2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası

Sarayın matbaası (*)

Güven üzerine en önemli kurum merkez bankalarıdır. Çünkü o ülkenin parasını basarlar. O parayı itibarlı kılacak olan da ilk önce o ülkenin yurttaşlarının güvenini kazanmaktır.

Merkez Bankası çok uzun zamandır itibar kaybediyordu. 2019 yılı bu itibarın yere düştüğü bir yıl olarak hatırlanacak.

2019’da daha önce hiç yaşanmamış işler oldu bankada. Adeta Anadolu’nun Moğol istilasına uğramış hali gibi; modern bir çağda, ülkenin ulusal parasını basan kurumun çeşitli yollarla içi boşaltıldı.

Yıllar önce parayı basma yetkisi verilen bu kurum, milli parayı basıp itibarını korusun diye değil de iktidarı elinde tutanların siyasi bekasını korumak için yönlendirildi.

Birincisi, bankanın dönem kârı Nisan ortası gibi genel kurul yapıldıktan sonra dağıtılırken, yasal değişiklikle takvim yılı değişince bu karın “avans olarak” önceden Hazinece alınabilmesine olanak sağlandı.

İkincisi, yine yapılan yasal değişiklikle bir anonim şirket olarak ayırdığı “ihtiyat akçesi” Hazine’ye devredildi. 2019’da kadar birikmiş ihtiyat akçesi 42 milyar TL idi. Temmuz-Ağustos’ta alınıp hükümet harcamalarının finansmanı için piyasaya sürüldü.

Üçüncüsü, 6 Temmuz günü bankanın Başkanı görevden alındı. Nedeni bankanın yasasındaki gerekçelere değil, KHK ile yapılan değişikliklerle Cumhurbaşkanı direktifi ile yapıldığı açıklandı. Sebep açıktı; Cumhurbaşkanı’nı kızdırmıştı. Atanan başkanın da master tezinde, önceden yazılmış tezlerden satır satır intihal yaptığı kanıtlandı. Normal koşullarda başta bilmeyip de öğrenince “aman, ülkemin parasının itibarı ne olacak?” diyerek koşup bu hatayı düzeltecek siyasetçi ortaya çıkmadı.

Dördüncüsü, banka ilk defa TL operasyonlarının bir kısmını kamuoyunun bilgisinden sakladı. Swap işlemlerinin ne kadar olduğunu, kamuoyuna açık bilançosunda göstermemeye başladı. Döviz satışı, müdahalesi yapar bir merkez bankası, sonra da der ki “her ayrıntıyı açıklamak elimizi açık etmek olur” der, anlaşılabilir bir durum. Ancak piyasaya sürdüğü ulusal parasının hangi kaynaktan olduğunu saklayan bir Merkez Bankası hiç görmedik.

Beşincisi, bu swap işlemlerini saklamasına neden olan unsur; bankanın rezervlerini kamu bankalarına el altından satıp, onların da piyasaya satmasıydı. “Serbest dalgalı kur rejiminde” olduğunu iddia eden ülkenin merkez bankası, ekonomik birimleri kandırıyordu; “yönetilen dalgalı” kur rejiminde olsaydık bile, bankanın ne zaman döviz sattığını hangi bandı koruduğunu bilecektik. Bu örtülü muğlak kur rejimine olsa olsa “dalgalı kur rejimi görünümlü arka kapılı sabit kur rejimi” demek daha doğru olacaktı.

Ekonomist Haluk Bürümcekçi’nin bankanın döviz akımları üzerinden yaptığı hesaba göre kabaca 31 milyar dolarlık bir “döviz kaçağı” olduğu görülüyor. Bunun anlamı, bankanın rezervleri bu kadar artabilecekken bunun rezervlerde görülmemesi. Ne oldu bu dövizlere? Yanıtını biliyoruz; yerleşiklerin yıl başından bu yana satın aldığı kabaca 30 milyar dolar “arka kapıdan” satılarak karşılanmış demek.

Temmuz’dan itibaren Merkez Bankası faizleri 12 puan düşürdü. Döviz kuru “fazla zıplamadı”. Hükümete yakın medyada “hani faiz indirilince kur zıplıyordu? Ne oldu?” gibi başlıklar, yorumlar yer aldı. Oysa kamunun elinde olabilecek yaklaşık 30 milyar dolar eritildiği, buharlaştığı için “kura bir şey olmadı”.

Altıncısı, belki de “kasaba tüccarı kurnazlığı” ile yapılan bir iş ki bunu yapan bir merkez bankacı için kötü bir sabıka bırakıyor toplumun gözünde; değerleme hesabında biriken “gerçekleşmemiş kur kazancını” yan yollarla “kâr zarar hesabına” aktarılması.

Ekim sonunda bu konu kamuoyunun gündemine düştü; bankanın yasasında değişiklikten bahsediliyordu. Oysa Merkez Bankası bir anonim şirket olarak kurulmuş olsa da para basma yetkisi ve ayrıcalığı olan bir şirketti. Dövizden işlem karı gerçekleşiyorsa döviz alım-satım işlemlerinden geliyordu. Bu da reeskont işlemleri ve Hazine ile yapılan işlemlerden geliyordu büyük ağırlıkla.

Enflasyon Raporu sunumunda Başkan Murat Uysal’a defalarca soruldu; yanıt “bu konuda çalışma yok” idi. Defalarca sorulan konu (benim de sorduğum gibi) temelde banka yönetiminin bu konuya yaklaşımının ne olduğu idi. Uysal bir türlü “çakar almaz” yaklaşıyor; “çalışma yok”tan başka yanıt vermiyordu. Oysa birkaç hafta sonra belirginleşti ki; içeride muhasebe dâhileri al takke ver külah bu işlemlere çoktan başlamışlardı. Çok açık ki Uysal da bunu biliyordu.

Ekim ayı ortasından itibaren yapılan iş şu; bir takım “alım-satım işlemleri yaparak” değerleme hesabında “gerçekleşmemiş kur kazancını” gerçekleşmiş kâra çevirerek sonuç hesabına aktarılması.

Yine bunu da Ekonomist Haluk Bürümcekçi ortaya çıkardı ve müşterilerine yazdığı raporda sergiledi.

Aralık sonu itibariyle benim hesabım; kabaca 22 milyar TL’lik bir kur değerlemesinin birtakım işlemlerle kâr-zarar hesabına aktarılmış olmasıdır. Böylece, Merkez Bankası’nın 2019 kârı 22 milyar TL daha şişkin olacak, 1 Ocak’tan itibaren bu kar, o güne kadar birikmiş diğer kâr miktarıyla birlikte avans olarak Hazine’nin hesabına geçecek. Hazine de bunu piyasaya pompalayacak.

Ocak 2019-Ocak 2020 arası dönemde böylece, Merkez Bankası’nın kârı, ihtiyat akçesi, “mambo-cambo” yöntemlerle aktarılan değerleme hesabı dahil olmak üzere 100 milyar TL’nin üzerinde bir para piyasaya sürülmüş olacak. Herhalde Merkez Bankası Hazine’ye avans verseydi bundan daha iyi olacaktı.

 Bir merkez bankacının oturduğu koltukta yasayla kendisine verilen görev “fiyat istikrarını” sağlamaktır. Yani düşük seviyede bir enflasyonu sürdürülebilir kılmaktır.

Ama 2019 bu konuda tam bir fiyasko olarak tarihe geçti; paramıza imza atan yöneticiler, bankanın gerçekleşmemiş kur değerleme hesabını çok kısa sürede “ kâra çevirme” peşinde koşup iktidara parasal kaynak sağlayarak Merkez Bankası’nda idealist biçimde çalışmış üç-beş kuşağın yüzünü karartmıştır.

Siyasetçiler Merkez Bankası’nı “iktidarın sağmal ineği” görme eğiliminde olabilirler. Ama o görevlere gelerek paramıza imza atanların bizatihi kolları sıvayarak bu işi üstlenmeleri akıl alır gibi değildir.

2019 aynı zamanda, yerleşiklerin 30 milyar dolar satın aldıkları bir yıl oldu. Siyasetçiler ve onların önünden koşan böyle merkez bankası yöneticileri oldukça, üzerine imza attıkları para değil, itibarlı ülkelerin parası talep görmeye başlıyor. Kifayetsiz para politikası TL’yi koruyamayınca bankalara “bana yatırdığınız döviz zorunlu karşılıklar için yüksek komisyon alacağım” denmesi de en son nokta oldu.

Kötü paranın iyi parayı kovduğu Greshem Yasası çalışıyor.

İyi bir yıl diliyorum.   

Uğur Gürses

(*) Duvar English’te yayımlanan yazım

https://www.duvarenglish.com/columns/2020/01/04/coining-for-the-palace/

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası, siyaset

Bütçe açığına banknot matbaası çözümü

Durgunluk ve maliyet şoku içinde Ankara’nın adım atarak bir ekonomi politikası çerçevesi ortaya koymasını bekleyen iş kesiminin aldığı karşılık şu oldu; para basılacak.

Seçim sonrasında elindeki iki büyük metropolü muhalefet ittifakına kaybeden, ama İstanbul sonucunu beğenmeyip YSK eliyle yenileten ve yeniden büyük farkla kaybeden iktidarın ekonomi politikasında temel adımları atamayacağını, “maceracı” yollara başvuracağını düşünüyordum. Bunun doğrulanması uzun zaman almadı.

Merkez Bankası’nın bilançosunda geçmiş yılların kârından ayrılan ve “ihtiyat akçesi” olarak duran 46 milyar TL’lik rezerve el atmak için düzenleme yapılacağı Reuters tarafından duyuruldu.

Peki buna neden ihtiyaç duyuldu? Beş ayda yıllık hedefe yaklaşan bütçe açığını kapatmak, daha da fazla harcayabilmek için. Peki bütçe açığını Merkez Bankası kaynaklarıyla, daha doğrusu Merkez Bankası’nın bastığı parayla kapatmak bizi nereye götürecek? Basamak basamak ilerlediğimiz gibi: Enflasyon-devalüasyon döngülü 90’lı yıllara.

Merkez Bankası bir devlet kurumu değil, özel hukuk tüzel kişiliği olan bir kurum. Bildiğimiz anonim şirket. Kamu kimliği, çoğunluk hissesinin Hazine’de olmasından. Diğer şirketlerden farkı, olağanüstü bir imtiyazının olması; para basma yetkisinin Meclis tarafından çıkarılmış bir yasa ile bu anonim şirkete verilmiş olmasında.

Merkez Bankası’nın bir taraftan yasa ile kendisine verilen görevleri var, bir taraftan da faaliyetlerinde her anonim şirket gibi kurallara uyuyor. Kâr elde ettiğinde vergisini ödüyor; her yıl elde ettiği kârdan da yasa gereği ihtiyat akçesi ayırıyor.

Parasal ihtiyat

İhtiyat akçesi, Merkez Bankası yasasına göre yıllık kârından ayrılır, dağıtılmaz. Brüt kârın yüzde 20’si “ihtiyat akçesi”, vergi karşılığı ayrıldıktan sonra kalan miktar üzerinden de yüzde 10 “fevkalade ihtiyat akçesi” ayrılır.

 Şirketler hukukunda olması bir tarafa, yasasına ihtiyat akçesi oranları konularak kâr dağıtımının bu yolla azaltılmasının, fren konulmasının amacı; yasa koyucu tarafından, para basma imtiyazının temel bir bütçe finansman kaynağı olarak görülmemesidir. Parasal bir ihtiyattır.

Özel şirketlerde, “ihtiyat akçesi” ortaklara dağıtılmamış önceki yıllar kârıdır. Zarar olan yıllarda bu ihtiyat akçesinden karşılanabiliyor. Denildiği gibi “kefen parası”. Ancak Merkez Bankası için “kefen parası” değil, zira onun, başkaları için “kefen parası” olan parayı basma yetkisi var.

Eğer ekonomide işler kötü gidiyorsa şirketler kesiminin kârı azalır, zarar eder. İşler kötüye gittiğinde Merkez Bankası ise genelde kâr eder.

İktidarlar Merkez Bankası kaynaklarına el atıyorsa para basılıyor demektir. Bu da aslında şirketlere zarar ve bireylere yoksullaşma getirir; banka, bir nevi ekonomik birimlere “kefen dikiyor” demektir.

Daha önce bu satırlarda aktarmıştım: banka 2018’de brüt 66.8 milyar TL kâr elde etmiş, bundan 10.6 milyar TL vergi karşılığı ayrılmış, 13.3 milyar TL “ihtiyat akçesi”, 5.3 milyar TL de “fevkalade ihtiyat akçesi” olmak üzere toplam 18.7 milyar TL karşılık ayrılmıştı.

Bütçe açığının tamamı

Bu ayrılan 18.7 milyar TL’lik karşılık; 15 mart tarihinde, bankanın bilançosunda geçmiş yıllardan biriken 27.5 milyar TL’ye ilave edildiğinde toplam karşılık 46.2 milyar TL’ye çıkmıştı.

Geçen yıl bütçeye gelir kaydedilen kamu bankaları ve Merkez Bankası’ndan elde edilen temettü gelirlerinin toplamı 12.4 milyar TL idi. Bunun bütçe gelirlerini içindeki payı yüzde 1.65’i idi.

Bu yıl kamu bankalarından bütçeye aktarılan bir kâr yok. Merkez Bankası’ndan aktarılan tutar 38.1 milyar TL. Bunun, 2019 boyunca “beklenen” bütçe gelirlerine (880 milyar TL) oranı yüzde 4.3 şimdiden. Bütçe gelirlerinin de 880 milyar TL’yi bulacağı şüpheli.

Şimdi gelelim, 46 milyar TL’lik ihtiyat akçesinin de bütçeye gelir olarak aktarılması halinde ne görüneceğine; bu durumda beklenen bütçe gelirlerine oranı yüzde 9.5 olacak.

2019 yılında 84 milyar TL’sı temettü ve ihtiyat akçesi olmak üzere, ayrıca 10.2 milyar TL de kurumlar vergisi olarak ödeyen Merkez Bankası toplamda 94 milyar TL’lik bir nakdi Hazine’ye aktarmış olacak.

Ekim ayında Cumhurbaşkanı’nın damadı olan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından hazırlanan Yeni Ekonomik Program’ın (YEP) parçası olarak 2019 bütçesinde öngörülen 80.6 milyar TL’lik yıllık bütçe açığını 94 milyar TL’lik Merkez Bankası’nın bastığı para ile kapatılmış olacak. 

Para basarak bütçe açığının kapatılmasının hiçbir ülkeye fayda getirmediği, tersine zarar getirdiği geçmiş deneyimlerle de bilinmesine rağmen.

Uğur Gürses

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, para politikası, siyaset

Orası hepimizin; seçim matbaası değil

“Ülkenin ulusal parasına imza atanların, ulusal parayı basan kurumu “siyasete para basan matbaa” konumuna sokmaları çok üzücü.”

Bugün sürpriz biçimde Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanan bir ilan vardı. İlanla, Merkez Bankası’nın hissedarlarına 18 Ocak gününde olağanüstü genel kurul için çağrı yapıldı.

Olağanüstü genel kurul çağrısının gündemine göre; iki temel amaçla yapılıyor. Birincisi, bir özel hukuk tüzel kişiliği olan yani anonim şirket olan Merkez Bankası’nın esas mukavelesi değiştiriliyor. Bununla Her yıl Nisan ayında genel kurul toplanmasına dair kural, yapılacak değişiklikle “hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde” yapılacak. Yani hesaplar toparlanabilecek gibiyse Aralık ayında ilan edilerek 2 Ocak günü bile yapılabilecek.

İkinci ama asıl amaç şu: 2018’de kriz koşullarında elde edilen Merkez Bankası’nın kârını apar topar Hazine’ye aktarmak.

Normal koşullarda 2018’de bankaca elde edilen kâr Nisan ortası ile sonuna doğru yapılan genel kurul toplantısı ertesinde Hazine’ye aktarılıyordu.

Peki Merkez Bankası’nı nasıl ve hangi acil bir ihtiyaç, apar topar koşarak olağanüstü genel kurul toplantısı yapmaya itti?

Siyasetçilerin talebi.

Yakın geçmişte tanık olduk; döviz kuru füze gibi çıkarken TL’yi savunmak için “olağanüstü toplanarak faiz artırma” ihtiyacı duymayan Merkez Bankası yönetimi, yerel seçim öncesinde Ankara’daki siyasetçilerin ihtiyacı olan parayı aktarmak için olağanüstü genel kurul kararı almış. Bu gerçekten de bir merkez bankası için “ağır hasarlı” bir durum. Ülkenin ulusal parasına imza atanların, ulusal parayı basan kurumu “siyasete para basan matbaa” konumuna sokmaları çok üzücü.

Yıllar sonra çocuklarına kalacak kötü bir “miras”.

Döviz kurunun yükselişini seyredip, sonrasında bundan oluşan “kârı” Ankara siyasetine seçime yetişsin diye seçim mühimmatı olarak aktarmak için bu karara imza atmak yerine istifa dilekçesine imza atmaları daha iyi olurdu.

Faizleri düşürmek için yapay ve zorlama yollar, yöntemler kullanan Ankara siyaseti, şimdi de Merkez Bankası’ndan “kriz hasılatını” seçim öncesi almak için harekete geçmiş görünüyor.

Merkez Bankası’nın yasa ile belirlenen unvanı “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası”dır. “Cumhuriyeti” değil, “Cumhuriyet” olarak yazılmıştır. Cumhuriyet içinde bir kurum değil, Cumhuriyet’in yegâne para parasının yegâne kurumu olmasındandır. Cebinde bu kurumun bastığı Lira‘yı taşıyan hepimizin kurumu olması için böyle adlandırılmıştır.

Kriz nedeniyle oluşan kâr, siyasetçilerin seçim başarısına kaynak olsun diye koşa koşa erkenden aktarılsın diye değil.

Yok eğer “Hazine’de para kalmıyor” kaygısı ise bu olağanüstü genel kurula koşup kârı Hazine’ye aktarma kaygısı varsa daha da kötü. O zaman sormak gerekiyor; “faizleri düşürme coşkusuna kapılıp neden Hazine ihalelerini iptal ettiniz?” diye.

Merkez Bankası 2017’de 21.4 milyar TL kâr elde etmiş, bunun 3 milyar TL’si Kurumlar Vergisi olarak, 12.1 milyar TL’si temettü olmak üzere toplam 15 milyar TL Hazine’ye aktarılmıştı

2018 yılı kârı olarak tahminim yaklaşık 35 milyar TL net kâr; bunun kabaca 5 milyar TL’si KV olarak, 20 milyar TL’si ise temettü olarak Hazine’ye toplam 25 milyar TL  aktarılacak.

Merkez Bankası, kanunla kurulmuş olsa da çoğunluk hissesi Hazine’ye ait bir özel hukuk tüzel kişiliğine sahip. Yani bir anonim şirket.

Üzücü olan tarafı şu: Kriz koşullarında şirketler batarken ve zarar ederken Merkez Bankası kâr elde eder. Krize çare bulmak yerine, koşa koşa bu kârı seçim kaynağı olarak Hazine’ye aktarmak için gündem oluşturulması hiç de hoş durmuyor.

Uğur Gürses

 

cropped-20708353_251044232081771_6369633781164818234_n-1.jpg