2018 Ekonomik Krizi, Bankacılık, Ekonomi, enflasyon, Reform, siyaset

Reform mu, “eski tas” mı?

Ekonomi ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın “reform programı” açıklaması beklenirken, birkaç politika adımı ile temennilerden oluşan bir çerçeve ortaya çıktı.

İtiraf baştan geldi: Bugün reform programı yok size mealinde.

Bakan Albayrak konuşmasının başında sunumda “Yeni Ekonomi Programı’nda ortaya koyduğumuz hedeflere ulaşmak için sadece 2019 yılında hayata geçirmeyi taahhüt ettiğimiz, düzenleme ve adımları sizlerle paylaşacağız” vurgusu yaparak, “2020 yılında ise önümüzdeki yıl gerçekleştirmeyi planladığımız reformlarımızı sizlerle paylaşacağız” diyerek, “bugün reform yok, 2020’de duyacaksınız” ertelemesini ilan etmiş oldu.

Albayrak “Burada şunu net bir şekilde ortaya koymak isterim ki, bu adımları hayata geçirecek iradeye ve zamana sahibiz” dese de bugün temeli atılamayan reformun birkaç yıl sonra seçim arifesinde yapılması olanaksız.

Daha önce de vurguladığım gibi, metropol seçimlerini kaybeden ve ittifak ortağı ile birlikte sayıldığı için oy kaybını da kısmen örtebilen bir iktidarın reform yapma şansı ve yeteneği olmaz. Kaldı ki hukukun üstünlüğünün altını boşaltan, keyfi bir yönetim altında yapılacak bir reform da çalışmaz.

Seçim sonrasında ekonomi politikasında sorunların çözümüne dönük yeni bir çerçeve bekleyenler ne yazık ki hayal kırıklığına uğradılar. En başta da ekonomik kriz içinde bankacılık sektörüne batık olarak yansıyan kredilerin büyümesi geliyordu.

Bakan Albayrak, “Gerçekleştirdiğimiz mali bünye analizi sonucunda BDDK da NPL olarak adlandırılan bu kredilerin oranının en yüksek yüzde 6 seviyesine ulaşabileceğini ortaya koymuştu” diyerek Ankara’nın sorunları çözmek bir tarafa, hala yokmuş gibi göstermeye çalıştığını tescil ediyordu. Kaldı ki her zaman iyimser büyüme tahmini yapan IMF’nin bile yüzde 2.5 küçüleceğini tahmin ettiği bir ekonomide batık kredilerin çığ gibi yükseleceği de çok açık.

Bankacılık sistemini güçlendirmek için atılan adımların başında, kamu bankalarına Hazine tarafından ihraç edilecek 28 milyar TL’lik tahvilin sermaye olarak konulması geliyor. İçinde tek sayı olan adım da bu. Ama ne için? Soru şu; 2018’de kamu bankalarının ihraç ettiği 11 milyar TL’lik tahviller İşsizlik Sigortası’na el altından satılarak oradan karşılığında alınan Hazine tahvilleri ile sermaye artırımı yapılmıştı, şimdi de gündeme gelen ilave 28 milyar TL’lik sermayelendirme ihtiyacı neden ortaya çıktı?

Ayrıca, sermaye olarak verilecek 28 milyar TL’lik tahvil iç borç stokuna yazılacağı gibi, nihai olarak Merkez Bankası’nda repo yapılarak parasallaştırılmış da olacak. Bir program dahilinde yapılmayan ve karşılığında dış kaynak olmayan bir adım bu.

Hani “eski hamam eski tas” denilse yeridir; Bakan Albayrak’ın açıkladığı çerçevede yapısal sorunları hedefleyen değil, bütüncül olarak tek bir hedef var; ne yapsak da kredi pompalamaya devam etsek? Kamu bankaların 28 milyar TL’lik sermaye konması da, bireysel emeklilik ve kıdem tazminatı gibi alanlarda fon oluşturma çabalarının da ardında olan bu.

Bakan Albayrak, “konkordato ve kredi yapılandırma meselesini, çok daha iyi, herkesin çıkarına olan yeni bir yasal çerçeve ile ele alacağız” derken, bunun nasıl yapılacağını henüz bilmediğini ima ediyor.

Bir başka adım da enerji ve inşaat gibi batık kredi oranın çok yüksek olduğu sektörlerdeki batık kredilerin alınıp, “borç-hisse takası ile dışarı çıkarılarak ve bankaların bilançoların temizlenmesi” planı. Bunun için de içinde kamunun olmadığı bir “Enerji Girişim Sermaye Fonu ve Gayrimenkul Fonu” kurulması planlanmış. Bunu kim alır? Sorusuna yanıt konuşmada var: “Bu yeni finansal model ile sorunlu varlıkların ayrılıp, bankaların, yerli ve yabancı yatırımcıların iştirak edeceği fonlarla yönetilmesini sağlayacağız”. Tam bir “darı ambarı rüyası”.

Yine finansal reform adı altında Bakan Albayrak’ın açıkladığı adımlardan biri de “emeklilik sisteminin reforme edilmesi” imiş; tamamlayıcı emeklilik sistemi ile.

Albayrak “Vatandaşlarımızın kazançlarına göre kesinti oranlarının belirleneceği zorunlu bir bireysel emeklilik sistemini yani tamamlayıcı emeklilik sistemini yeniden ele alacağız” derken, gönüllülüğe dayanan bireysel emeklilik sisteminin de altını boşaltıverdi. Yurttaşın tasarruflarının “etrafında dönen” bir kamu yüzü yeniden hortladı.

Muhtemelen Ankara’nın rüyası şu: Ne kaldıysa olabildiğince fonlara el atalım, olur da yaşadığımız kredi çöküntüsüne belki bir faydası olur.

Hiçbir ayrıntı ya da plan yok ortada; sadece temenni. Bakan Albayrak’ın 2020’de hayata geçeceğini ilan ettiği Kıdem Tazminatı Reformu gibi.

Sigortacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu kurulacağı da ilan edildi. Sanki bağımsız kurumlar kalmış, işlevsel biçimde çalışıyor gibi.

Ayrıca, bankacılık sektöründe toplam 100 milyon TL ve üzeri riski olan şirketlerin, mali yılın kapanmasının ardından 120 gün içerisinde bankalarına bağımsız denetimden geçmiş finansal tablolarını ve borç ödeme kapasitesi, likidite riski, kur riski ve karlılık gibi unsurları da içeren bir mali denetim raporu sunmak zorunda olacakları, aksi halde sektörden ek kredi alamayacaklarını ilan etti Bakan Albayrak.

Bu da bir reform değil. Zaten kredi büyüklükleri itibariyle serbest piyasa kuralları çalışıyor. Bankalar istemese de şirketlerin eğer ilave kredi ihtiyaçları varsa bunu yapıyor.

Bakan Albayrak’ın enflasyon ve bütçe disiplini hakkında söyledikleri ise gerçeklerle uyumlu değil. Enflasyonda market zincirlerine, perakendecilere, üreticiler telefon açarak enflasyon düşüşü sağlamaya çalışan ekonomi yönetiminin başında olan Albayrak, konuşmasına ekonomi politikalarındaki prensipleri arasında “serbest piyasa ilkeleri ile uyumluluk” sözünü görünce ciddiye alınabilir mi?

Ya da Merkez Bankası karının peşinen öne çekilerek Hazine’ye aktarılmasıyla bütçe görünümünün “pembeleştirilmesine” karşılık son 10 yılın en kötü program tanımlı bütçe açığının ortaya çıkmasına mı “bütçe disiplini” denilecek?

Kusura bakmasın kimse ama bu açıklananlar bir reform planı değil.

Bir icraat planı denilse bile içi boş ve “nasıl?” sorusuna yanıt vermiyor.

Başa dönelim; hukukun üstünlüğünü kaybetmişseniz reform olmaz. Seçim kaybetmiş, bunu bile olgunlukla karşılayacak bir demokratik çıtası olmayan siyasi iradenin reform yapması olanaklı değil.

Uğur Gürses

Reklamlar
Ekonomi, enflasyon, para politikası, siyaset

Çözümsüz “Yeni Ekonomi Programı”

Orta Vadeli Programlardan beklenen nereye nasıl gidileceğine dair bir yol haritası çizmesidir. Ekonominin yavaşlayacağını, enflasyonun yüksek seyredeceğini söylemek tek başına programı gerçekçi kılmaz. Krizdeki bir ülkede açıklanan programa “dengelenme programı” demek, krizin getirdiği sonuca yanlış bir adlandırma yapmaktan öte geçmiyor. Dengelenme programı; siz bir politika çerçevesi çiziyorsanız ve uyguluyorsanız bunun getirdiği sonuca vereceğiniz bir ad olabilirdi.

Bugün Orta Vadeli Program (OVP) yeni ambalajı ile “Yeni Ekonomi Programı” (YEP) adı altında tanıtıldı.

Önce biçime dair yorumum şu: OVP’deki büyüme ve enflasyon konusunda yapılan tahminler piyasa analistlerinin tahminlerine ve beklentilerine yakın bir tablo çiziyor. Bu yüzden “gerçekçi bir program” denilmesinin nedeni bu.

Ekonominin nereye doğru bir rota izleyeceğine dair programda yer saptamak programı gerçekçi kılmıyor. Sorun, bugünün mevcut sorunlarına adreslenen bir çözüm ve politika rotası içermiyor olması.

Tam da bugünün sorusu buydu: Bu program bugünkü kriz hasarını nasıl çözecek? Nasıl bir onarım programı getirecek? Bunun yanıtı yoktu.

Bu program kriz içindeki bir ülkenin programı değil ne yazık ki.

Ekran Resmi 2018-09-20 12.42.30

Programda, enflasyon 2019’da yılsonu için yüzde 15.9 olarak öngörülmüş. Bu yıl sonunda ise yüzde 20.8’de. Ağustos sonuna göre yılsonuna kadar kabaca 7.5 puanlık ilave enflasyon geleceği varsayılmış. Buna bakınca, geçmişteki duruşa göre oldukça gerçekçi.

Dolar kuru varsayımı ise 2019’da 5.5975, 2020’de 6.00 olarak görünüyor.

Burada kurun gerçekçi olup olmayacağını Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ile ilgili olduğunu bakarak ölçebilirsiniz. Geçen yılki tahminlerin, hatta 2020 varsayımının bile aşıldığını da anımsatırım. Merkez Bankası bağımsız olabilseydi; bugün gelecek için OVP’de varsayılan tahminlerin gerçekçiliğini tartışmazdık.

TL’nin değer kaybının da enflasyonun da arkasındaki temel sorunun Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusu malum tartışma. Bankanın üzerindeki “Sarayın kılıcı” sallandıkça kur üzerinde de baskı devam eder. Bu da bugünkü görünümde yüzde 20-25’lik patikada ivmelenen enflasyonu kalıcı olarak o rotaya sokar.

Bankanın başkan ve yardımcılarının görev süresini kısaltarak işe başlayan “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” bankanın bağımsızılığına hasar verdi. Bu devam edecek mi? Bunlar doğal olarak OVP’de yer almıyor.

Ekran Resmi 2018-09-20 13.05.17

Bütçe verilerine bakarsanız çok belirgin bir değişim yok. Sadece kabaca 60 milyar TL’Lik harcama azaltıcı, 13 milyar TL de gelir artırıcı önlem alınacağı açıklandı. Buradan harcama azaltııcı önemlerin 30 milyar TL’Lik kamu yatırımlarının azaltılacağı görülüyor.

Bütçede sorun şurada: 2018 bütçe açığı 72 milyar TL öngörülürken, 2019’da 80 milyar TL öngörülmüş. Faiz dışı dengede iyileşme ise 32.4 milyar TL. Yani bütçe büyüklüğünün yüzde 3’ü kadar. GSYH’nın da binde 7’si kadar iyileşme öngörülmüş.

Ekran Resmi 2018-09-20 12.34.54

İçinde bulunduğumuz krizde, Ankara’nın 2019’da büyümeyi ne tahmin ettiğinden çok daha fazlası, hasarların tamiri için yapısal sorunlara ne yapacağı en önemli sorun şu anda.

Batan şirketlerin banka bilançolarında yarattığı hasarı nasıl çözecek Ankara? OVP’deki açıklama şu:

“Bankaların güncel mali yapılarını ve aktif kalitelerini tespit etmek için mali bünye değerlendirme çalışmaları yapılacaktır. Bu çalışmaların sonuçlarına göre gerektiğinde bankacılık sektörünün mali yapısını güçlendirecek, böylece reel sektörün uygun maliyetlerle krediye erişimini ve mevcut kredilerinin yeniden yapılandırılmasını temin edecek bir politika seti devreye sokulacaktır.”

Yani henüz elde bir plan yok.

İşte bu yüzden, “ekonomi cephesinde yeni bir şey yok”

Geride kalan son nokta şu: Sorunun sadece ekonomik bir kriz olmadığını, siyasi kriz olduğunu, bunun da demokratikleşme ve hukuka dönüşle çözüleceğini bir kez daha anımsatmak gerekiyor. Dövizini bankadan çekip yastık altına, kiralık kasalara, yurtdışı hesaplara transfer eden yurttaşların güvenini kazanmadıkça, Türkiye’ye sermaye akışı normale dönmedikçe bu krizden çıkış zorlaşıyor.

Uğur Gürses

ugur.gurses@gmail.com

 

 

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg