2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, siyaset

Ekonomide Demokles’in kılıcı

“ABD ile ilişkiler yeniden limoni hale geldi ama döviz kuruna bir şey olmadı?” diyenler için anlatayım, bakın bizi ne bekliyor? “Kısa farlardan” çok “uzun farları” yakalım.

Şant Manukyan’ın piyasa yorum notlarında küresel piyasalar çerçevesinde aktardığı Latince bir sözü paylaşayım; “Vulnerant omnia,ultima necat”. (Geçen her saat yaralar, sonuncusu öldürür).

Döviz talebinin görece düşük olduğu, kamu bankaları eliyle neredeyse her yukarı hareketin satışla durdurulduğu, küresel piyasalarda yeniden faiz indirimi beklentilerinin yükseldiği, “güvercinlerin havalandığı” bir piyasa atmosferinde, S-400 teslimatının başlaması, ABD’nin buna karşı F-35 programını askıya alması döviz kuru üzerinde hemen bir etki yapmadı.

Hatta perşembe akşam saatlerinde Trump Şu an için Türkiye’ye yaptırımlara bakmıyorum” dedi. Bu da kuru biraz daha aşağı çekti.

Peki ne olacak?  

Rusya’dan satın alınan hava ve füze savunma sistemi S-400’lerin teslimatı geçen hafta cuma günü başladı. Türkiye böylece yeni bir sürece girmiş oldu; ABD’nin CAATSA olarak adlandırılan yasası nedeniyle potansiyel bir yaptırım süreci de başlamış oldu. Bunun ne zaman uygulamaya konulacağını, hangi sertlikte olacağını, Başkan Trump’ın 180 günlük öteleme yetkisini kullanıp kullanmayacağını, bunun için gerekli geçerli bir dayanak ileri sürüp süremeyeceğini bilmiyoruz. Hemen gelebileceği gibi, Çin’e olduğu gibi 7-8 ay sonrasına yayılabilmesi de söz konusu olabilir.

Bunlar uzmanlarınca dile getirilen unsurlar.

ABD ile ilişkilerin üslubu şimdilik yumuşak da olsa, sonuçlarının ilerleyen zamanla sert bir patikaya girmesinin ekonomiye etkileri olacak. Yaptırımlar şimdi de gelse 7-8 ay sonra da gelecek olsa; kreditörler açısından hiç fark etmeyecek, Türkiye’ye açılan kredi kanallarının teslimatın başlamasıyla girilen süreçte daha da daraldığını göreceğiz.

Asıl temel sorun; yasaya göre bir yaptırım gelecek de bunun ne olacağı bilinmiyor. Şu hali ile de askıda. Yani “Demokles’in kılıcı” olarak duruyor. Belirsizlik finansal piyasalar için de, kreditörler için de en kötüsüdür. Fiyatlayamazsınız. Ama bir yaptırım maddesinin potansiyel hasar tespiti mümkün.

Yaptırım ne?   

CAATSA olarak bilinen yasaya göre ABD başkanı, 12 yaptırım seçeneğinden 5’ini uygulamak zorunda.

Yaptırım seçenekleri arasında, silah sistemlerinin ithalatını yapan tüzel kişilikle ABD Eximbank’ın garanti, sigorta ya da kredi işlemlerini durdurması, ABD’den yapılacak ihracat izinlerinin reddedilmesi, ABD hukukuna göre yapılacak dövizli işlemlerin yasaklanması, ABD finansal sistemi ile işlem yasağı, ABD egemenliği altındaki tüm varlık ve hakların dondurulması gibi yaptırımlar var.

Başkan’ın yaptırımları 180 gün öteleme yetkisi var; ama bunun için Kongre’ye esaslı ve ikna edici gerekçeler sunması gerekiyor. S-400 ekipmanlarının, bataryasının gelmesine karşın füzelerin ise Eylül ayında gemi ile nakledileceği de açıklandı. Metin Gürcan gibi kimi askeri uzmanlara göre Trump’ın, henüz asıl malzemenin teslimatının yapılamamış olmasına dayanarak ötelemesi de mümkün.

Potansiyel yaptırımların muhtemel adresi savunma sistemlerinin ithalatını yapan kurum olabilir. Bu ayrıntılar ilgili uzmanlarca fazlasıyla değerlendiriliyor. 

Konu şu; gelinen eşikte Türkiye ve ABD arasındaki gerilim, kırılma olmadan her iki tarafça da diplomatik incelikle götürülse de kritik eşik geçildi.

Ağustos 2018’de Rahip Brunson krizinde ABD tarafından konulan yaptırımlar şunlardı; iki bakana mal varlığını dondurma, çelik ithalatına uygulanan verginin yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkarılması, alüminyum için de yüzde 20’lik yeni vergi uygulamaya başlanmasıydı.

Ekim ayında Brunson serbest bırakıldıktan sonra çelikte vergi yüzde 50’den yüzde 25’e indirilirken, alüminyum vergisi yürürlükte kalmıştı. Trump ayrıca, 17 Mayıs 2019’dan geçerli olacak biçimde Türkiye’ye ABD ile ticarette vergi avantajı sağlayan ve 2018’de 1.9 milyar dolarlık bir ihracat hacmimize karşılık gelen Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi (GTS) kapsamındaki ülkeler listesinden çıkarmıştı.

Brunson krizi sona erse de eskiye dönüş olmadı; ABD’nin ekonomik adımları kalıcı oldu. Gelinen bu noktada, S-400 teslimatı sonrasında ABD’den ne geleceğini henüz bilmiyoruz.

Teslimatın başlamasıyla “düğmeye basıldı” ve geriye sayım başladı. Geriye sayım sürecinde ABD yönetimi ve Kongresi ile Türkiye arasındaki gerilim yükselecek. Seçim süreci hızlanan ve ABD’deki soruşturmalarla, skandallarla başı belada olan Trump, dengesiz biçimde başlayan bu sürecin bir aşamasında yeni bir sertlik gösterisine girişebilir. Hele ki geçmişte “sert çıkıp sonuç aldığı” bir deneyimin gölgesinde iken.

Ani duruşa yeni takoz

Konu sadece ABD değil, NATO gibi Batı askeri ittifakının da konusu. Bu yüzden “duvardan çekilen tuğla” niteliği de var.

İşte bu yüzden, Ağustos 2018’deki gibi “ver papazı-al papazı basitliğinde” bir kriz de değil bu. Arkada Kongre tüm katılığı ile duruyor. Aynı biçimde Ağustos 2018’deki yaptırımlar ile karşılaştırılamayacak potansiyel yaptırımlar söz konusu.

Bugünkü krize bakınca, Ağustos 2018’deki Brunson krizinde karşılaştığımız yaptırımlar, çelik ve alüminyuma getirilen ilave vergiler haricinde tamamen sembolik kalıyor.

Şimdi potansiyel yaptırımlar, en hafifi de ilk aşamada doğrudan ekonomiye hasar vermese de Ağustos 2018’deki sembolik olanlarına göre “etli-butlu” yaptırımlar.

Ankara’nın bakışıyla “iyi polis Trump” ertelemeye çalışsa da ya da Türkiye’yi kaybetmemeye çalışarak zamana yaysa da “Demokles’in kılıcı” yabancı kreditörler için asılı duruyor olacak.

Bu yaptırımların Eylül’de füzelerin teslimatı sonrasında devreye girme potansiyeli taşısa da uluslararası finansal ilişkilerde Türkiye’nin kredi kanallarını iyiden iyiye kısacaktır.

12 Temmuz tarihindeki ilk malzeme teslimatıyla, “Türkiye bir şekilde S-400’leri almayı erteler, almaz. Başka yere koyar. Kutuyu açmaz” beklentilerini çöpe atıldı. Sürecin başladığı görüldü.

Yerel seçimler sonrasında, ekonomi politikasında “maceracı” yollara sapıldı. Merkez Bankası kaynaklarına el atılıyor, başkanı azlediliyor. Uluslararası siyasette de egemenlik hakkına dayanarak bir savunma sistemi satın alınıyor olsa da terazinin diğer kefesinde ekonomik güvenliği zayıflatan potansiyel bir risk güçleniyor.

S-400 teslimat sürecinin başlaması ile ya da ileride potansiyel bir yaptırımın güçlenmesi ile ille de döviz kuruna bakarak ölçüm yapılmamalı. Asıl etki kredi kanalından gelecek. Kur da orta vadede muhtemelen daha “yapışkan bir merdiven” görünümüne bürünecek.

Böyle bir sürece girerken, paramızı savunacak mekanizmaların altını boşaltmak akıl kârı değildi. Uluslararası konjonktür “Merkez Bankası başkanını gönderdik paramıza bir şey olmadı” şaşkınlığını destekleyecek akışta çünkü.

Brunson krizi Ekim ortasında tahliye ile sonuçlansa da ödemeler dengesinde “ani duruş” sona ermedi. Ekim-Mayıs arası dönemde toplam cari açık sadece 1 milyar dolar olurken, finans hesabından giriş sadece 8 milyar dolar oldu. Bunun da neredeyse tamamını Hazine’nin dışarıdan yaptığı borçlanma oluşturuyor.

Cari fazlaya dönüşen dış alem hesabı övünülecek bir durum değil. Çünkü bunu isteyerek planlayarak yapmış değiliz. Ekonomiyi yöneten damat bey bilmiyor belki ama; bu bir “duvara toslama” duruşu. Bu “ani duruşun” ekonominin çarklarının nasıl yavaşlattığı tüm ekonomik birimlerce fark ediliyor.

Şimdi ABD’de ister hemen, isterse sonra gelecek yeni bir yaptırım dalgası bu tabloyu devam ettirecektir. Bunun ekonomi için sürdürülemez olduğu çok açık.

Neydi o söz; “Vulnerant omnia,ultima necat”. (Geçen her saat yaralar, sonuncusu öldürür).

Uğur Gürses

Reklamlar
2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, siyaset

Altından al haberi

 

DW Türkçe için yazdığım yazının grafikli ve tablolu hali:

Şuradan da dinleyebilirsiniz:

Halk Bank yöneticisi Hakan Atilla’nın Mart 2017’de Reza Zarrab davası ile ilintili olarak ABD’de tutuklanması sonrasında, olası bir yaptırım veya mali cezaya karşı Ankara’nın aldığı önlemler arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) döviz ve altın rezerv politikasının hızla değiştirilmesi de vardı.

Birincisi, Merkez Bankası mevcut döviz rezervlerinin bir bölümünü altına çevirirken, en başta ABD Merkez Bankası FED’de duran 28.7 ton altın rezervlerini başka merkezlere taşıyarak sıfırlamıştı. Böylelikle hem altın rezerv artışı hem de yurtiçine kaydırma amaçlı transferler nedeniyle yurtiçindeki altın varlıkları 100 tondan fazla artmıştı.

İkincisi de Merkez Bankası, döviz rezervlerini tuttuğu yatırım alanlarının en başında gelen ABD devlet tahvili varlıklarını azaltmaya başlamıştı.

Amerikan Hazine Bakanlığı verilerine göre; Türk Merkez Bankası’nın Kasım 2017’de 61 milyar dolar olan ve FED’de saklamada duran ABD tahvil mevcutlarının hızla azaltılarak Ocak 2019 itibariyle sadece 3.2 milyar dolara çekildiği görülüyor. Temmuz sonunda 30 milyar dolara yakın olan tahvil mevcudunun, ağustos ayında ABD ile Rahip Brunson krizi sonrasında neredeyse sıfırlandığı anlamına geliyor.

15 Mart Cuma günü yapılan Merkez Bankası Genel Kurul toplantısı sonrasında yayımlanan Yıllık Rapor’da yer alan verilere göre; bu tahvil azaltımı sonrasında Merkez Bankası’nın döviz varlıklarını “vadesiz hesaplarda” tuttuğu görülüyor. 2017 sonunda 7.2 milyar dolar olan “vadesiz mevduat” seviyesi, 2018 sonunda 33.9 milyar dolara çıkmış. Bunun da ABD dışındaki muhabir bankalarda yapıldığına hiç şüphe yok.

Yine raporda yer alan verilere göre; Merkez Bankası 2018 boyunca yurtdışındaki altınlarını yurtiçine kaydırmaya devam etti.

2018 sonu verilerine göre; Merkez Bankası’nın toplam altın rezervleri zorunlu karşılıklar için tutulan altınlardaki azalış nedeniyle 76.3 ton düşerken, kendi malı olan altın rezervleri 53.8 ton arttı.

Merkez Bankası’nın yurtdışında tuttuğu altın miktarını azaltmaya devam ettiği gözlendi. Banka, Britanya Merkez Bankası’nda tuttuğu altın miktarını kayda değer miktarda azalttı: 278.8 ton.

Peki ne oldu bu altınlara? Yurtiçine taşındı. Borsa İstanbul nezdindeki altın saklama kasalarına taşındı. Miktarı ise 221 ton.

Böylece 2016’dan bu yana Türkiye’ye getirilen altın miktarı 324 ton oldu.

Merkez Bankası’nın altın rezervlerinin yüzde 80.2’si artık Türkiye sınırları içinde. Bu oran 2016’da yüzde 17 idi.

altın 2

Merkez Bankası’nın verilerine göre; 2019 başından itibaren iki aylık dönemde de Banka yeniden altın rezervi artışına yöneldi. Merkez Bankası döviz rezervlerini yeniden altına çevirmeye başladı. Kendi malı olan altınlara yeniden bir 40 ton altın eklendi. Bankanın döviz rezervlerinden altın rezervlerine kaydırma hareketine yeniden başlayarak 1.4 milyar dolarlık altın almasının, ABD Başkanı Trump’ın danışmanı ve damadı olan Jared Kushner’in şubat sonundaki Ankara ziyareti sonrasına rastlaması da ilginç bir tesadüf olsa gerek.

 

TCMB T-note stok

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi

10 maddede ABD krizi sonrası ödemeler dengesi

 

Ağustosta ABD ile yaşadığımız krizin ardından görülen mali çalkantıyı “dış güçlere” bağlayan siyasetçilerin söylemediği tam olarak şu: Bu kriz Rahip Brunson’dan önce de “geliyorum” diyordu.

Ödemeler Dengesi tablolarına bakan, geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştıran biri bunu çok açık biçimde görebilir.

4 aylık Nisan-Temmuz dönemi Türkiye’de seçim kararı alınması ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi kapsayan bir dönem oldu.

Bu dönemdeki Türkiye’nin dış alemle fon akım ilişkisini gösteren ödemeler dengesi verileri ne diyor?

2018’in Nisan-Temmuz döneminde Türkiye 16.7 milyar dolar cari açık verirken, sadece 4.2 milyar dolarlık bir finansman sağlanabilmiş. Ancak 7.9 milyar dolarlık “bilinmeyen” giriş ya da sağlanan kaynakla rezerv azalışı 4.6 milyar olarak tutulabilmiş.

Sonuç şu 2017’deki “başabaş” dengeden çok uzaklaşılmış.

Ağustos ayında ise malum ABD ile Rahip Brunson krizi başgösterdi. Krizin faturası ağustos ödemeler dengesi verilerinde yer alıyor; cari açık yerine cari fazla verirken, finans hesabından 14.3 milyar dolarlık çıkış olmuş. Bunun 3.6 milyar doları net hatra noksanla karşılanırken, rezerv azalışı 8 milyar dolar.

Nisan-Ağustos olarak bakılırsa 14.1 milyar dolarlık açığa 10.1 milyar dolarlık finansman hesabı çıkışı eklenmiş; bunun 12.7 milyar doları rezervle karşılanırken, 11.5 milyar doları net hata ve noksan ile kapatılmış.

Son yıllardaki en sert ödemeler dengesi krizi bu.

Aşağıda 2018’in tabloları, onun da altında 2017’nin tabloları yer alıyor.

Karşılaştırma çok rahat biçimde yapılabiliyor; cari açık ve finansman hesabı sayılarına dikkat.

Cari açık kendi işaretini taşırken, finans hesabında girişler (-), çıkışlar (+) işaretli yer alıyor. Net hata noksan ve rezervler de kendi işaretinde.

Ödemeler Dengesi (milyon dolar)

Ekran Resmi 2018-10-13 00.58.36

 

Son 12 aylık toplam ise şöyle:

Ekran Resmi 2018-10-13 01.13.24

51 milyar dolarlık açığa sadece 10.8 milyar dolar finansman gelirken, 20 milyar dolar rezerv eritmişiz; kabaca 20 milyar dolar da bilinmeyen bir giriş ya da kaynakla kapatılmış.

“Bilinmeyen kaynak” yurtiçi yerleşiklerin yurtdışındaki mevduat hesaplarından yaptıkları ödemeler aslında.

Ağustos ayı tek başına “ani duruş” tablosu veriyor. (Finans hesabındaki + ters okunacak: Çıkış)

Ekran Resmi 2018-10-14 18.56.30

Ağustos’ta ne mi oldu?

  1. Cari açık yerine fazla verdik; bu ekonominin derin bir durgunluğa girdiğinin işareti. 2.6 milyar dolarlık cari fazlaya, 14.3 milyar dolarlık finansman çıkışı olmuş. Bu ödemeler dengesi tarihinde bir rekor.
  2. Bu durum, yani hem cari fazla verirken hem de finansman çıkışı en son Ekim 2003’te olmuş.
  3. En yakın durum; 2008 Lehman krizi tetiklendiğinde finansman çıkış başlamış, ama cari fazla verir duruma gelmemiştik. 2008-2009 arasında aylık ortalama 3 milyar dolar cari açık verirken, şubat 2009’da küresel krizin en dip noktasında cari açık 203 milyon dolara düşmüş, buna 1.5 milyar dolarlık finansman çıkışı eşlik etmişti. Mart ayında da 1 milyar dolarlık cari açığa 1.8 milyar dolarlık finansman çıkışı eşlik diyordu.  Bu tabloda, 2009’un ilk çeyreğindeki ekonomik küçülme yüzde 14 olmuştu.
  4. Ağustos’taki 14.3 milyar dolarlık çıkışın; 1.8 milyar doları portföy çıkışı, 12.5 milyar dolarlık bölümü ise bankalardan çıkan finansman. Bu boyutta bir çıkış tarihsel seri içinde görülmemiş bir çıkış.
  5. Böylesine devasa bir çıkış, izleyebildiğim kaynaklardan edindiğim izlenime göre henüz yerine konulamadığı bir tarafa, az da olsa telafi edilmiş de değil.
  6. Bunun göstergesi de Merkez Bankası döviz rezervlerindeki değişim; Eylül sonunda Merkez Bankası altın ve döviz toplam rezervleri Ağustos sonuna göre 4 milyar dolar daha düşük.
  7. Eylül ayında da ödemeler dengesindeki kanamanın devam ettiği çok açık.
  8. Bir adım daha gidelim; 11 Ekim itibariyle Merkez Bankası rezervlerinin Eylül sonuna göre kabaca 1 milyar dolar daha düşük olduğunu hesaplıyorum.
  9. Geldiğimiz yer şu: Ağustos ayındaki şoktan sonra önlem almak yerine palyatif ve yasakçı adımlar geldi. Bu da kanamaya engel olamadı. Ağustos sonuna göre kabaca 5 milyar dolar daha düşük bir rezerv yapısı bize bunu söylüyor.
  10. Bu tablo, yılın son 5 ayında sert durgunluğa işaret ediyor.

 

Uğur Gürses

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg