonra, vatandaşa “dövizli bir sözleşme olan”; “bugün döviz cinsi tahvil al benden, sana yüzde 4 faiz ödeyeyim” teklifi yapacaksınız. İcaba uyup tahvil satın alıp kabul eden vatandaşla “dövizli bir sözleşme” yapmış olacaksınız.

Peki Ankara ne yapmaya çalışıyor?

Şunu: TL borçlanmayarak faizleri düşüreceğini düşünüp, borçlanma ihtiyacını dövizle karşılama peşinde koşuyor.

Koşarken de vatandaşı dolarizasyona teşvik ediyor.

İşte bu yüzden aşağıdaki tweeti yazdım.

Mevcut enflasyon görünümünde faizleri aşağıya iten, yapay biçimde faiz düşürme operasyonları yapan Ankara, vatandaşın ne yapacağını biliyor diye.

 

Hem vatandaşa “döviz tutma TL tut” diyeceksiniz, iş kesimine ve yurtdışı iş ortaklarına “Milli para ile ticaret yapacağız” diye yol göstereceksiniz, sonra dövizli tahvili “bakın burada devlet garantisi var alın” diye pazar açarak “yabancı para tahvili promosyonu” yapacaksınız; hangisi?

Önce vatandaşın elindeki dövizi bozdurmasını istiyorsunuz, sonra kendisinden bunu almak istediğinizi gösteren bir teklif yapıyorsunuz. Başardınız; “bu elimdeki dövize göz koymuşlar” diye düşündürmenin kapısını açtınız.

Vatandaşın tercihinin hangisi olacağına dair tahminimi söyleyeyim; vatandaş dövizini alıp yastık altında tutar.

Sahi milli paramıza “ekonomik saldırı” kapısı nasıl açılıyor? Vatandaşa döviz aldırarak, döviz tutması teşvik edilerek, hem de “devlet güvencesi” vurgusu ile TL’yi zayıflatarak nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

Sahi paramızı zayıflatmak isteyen bir döviz lobisi mi var?

 

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

 

 

 

Ekonomi, para politikası, Uncategorized

Jackson Hole’a giden ve gitmeyen farkı: Brezilya-Türkiye

Brezilya Merkez Bankası Başkanı Tombini, ABD’nin Wyoming eyaletindeki Jackson Hole yaylasında yapılan toplantılara katılmayıp, seyahatini iptal etti. Üstelik, Tombini o toplantılardan birinde panel katılımcısı idi. O sırada, aynı türbülansın yaşandığı ülkemizde, Erdem Başçı aynı toplantı için yola çıkıyordu.
Brezilya Merkez Bankası Başkanı Tombini, yılsonuna kadar 60 milyar dolara yakın bir döviz satış ve swap programı açıkladı. Açıklanan programdaki bu miktar, Brezilya Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık geliyor. Yani Türkiye’de de böyle bir program açıklanmış olsaydı kabaca 20-25 milyar dolarlık bir satıştan bahsediyor olacaktık.
Tombini bu programı açıkladıktan sonra Brezilya reali sakinleşip, değer kazanmaya başladı.
Aynı dönemde (son beş günde) Türk Lirası-Brezilya Reali karşılaştırması yapsaydık ne olurdu?

İşte burada:

brtr

(Kaynak: Marketwatch)

TL kırmızı çizgi,  real mavi…

TL ve Real 4 günde yüzde 2 kaybetmiş, ama 5. gün Brezilya’da Tombini müdahale paketini açıkladıktan sonra tersine yüzde 2 değe kazanmış. Ya TL? maalesef düştüğü yerde kalmış.

İşte Jackson Hole’a gidenle gitmeyen farkı böyle ‘resmedilmiş’…