2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, enflasyon, istatistik

Enflasyonun dişi hâla sağlam

Yıllık enflasyon yüzde 25.24 ile 2003 bazlı serinin rekorunu kırdı.

Yılbaşından bu yana olan genel fiyat artışı yüzde 22.5

Eğer bir işte çalışıyorsanız ve yılbaşında ücret seviyeniz 100 TL ise bugün 81.5 TL’ye düşmüş durumda. Satın alma gücünüz buraya gerilemiş durumda.

Eğer yılbaşında “enflasyon kadar” bile zam alsanız arada geçen bir yıl içinde “cepten yediniz” demektir.

Yılbaşında ise kimimiz olasılıkla “sıfır zam” ile “işte tutunmak” arasında tercih yapmaya zorlanacak.

“Kur düştü enflasyon düşer” mi?

Önce bugün açıklanan Ekim sonu fiyat artışlarını hatırlatayım;

Tüketici fiyatları yıllık yüzde 25.’te, üretici fiyatları ise yüzde 45’te.

Üretici fiyatlarında aylık artışlar ivme azaltmış, kimi kalemlerde hafif düşüş olmuş. Ama üretim maliyetinde artış ivmesi yüzde 50’lerin üzerinde hala.

Enerji fiyatları aylık yüzde 5.37, yıllık ise yüzde 81 artış en güçlü artan üretim maliyet kalemi.

Önce aşağıdaki Tablo 1’e bakın, sonra alttaki kur tablosuna.

Tablo 1: Üretici enflasyonu

Ekran Resmi 2018-11-05 12.56.07

Soru şu: Döviz kurlarındaki düşüş üretici fiyatlarındaki artışı yavaşlatmaz mıydı, hatta geriletmez mi? Bu da perakende fiyatlara yani tüketici enflasyonunda gerilemenin yolunu açmaz mı?

Ekran Resmi 2018-11-05 13.25.49

Üreticilerin maliyetleri “bilanço kesimi” gibi ay sonu son nokta kur üzerinden oluşmaz. Bu yüzden bugünkü kura ya da aysonundaki kura bakarak enflasyon tahmini yapıyorsanız yanılırsınız. Maliyetlenme ay içi ortalama kurdan olur.

Ay içi dolar kuru ortalamasına bakarak son bir yıldaki artışın yüzde 60 olduğu görülüyor; işte bu artış üretim maliyetlerine yansıyan artıştır. Ekim ayında dolar kurundaki yıllık artış,  Eylüldeki yüzde 70.1’den yüzde 46.4 artışa gerilerken, ortalama kurdaki artış daha sınırlı bir noktada; yüzde 60’ta.

İhracatçı iseniz olasılıkla zarar bile etmiş olmanız mümkün. Ay içi maliyetlenme ile  ürettiğiniz malı sattıktan sonra elinize geçen döviz olasılıkla daha düşük kurdan.

Lojistik zincirindeki kırılmalar, ithalatta akreditif yerine peşin ödemek zorunda kalınması gibi faktörler üretim kesiminin maliyetini yükseltti. Tablolar bunun da fiyatlama davranışına yansıdığını düşündürüyor.

Enflasyon davranışındaki bozulmanın hala yüksek bir oranda korunduğu görülüyor.

Ekran Resmi 2018-11-05 13.43.42

Ekim ayında da 407 kalem mal ve hizmet içinde 328 kalemin fiyatı artmış. Oranı ise yüzde 80.6

Son 1 yılda yüzde 30 fiyat artışı gösteren gıdada ise durum şöyle:

Ekran Resmi 2018-11-05 13.42.17

TÜFE’de yer alan 407 kalem mal ve hizmet, 91 alt TÜFE kaleminde yerini buluyor; “son bir yılda fiyatı yüzde 30 ve üstü artan kaç kalem var?” diye sorguladığınızda sonuç şu: 91 kalemin üçte biri çıkıyor. Oysa bu birkaç ay önce yüzde 1’ini geçmiyordu.

Sonuç: Enflasyon ÜFE içinde kısmen hız kesmiş görünse de TÜFE’nin yüzde 25’e vurması önceki kanıyı güçlendirdi; kur gerilemiş olsa da ÜFE’den TÜFE’ye yansıma devam edecek. Zira fiyatlama davranışı fena bozulmuş durumda.

Bu sayılara bakınca “Enflasyonla topyekün mücadele” kubbede kalan hoş bir sada imiş!

Nihai soru da şu: son bir yılda yüzde 25 artan enflasyona karşı Merkez Bankası’nın durumu oturup izlemiş olduğu nereden anlaşılıyor? Faizi henüz yeni (birkaç ay önce) yüzde 24’e getirip bırakmasından.

Son toplantısında faize dokunmayan Merkez Bankası, 1 Kasım günü açıkladığı yılın son Enflasyon Raporu’nda da şu tahminleri yapmıştı:

“Enflasyonun, yüzde 70 olasılıkla, 2018 yılı sonunda yüzde 21,9 ile yüzde 25,1 aralığında (orta noktası yüzde 23,5),

2019 yılı sonunda yüzde 12,3 ile yüzde 18,1 aralığında (orta noktası yüzde 15,2),

2020 yılı sonunda ise yüzde 6,0 ile yüzde 12,6 aralığında (orta noktası yüzde 9,3) gerçekleşeceği öngörülmektedir.”

Yılsonunda yüzde 23.5’e gelmek için Kasım ve Aralık aylarında toplam binde 8’lik fiyat artışı olması gerekiyor. Bu da pek mümkün görünmüyor. Üst bant tahmini olan yüzde 25.1’e ulaşmak için ise Kasım-Aralık toplamında toplam yüzde 2.1’lik bir fiyat artışı olması gerekiyor. ÜFE’ye ve enerji fiyatlarına bakınca bu da zor.

Türkiye’ye eskisi gibi bol keseden sermaye girişi olmayacağı hesaba katılırsa fiyatlama eğiliminde potansiyel kur riskleri de artık bir unsur olarak yer alacak demektir.

İyi güzel zamanlarda enflasyon sorununu boşlayan bir ülke olarak işimiz çok zor artık.

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

Reklamlar
Ekonomi, istatistik, siyaset

“Ekonomi hakkında çıkan yalan yanlış haberler”

Cumhurbaşkanı Erdoğan Letonya ziyareti sırasında şöyle demiş:
“Türkiye ekonomisi hakkında çıkan yalan ve yanlış haberlere atıfta bulunan Erdoğan, “Bunların asılsız, mesnetsiz olduğunu daha önce de ifade ettim. Türkiye’de gerçek ortada. Yıllık ortalama yüzde 5 büyüyen bir ekonomimiz var. Bankacılık ve mali sistem güçlü, yatırımlar ise her yıl istikrarlı artıyor”.

“Gerçek ortada” dedikten sonra söylediği cümlede iki yanlış, bir eğri var.

1. Ekonomimiz yıllık yüzde 5 büyümüyor. 2014’te yüzde 3 büyüyeceğimizi varsayarsak, son 3 yılın (2012-2013-2014) ortalaması yüzde 3.1 oranında.

2. Yatırımlar her yıl istikrarlı artmıyor. Tersine özel kesim yatırımlarının milli gelire katkısı negatif. Yanlış duymadınız negatif. Son 10 çeyreğin ortalaması büyüme değil, yüzde 2.3 küçülme yönünde.

3. Bankacılık ve mali sistem güçlü; ama başı banka batırmaya çalışan siyasetçilerle belada olan, dolayısıyla en büyük tehdidi devletin en üst kademesinden alan bir bankacılık sistemimiz var.

Sahi ne demişti Cumhurbaşkanı? Ekonomi hakkında çıkan yalan yanlış haberler demişti değil mi? Başka bir denilecek söz kalmıyor.

 

yatırımlar

Ekonomi, istatistik, para politikası

Başbakan’ın faiz konusunda verdiği ABD, Japonya ve İsrail örnekleri doğru mu?

Başbakan Erdoğan bir süredir, Merkez Bankası’nın yüklü faiz indirimi yapması için baskı yapıyor. Kendi gerekçesini de diğer ülke örneklerinden veriyor; işte bakın hafta sonu yine tekrarladı;

“ABD’de faiz 1, Japonya’da eksi, israil’de aynı. Bütün bunlarda faiz böyle de bizde niye masrafları ile birlikte 13-14’lere çıkıyor. Finansmanın maliyeti ne kadar düşerse yatırımlar o kadar da artar. Bunun başka yolu yok. Türkiye’nin 2.5 milyar dolar faize gidiyor biz bunu sürdürmek durumunda değiliz”

Şimdi gelin bu ülkelerin durumuna bir bakalım.

ABD, Japonya ve İsrail’de faizler Başbakan’ın söylediği gibi yüzde 1’in altında.

Peki bizde yüzde 9.50 iken o ülkelerde nasıl oluyor da  yüzde 1’in altında olabiliyor?

ABD ile başlayalım.

ABD 2009 krizinden bu yana durgunlukla mücadele ediyor. ABD Merkez Bankası FED, ‘İşsizlik yüzde 6.50’ye düşene kadar, ama enflasyon da yüzde 2’yi geçmedikçe’ şartı ile faizleri yüzde 0.25’te tutacağını ilan etti. Bolca da tahvil alarak piyasaya bolca para sürdü.

ABD faizi Mart 2009’dan bu yana yüzde 0.25’de tutarken, enflasyon da yüzde 2’yi geçmedi. Ortalaması da yüzde 1.6’da.

ABD örneği; ekonomi öyle bir halde ki, 5 yıldır faizler yüzde 0.25’de tutulmasına ve devasa bir parasal genişlemeye karşın (enerji fiyat dalgalanması dışında) enflasyon yüzde 2’yi geçemiyor. Fiyat istikrarı seviyesi yüzde 2 olduğuna göre, ABD’lilerin enflasyon sorunu yok, faizleri de istihdam odaklı olabildiğince düşük yerde tutuyorlar.

(Daha iyi görmek için grafiğe tıklayınız)

abd enf 4

 

Japonya:

Japonya 1991’den bu yana resesyon-deflasyon sarmalında.

Son 12 aylık hareketli enflasyon serisini kullanarak, 20 yıl geriye giderek Japonya’daki enflasyon ortalamasını hesaplayalım; yüzde 0.01 buluyoruz. Kafanız fazla karışmasın, basit halini şöyle düşünün; 1994 Ocak ayında 100.98 olan endeks Mart 2014’de 101 olabilmiş! 20 yıl boyunca fiyatlar olduğu yerde kalmış.

Japonlar epeydir faizi sıfır seviyesinde tutuyorlar, birkaç kez de parasal genişleme çabasına giriştiler. Sonuncusu epey fazla bir parasal genişleme öngörüyordu. Amaçları da enflasyonu yüzde 2’ye itebilmek. Son 4 yıl ortalamasının yüzde 0.25’lik gerileme olduğunu not edelim.

Nisan ayında enflasyon deyim yerindeyse patladı; aylık yüzde 2 arttı.

Buradan da bize bir örnek çıkmıyor.

(Daha iyi görmek için grafiğe tıklayınız)

jap enf4

 

İsrail:

İsrail’in son 20 yılı, enflasyonu fiyat istikrarına getirme hikayesidir. İsrail enflasyonu yüzde 4’ün altına çekeli 10 yıl oldu. Son 4 yıl da yüzde 3’ün altına çektiler. IMF’den tanıdığımız ve şimdilerde FED’e Başkan Yardımcısı olan Stanley Fischer, yüzde 2 civarında salınan bir enflasyona getirdi.

Enflasyonun son 4 yıl ortalaması yüzde 2.47, geldiği yer de yüzde 1’de.

Enflasyon hedefi yüzde 1-3 bandı olarak belirlenen İsrail’de, faizlerin de yüzde 0.75’de olması normal.

(Daha iyi görmek için grafiğe tıklayınız)

isr enf4

İşte üç ülkenin ayrı hikayesi var.

Ama ortak tarafları şunlar;

1. Üç ülkede de enflasyon sorunu yok.

2. Olmadığı gibi, yakın zamana kadar enflasyon ‘fiyat istikrarı’ olarak adlandırılan yüzde 2’nin altında seyrediyor.

3. Enflasyon sorunu olmayan, hedefi alttan bile ıskalayan ülkelerin faizi de enflasyonun altında tutmaları normal.

4. Bu üç örnekten hiçbirinden Türkiye’ye ‘karbon kopya’ bir hisse çıkmaz.

Son not: Başbakan’ın bu üç ülkeyi örnek göstermesi, ilgisiz ve anlamsız.

 

Ekonomi, eğitim, istatistik, siyaset

Alışkanlıklarımız: Wikipedia güvenilir bir kaynak mı?

Şu yazıma, Bakan Nihat Zeybekçi yanıt verince şunu yazdım.

Bakan Zeybekçi, “yahu yanlış biliyormuşum, düzeltiyorum” diyebileceği bir olguyu, iddialı biçimde hem de yalan yanlış bir referansla yapınca iyice kendini çıkmaza soktu.

Nihai geldiği yer; Wikipedia’daki şu liste idi. Oysa ki bu kaynaktaki bilgi ve verilerin güvenliği tartışmalı. İsteyen bunları manipüle edebiliyor.

Alp Ulagay (@alpos) uyardı: Bakan bu referansı verdikten sonra Wikipedia’da önce Türkiye’nin yerine Slovak Cumhuriyeti konuldu.

Image

Türkiye listeden ‘uçtu’. Sonra Türkiye birinci ülke basamağına çıktı.

Image

Daha sonra, Türkiye yerine konuldu. Ama bu defa sırasında GSYH 1.400 yerine IMF’deki veri 1.174 yazılmıştı.

Şunu gördük; Wikipedia bilgi ve verileri, her ne kadar kaynak referansı gösterilse de doğru olmayabiliyor.

Bakan bana Wikipedia’yı referans gösterirken, ben Wikipedia’da yazılana değil, o bilginin kaynağı olarak gösterilen IMF kaynağına uzandım. Veriyi buldum, sıraladım. Bakanın dediği gibi değildi; ne Türkiye’nin sırası, ne GSYH verisi, ne de sıralamada yer alan ülkelerin veri dönemleri eşdeğerdi.

Buradan hepimiz ders almalıyız. Bakan bey hata yaptı ama; kimin yaptığından çok neyin hatalı olduğu ile ilgilenelim. Çünkü “Google’la ararım, Wikipedia’dan bulurum” sendromu kullanıldığı yere göre epey pahalıya mal olabilir.

 

 

 

 

 

Ekonomi, istatistik

Türkiye dünyanın 15. büyük ülkesi mi oldu?

Bakan Nihat Zeybekçi, bir Ekonomi Bakanı gibi değil de, Spor Bakanı gibi konuşuyor; tribünlere. İstisnasız her konuşmasında, temelsiz, altı boş, spekülatif, ekonominin temel ilkelerinden uzak sözlere tanık oluyoruz.

Bakın hafta sonu yaptığı konuşmada ne diyor? AA’nın haberinden okuyalım;

Türkiye’nin 2023 hedefi doğrultusunda emin adımlarla ilerlediğini kaydeden Bakan Zeybekci, “Dünyanın en büyük 10 ekonomisine girme ve Avrupa’da 3’üncü olma hedefiniz varsa, gündemler çok hızlı değişir. Dünya Bankası Türkiye’yi satın alma paritesinde 1,4 trilyonluk geliriyle dünyada 15’inci ülke olarak açıkladı. Başka bir deyişle Türkiye dünyanın şu an en büyük 15’inci ekonomisi” diyerek Türkiye ekonomisinin her geçen gün güçlendiğini belirtti.

Tek kelimeyle; Yanlış. Doğru değil. Hem de iki yanlış; hem 1.4 trilyon dolar değil, hem de 15. sırada değiliz.

Sahi sayın bakan bu sayıları nereden bulmuş?

Gelin o listeye beraber bakalım. Tabloyu tam olarak görebilmek için, üzerine tıklayınız.

Tablodaki değerler (milyar dolar)

Image

Tablodan görüleceği gibi, Türkiye satına alma gücü paritesine göre 17., cari kurlarla bakılırsa da 18. sırada yer alıyor.

Verileri şuradan da edinebilirsiniz: http://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.MKTP.PP.CD/countries/order%3Dwbapi_data_value_2012%20wbapi_data_value%20wbapi_data_value-last?order=wbapi_data_value_2012%20wbapi_data_value%20wbapi_data_value-last&sort=desc&display=default

Satın alma gücü paritesinin ne anlama geldiğini ve sıralama ile ilgili diğer ilginç ayrıntılar için şuradaki yazıma da bakabilirsiniz.

Sonuç; Ekonomi Bakanlığı gibi ciddi bir iş yapıyorsanız, sayılara bakacaksınız, ya da sayılara bakan danışmanlarınız olacak, uluslararası ekonomideki gelişmeleri izleyen ekonomistler olacak etrafınızda, o da olmadı gazetelerde ne yazdığını izleyeceksiniz.

 

Ekonomi, gündelik iktisat, istatistik, siyaset, Uncategorized

Milli gelirdeki artış oranı ne?

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 15 Haziran günü Twitter’daki hesabından şunu yazdı: “Türkiye’nin gayri safi milli hasılası 2002’de 230 milyar dolarken bugün 786 milyar dolara yükseldi. 3.5 kat arttı
İktisatçı Prof. Dani Rodrik ise Twitter hesabından yanıtladı: “Eminim bakan Şimşek reel ve cari arasındaki farkı biliyordur. Gayri safi milli hasıla %63 arttı %350 değil” dedi.
Bu konudaki yazışmanın ana noktası buydu.

Bakan Şimşek “Ben üst düzey yatırım bankalarında ve uluslararası kurumlarda ekonomist olarak 15 yıldan fazla çalıştım ve reel bazda kişi başına düşen gayri safi milli hasıla kullanmadım” dedi ama, yaptığı hatayı örtemezdi bu sözler.
Bakan Şimşek, siyasete girmeden önce Merrill Lynch’de analist olarak çalışıyordu. 2007’de siyasete atıldı, milletvekili ve bakan oldu.
Bu konuda çok önceden de yazmıştım; teknik niteliği olan uzmanlar siyasete atılınca ‘o elbiseyi’ kaçınılmaz olarak giyiyorlardı.
Rodrik haklı. Belli bir dönemdeki milli gelir artış hesabını, cari fiyatlarla milli geliri alarak yapamazsınız. Hele ki bizim gibi yüksek enflasyon yaşayan bir ülkede. Şimşek bunu yapmıştı. 2012’deki milli gelirin dolar karşılığını 2002’deki dolar karşılığı ile oranlıyor “3.5 kat arttı” diyordu.

Bunu anlamak için basit bir örneğe bakalım;

2002’deki GSYH’nın 100 olduğunu ve 2012 yılına kadar ekonomik büyümenin her yıl sıfır olduğunu kabul edelim. 2002-2012 arasındaki birikimli enflasyon yüzde 142 olmuş.
2002-2012 arsaında dolar kurundaki değişim ise sadece yüzde 9.2 olmuş.
Şimdi milli geliri dolar cinsinden hesaplayalım…
2002=100, TL/dolar= 1.6345 GSYH=100/1.6345= 61.1
2012=242, TL/dolar=1.7826 GSYH=242/1.7826= 135.7
Görüldüğü gibi; 10 yıl boyunca sıfır büyümeye sahip olan, ama yıllık ortalama yüzde 10.5’e yakın enflasyonu olan bir ülkede cari fiyatlarla GSYH ‘büyüyecektir’. Döviz kuru da yavaş seyretmişse (enflasyondan daha düşük bir artış oranına sahipse) nominal milli gelirin dolar karşılığı da büyümüş olacaktır. Örnekte olduğu gibi. Ekonomi hiç büyümemişken, enflasyon ve kur etkisiyle GSYH iki katından fazla büyümüş görünmektedir.
İşte bu yüzden, çıkıp da “milli gelir 10 yılda yüzde 122 büyüdü” (135.7/61.1) demiş olsaydım, birinin “şaka mı yapıyorsunuz?” demesi kaçınılmazdır. Ama bunu bir bakan söylüyorsa vahim bir durumdur.
Dani Rodrik, Mehmet Şimşek’e yanıt verirken şu verilerin linkini de eklemişti. Bu verilerin tablolaşmış hali aşağıda.

10 Yılda GSYH büyümesi yüzde 63, kişi başı GSYH artışı ise yüzde 43. Mehmet Şimşek’in hesabındaki “artış oranı” da GSYH’nın dolar karşılığındaki yüzde 242’lik (3.5 kat)  artış  olarak tablonun en altında yer alıyor.

Sonuç: 10 yılda kişibaşı GSYH yüzde 43 arttı. Yıllık artışların ortalaması ise yüzde 3.8

GSYH  GSYH GSYH GSYH
Milyar Milyar Kişi Başı Kişi Başı
TL $ TL (Yıllık %)
1998 Fiy. Cari Fiy. 1998 Fiy.
2002                  73                     232                1,099   
2003                  76                     303                1,142    3.9%
2004                  84                     392                1,233    8.0%
2005                  91                     483                1,320    7.1%
2006                  97                     529                1,394    5.6%
2007                101                     649                1,442    3.5%
2008                102                     730                1,434    -0.6%
2009                  97                     614                1,346    -6.1%
2010                106                     731                1,450    7.7%
2011                115                     774                1,554    7.1%
2012                118                     795                1,574    1.3%
10 Yıllık değişim: 63% 243% 43%
Yıllık ortalama >> 3.8%

Kaynak: TÜİK, IMF

2011 Sonrası veriler tahmin

Ekonomi, istatistik

Gazeteci bakana soru sorar ve bakın ne olur?

Ekonomi dünyası bugün bunu konuşuyor

Arjantin Ekonomi ve Maliye Bakanı Hernán Lorenzino, Yunanlı gazeteci Eleni Varvitsiotis’in Skai TV için mülakatına evet diyor; oturuyorlar. Aralık 2012’de yapılıyor ama yayımlanamıyor. Nedeni, Yunanlı gazetecinin bakanın canını sıkacak sorular sorması, bakan Lorenzino’nun mülakatı terketmesi!
Uzun zamandır Arjantin’in çeşitli ekonomik verileri çarpıtması, kimi sayıları düşük, kimilerini yüksek göstermesi konuşuluyor. Yunanistan’dan sonra istatistiklerle oynayan ikinci ülke Arjantin. Hala ekonomik olarak toparlanamamış olmalarına karşın, sayıları da manipüle etmeleri anlaşılır gibi değil.
İşte istatistik yalanı deneyiminden geçilen Yunanistan’dan gelen gazeteci soruyor;

“Size basit bir sorum var -ki şu günlerde oldukça karmaşık; şu anda Arjantin’de enflasyon kaç?”

Bakan yanıtlıyor: “Resmi istatistikler aydan ayda enflasyonu gösterir. Ancak bu ölçümde enflasyon mümkün”

“Peki ne kadar?”

“Sanırım birikimli enflasyon son 12 ayda yüzde 10.2. ondalıklı kısmı farklı olabilir.”

“IMF, ülkenizin verdiği çarpıtılmış istatistikler yüzünden yaptırımlar uygulayacağını söylüyor, ne yapacaksınız?”

“Bilmiyorum, bilmiyorum…Kamerayı kapatabilir miyiz biraz? Ayrılmak istiyorum”

Mikrofon açık, bakan konuşuyor: “Arjantin’de enflasyon hakkında konuşmak biraz karmaşık bir konudur”

Bakan mülakatı kestiriyor ve sonunda danışmanına “gitmek istiyorum” diyor…

Hepsi bu…Arjantin’de resmi enflasyon sayıları yıllık yüzde 8 gösterilirken, hesaplanan enflasyon yüzde 18-25 arasında bulunmuştu.

Video yeni yayımlandı;

Bizde böyle birşey olmaz; zira bakanlarımız zor soruların karşısına çıkmamak konusunda oldukça itinalıdırlar.