2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi

Hazine ‘Yerli dövizi’ nasıl basıyor?

Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini bitiriyorsunuz, sonra kamu bankalarının da döviz varlıklarını eritiyorsunuz. Başka bir yol var mı?

Buna şöyle bir yanıt verilebilirdi; “Daha ne olsun? Ankara’da bir mahzende dolar mı basacaklar ki?” Bu ilk bakışta absürtlüğü tartışılan soruya, “Hayır, Fed matbaası dışında da başka türlü basmak mümkün” yanıtı verilse çok da yanlış olmaz.

Kestirmeden yazalım; Ankara’da bir süredir dolar banknot olmasa da Hazine bir nevi ‘yerli doları’ basıyor.

Bakın nasıl?

Ankara’daki mevcut ekonomi yönetiminin “sorunları değil semptomları bastır” yaklaşımı, giderek ülke yurttaşları için büyük bir enkaz biriktiriyor.

Bir süredir faizleri negatif reel faizde tutabilmek, devasa bir TL kredi genişlemesi sağlayabilmenin bedeli şunlar olmuştu:

  1. Merkez Bankası’nın yaklaşık 60 milyar dolarlık döviz rezervleri ‘arka kapı’ yöntemleriyle kamu bankalarına aktarılıp, döviz kurunu ‘tutmak’ için satılarak eritildi.
  2. Buna ilave olarak kamu bankalarının döviz pozisyonları satışlarla eritilerek 12 milyar dolarlık açık pozisyona getirildi. (Açık pozisyon, döviz varlıklarının döviz yükümlülüklerin altına düşürülmesi demek)
  3. Hazine, hem geçmişteki dış borç ödemelerinde izlediği ana ilkesi olan ‘ana para kadar borçlan, faizini cepten öde’ ilkesini, hem de ‘yurtiçine döviz tahvili satmama’ ilkesini terk ederek, son 2 yılda altın ve döviz borçlanmasını patlattı. 2019’da net 6.2 milyar dolar, 2020’nin ilk 7 ayında 10.8 milyar dolar olmak üzere 2 yılda 17 milyar dolar ilave borçlanma yaptı.

Son dönemde, sayılara biraz analitik bakan uzmanların dikkatini çeken bir konu var; o da Hazine’nin döviz tahvili satışlarında da giderek daha fazla “arka kapı” yollarına başvurması.

Ne mi yapılıyor?

Şöyle; Hazine’nin üç ayrı tarihte ilan ettiği döviz tahvil satışı öncesinde ilginç hesap hareketleri olduğu görülüyor.

Hazine döviz tahvili satışı yapacağı günün bir gün öncesinde, kamu bankalarının Merkez Bankası’ndaki hesaplarına bu bankaların satın alacağı kadar döviz transfer ediyor, kamu bankaları bu dövizle gelip Hazine’den düşük faizli döviz tahvili satın alıyor. Sonra da bu bankalar bu tahvilleri, Merkez Bankası’ndaki teminat hesaplarına gönderiyor. Muhtemelen Merkez Bankası’ndan daha fazla TL borçlanıp büyüttükleri kredi portföylerine para yetiştiriyorlar.

Merkez Bankası verilerine göre, Hazine 16 ve 28 Temmuz ile 12 Ağustos günlerinde, sırasıyla 2 milyar dolar, 3 milyar dolar ve yine 3 milyar doları kamu bankalarına geçiyor.

BDDK verilerine göre de Hazine’nin 17 Temmuz ve 29 Temmuz günlerinde kamu bankaları bu gelen dövizle 2.1 ve 2.8 milyar dolarlık döviz tahvili satın alıyorlar.

14 Ağustos’ta da benzer şekilde hesap hareketi var. Hazine’nin 3 milyar dolarlık döviz tahvil satışının büyük bölümünü yine kamu bankalarının aldığı açık.

Hazine’nin Temmuz’da iki ayrı tarihte sattığı döviz tahvillerinin toplamı 5.5 milyar dolarken, kamu bankalarının bunun yaklaşık 5 milyar dolarlık kısmını satın almış oldukları anlaşılıyor.

Anılan haftalarda kamu bankalarının kendi müşterileri ile olan döviz mevduat hesaplarında yükseliş de olmadığına göre, Hazine tarafından kamu bankalarına aktarılan nakit dövizin “arka kapı” yöntemiyle döviz al-sat biçiminde yapılmış olabileceğini düşündürüyor.

Kimi uzmanlar, Hazine’nin bu yolla önce kamu bankaların döviz satışı yaparak, bankaların piyasaya sattıkları dövizleri karşılamalarını, o dövizlerle Hazine’nin tahvillerini satın alarak Hazine’ye iade ettiklerini tahmin ediyorlar.

Sonuçta, yanlış politikalarla yükselen döviz kurunu tutabilmek için rezervler tüketildiği gibi, Hazine’nin kendi operasyonları için ilave döviz yaratabilmek amacıyla döviz tahvili ‘bastığına’ tanık oluyoruz. Kamu bankaları da nakit dövizlerini eritip, yerine Hazine’nin bastığı döviz tahvillerini koyuyor.

Dolar banknot olmasa da Hazine üzerinde altın ya da dolar yazan tahviller basıyor, bunlar banka, yatırım fonu ya da diğer yerli kurumsal yatırımcıların bilançolarında “döviz cinsi varlık” olarak görünüyor.

Bununla ne yapılıyor?

Hazine son 2 yılda 17 milyar dolarlık altın ve döviz tahvili çıkardı; bunun anlamı döviz varlık yaratarak, ellerinde döviz bulunan banka ya da finansal kurumlardan bu nakit dövizleri almış olması.

Ne için aldı?

İki amaç var; birincisi, kamu bankalarının döviz operasyonlarına devam etmesi için döviz olmayan ama bilançoda döviz kabul edilen döviz varlığı yaratmak, ikincisi de bütçe açığının finansmanında TL faizlerini baskılamak için döviz cinsi borçlanmak.

Bu yurtiçi döviz tahvillerinin yurtdışında işlem gördüğünü söylemek zor. Bunları döviz olarak kabul edip portföyüne alanlar da kısıtlı. Çünkü uluslararası hukuka tabi olarak ihraç edilmiyorlar.

Altın tahvillerini ise dünyada kambiyo kısıtları olan Hindistan dışında başka bir ülkede örneğini duymadım. Hindistan’da ise bu tahvilleri cazip hale getirmemek için birey ve kurum başına çok kısıtlı satış yapıldığı biliniyor.  

Altın tahvillerinden zarar

2018’de ‘başkanlık rejimi” ile birlikte Hazine hızla altın tahvili ya da altın sertifikasını çıkararak borçlanmaya ağırlık vermeye başladı.

2018-2020 Temmuz arası iki buçuk yıllık dönemde altın cinsi borçlanma miktarı 8.5 milyar dolar karşılığı 181 ton olurken, Ağustos 2020 itibariyle vadesi gelmeyen altın borcu 179.9 ton. Hazine’nin elinde duran altın miktarının ise 41.6 ton olduğu görülüyor. Bu düşülürse; Hazine’nin vadesi gelmemiş net altın borcunun, 138 ton olduğu görülüyor.   

Peki bu 138 ton borç altının ortalama borçlanma maliyeti nedir? Bunu da ons başına 1561 dolar buluyoruz.

Bugünlerde uluslararası piyasalarda altın fiyatı 2000 doları geçtikten sonra biraz gerileyerek, 1950 dolar seviyesinde seyrediyor.

Buradan, kilogram başına 12.508 dolarlık bir zarar ortaya çıktığı görülüyor.

Yani Hazine altın fiyatları düşükken borçlanmış, bunu harcamış; altın fiyatları çıkınca da zararla yüz yüze kalmış durumda.

Bu da 138 ton altın için 1.7 milyar dolar ediyor. Bugünkü kurlarla 12.7 milyar TL.

Altın fiyatları pandemi nedeniyle yüksek seyrediyor. Bu sürdüğü sürece Hazine zarar yazacak.

Bir başka açıdan şu söylenebilir; ‘Hazine açıktan borç yapıyor ama Merkez Bankası da altın biriktiriyor. Nasıl olsa kar yazacak, Hazine de bu zararı oradan aldığı karla kapatır.’

Teknik bir sorun var; o da Hazine’nin borcu zamana yayılarak vadesi geldikçe ödenirken, Merkez Bankası’nın altınlarının değer artış kazancı kâr zarar hesabına aktarılıp dağıtılmıyor. Malum “Değerleme hesabı”.

Merkez Bankası bu altınları yüksek fiyattan uluslararası piyasada satmadığı sürece, bu kar defter üzerinde “değerleme hesabı şişkinliği” olarak kalacak.

Merkez Bankası açısından bir başka sorun da; diyelim ki altın fiyatları 2 bin 200 dolara çıktı ve satmak istedi, sorun bu altınların büyük kısmı yurtiçinde durması. Derleyip toplayıp Londra’ya transfer etmek 6-7 güne mal olur. O ana kadar da piyasa kaçar.

Ayrıca Merkez Bankası, kazanç değil finansal güvenlik için bu altınları yurtiçinde tutuyor. Kazanç için olsaydı Londra ya da New York’ta tutmaya devam ederdi.

“Covid-19 pandemisine aşı bulunduğunda altın fiyatları düşer” denilebilir. Ama aşı bulunsa bile pandeminin hemen sona ermeyeceğini, altın fiyatlarını yukarı çeken unsurların ortadan kalkmayacağını, tersine daha da yukarı itecek unsurların varlığını hatırlatmak gerekiyor.

İki kalemde büyük zarar

Kamu bankalarının piyasaya döviz satmasıyla oluşturulan 12 milyar dolarlık dövizi açığının ortalama maliyetini kabaca 6.55 TL/USD hesaplıyorum. Bugünkü kurlardan 8.9 milyar TL kur zararı ediyor.  

Altın borçlanmasının da bugünkü altın fiyatları üzerinden zararı da 12.7 milyar TL. Sadece bu iki kalemden toplam Hazine zararı 21.6 milyar TL ediyor.

İki bayramda tüm emeklilere ödenen 1000’er TL’lik ikramiyenin bedeli kadar.

Sonuç şu; Hazine bir taraftan kamu bankalarına döviz pozisyon açtırarak zarara yol açarken, diğer taraftan da hiç yapılmaması gereken alanda, altın borçlanmaya gidilerek büyük bir zarara sokuldu.      

“Sıra dışı”, “ezber bozan” iddiasıyla gelip, ekonomiyi krize sürükleyen, ne attığı adımların yararı olmadığı gibi, Hazine’ye de zarar yaratan bir ekonomi yönetimi, gelecek kuşaklara yeni bir fatura daha ilave etmiş oldu.

Güncelleme (20.08.2020)

Bugün açıklanan veriler yazımın eksik verilerini de tamamladı. BDDK verilerine göre; 14 Ağustos günü kamu bankalarının tuttuğu döviz tahvil miktarı 3.1 milyar dolar artarak 28.1 milyar dolara ulaştı. Böylece 17 Temmuz-14 Ağustos arası 1 aylık dönemde kamu bankaları Hazine’den tam 8.1 milyar dolar tahvil almış oldu.

Gelen bir başka veri de bankaların açık pozisyonlarındaki değişimi gösteren verilerdi. BDDK verileri gösteriyor ki; 14 Ağustos haftası kamu bankalarının açık pozisyonu tam 3.7 milyar dolar küçüldü. Bu da gösteriyor ki; kamu bankalarının açık pozisyonları bu operasyonla küçültülmüş oldu. Sonuçta kamu bankaları nakit döviz harcamış, yerine Hazine’nin döviz kağıdını koymuş oldu. Kur zararının bir bölümü de Hazine’nin havuzuna bırakılmış oldu. Yani biz ödeyeceğiz.

Soranlar olacaktır; bu kağıtlarla ithalat yapabilir miyiz? Yanıtım hayır.

Uğur Gürses

“Hazine ‘Yerli dövizi’ nasıl basıyor?” için 6 yorum

  1. Merhaba Uğur Bey,

    Bugünkü yazınızda bazı anlamı düşük cümleler var sanki;

    “Ankara bir süredir dolar banknot olmasa da Hazine bir nevi ‘yerli doları’ basıyor.”

  2. baba, büyüksün! sınırlı verilerden bile bu sonuçları çıkarıp bizi aydınlattığın için sonsuz teşekkürler.

mahmut sami için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.