Ekonomi, para politikası, Uncategorized

Merkez neden endişelendi?

Merkez Bankası bugün bir duyuru ile bankalara sağlanan likidite imkanını 13 Ağustos öncesindeki limitlerin iki katı ile sınırladı.

Ekran Resmi 2018-08-29 11.40.48

13 Ağustos’ta limitsiz olarak kullandıracağını ilan etmişti.

Ekran Resmi 2018-08-29 11.56.59

Peki ne oldu da Merkez Bankası birden TL likiditeyi kısma kararı aldı? Daha doğrusu “limitsiz gecelik pencereyi” limitli hale getirdi?

Bunun sonucunu not edelim; “iki katı” limitin üzerinde borçlanma ihtiyacı olan bankalar “geç likidite penceresine” düşecekler yani yüzde gecelik yüzde 19.25’ten yüzde 20.75’e itilecekler.

Peki neden?

BDDK Türkiye’deki bankalara swap limitlerini (yabancı bankalara TL verip, döviz alımında) iyice kısınca TL faizleri yüzde 30’a vurmuştu. Olasılıkla yüzde 19.25’le Merkez Bankası’ndan borç alıp repo işlemlerine akan bir arbitraj yaratılmış olabilir.

Swap piyasasını, zihinlerdeki “TL borçlanıp bununla dolar alıp TL’yi zayıflatıyorlar” zannıyla cendereye alalım derken, bir bakmışsınız swap pazarı “ayağınıza gelmiş”.

Merkez Bankası’nın dünkü TL fonlaması 165 milyar TL ile rekor kırdı. Her ne kadar günün sonunda 8 milyar TL’si geri dönmüş olsa da 157 milyar TL’lik net fonlama da rekor.

Buradan hareketle olsa gerek “hımm, demek ki BDDK’nın swapla sıktıkları bize geldi; o zaman bunu da kısıtlarız” mekanizması çalışmış olmalı. “İhtiyaçtan fazla borçlanma; limitin iki katı alanın var” denilmiş bankalara.

Hala “kulağı tersten” gösterme ısrarı var; finansal aracın fiyatını değiştirmekten kaçınıp, kanallarını daraltmayı marifet bilen “teknokratlar” iyi bir iş yaptıklarını zannediyorlar.

Olan şu: Swap piyasasını altüst ederek, riskini azaltmak isteyenleri CDS gibi alanlara sürükleyip, buradaki risk primlerinin patlatılmasıyla son buldu.

Stigma şu: CDS primleri patladığından, artık Türkiye kredi fiyatlamalarına bakmayıp “uzak dur” atmosferine yol açılıyor. Bunun da ödemeler dengesinde “Sudden stop” denilen bir sermaye akışı duruşuna yol açması muhtemel.

Merkez Bankası TL’yi savunmak için, “bir cisim gibi çarpmak üzere” yaklaşan enflasyona karşı kalkanları açmak yerine “miktarı daraltarak” etkili olacağını sanıyor. Uzun vadeli tahvil pazarında işlem ve fiyat oluşmadığı günlerden geçiliyor.

Hani “sadeleşmeye” geçilmişti? Şimdi yeniden aynı yollardan geçiliyor…

Tüm bu olanlarla Merkez Bankası’nın döviz ve altın rezervleri düşüşe geçti.

Muhtemeldir ki Merkez Bankası’nı da endişelendiren bu oldu: Beklediğinden daha fazla rezerv kaybı ve TL’nin değer kaybının durmaması.

13 Ağustos’la başlayan rezerv azalışı devam ediyor ki buna Merkez Bankası’nın döviz ve altın zorunlu karşılıkları serbest bırakma kararı ile de bilinçli olarak yol verildi.

Banka 6 Ağustos’ta aldığı kararla 2.2 milyar dolar, 13 Ağustos’ta aldığı kararla 6 milyar dolar döviz 3 milyar dolar altın karşılığı serbest bırakma kararı almıştı.

6 Ağustos-24 Ağustos arasında; 7.8 milyar dolar döviz rezervi, 2.3 milyar dolar (50 ton) altın rezervi azalışı ile toplam 10.2 milyar dolar rezerv azalışı oldu.

Bayram tatili bitip de piyasalar açılıdığında rezerv kaybının devam ettiği görülüyor.

2 günde; 27 ve 28 Ağustos günlerinde kabaca 5.2 milyar dolarlık rezerv kaybı olmuş.

Böylece 3-28 Ağustos’ta toplam rezerv kaybı 15.4 milyar dolara ulaştı.

3 Ağustos’ta 102.9 milyar dolar olan döviz ve altın rezerv toplamı, 28 Ağustos günü kabaca toplam 88 milyar dolara gerilediğini hesaplıyorum.

Ankara’dakiler TL’yi savunmak ve faizleri artırmak yerine rezerv kaybına razı olmuş görünse de bu durum sürdürülebilir değil.

O halde neden seyrediliyor? Neden daha fazla bedel ödeniyor?

Kasım ayından bu yana Merkez Bankası rezervlerinin yüzde 25’ini kaybetti.

Seçim kararı alındığından bu yana ise yüzde 22’sini.

Tek başına rezerv kaybı bile TL’nin değer kaybı için bir “stigma” halini alabilir.

“Dış güçler”, “ekonomik savaş” bahanesini bırakıp TL’yi savunmak için çok geç olmadan adım atılmalı…

 

Ekran Resmi 2018-08-29 18.07.40

 

 

 

 

Reklamlar
Ekonomi, para politikası, Uncategorized

Krizde hasar raporu

Ankara siyaseti ABD ile olan siyasi krizi hemen ekonomiye yamayıverdi; sanki ekonomide herşey güllük gülistanlıkmış gibi “ekonomik saldırı nedeniyle” işlerin bozulduğu söylemi seslendirildi.

Oysa henüz ABD krizi çıkmadan döviz kuru zaten 4.80 seviyesine çoktan gelmişti.

ABD krizi öncesine kadar bize anlatıldığı gibi ekonomi güçlü ise neden böyle oldu?  Neden önlem alınmadı?

Sahi bu bir ekonomik saldırı ise ve dediğiniz gibi ekonomi güçlü ise paramız neden bu denli değer kaybetti? Ya da şöyle soralım: Paramızı neden korunaksız bıraktınız? Madem saldırı var neden TL’yi savunmak için önlem almıyorsunuz?

Şimdi hemen şu söylenebilir: BDDK Türk bankalarının yabancı bankalara “TL verip-döviz borçlanmasını” (Swap işlemlerini) sınırladı. Önce bu işlemlerin özkaynaklara oranını yüzde 50’ye, sonra da yüzde 25’e çekti.

Siyasetçiler halka “paramıza saldırı var” şeklinde anlatıyor ve BDDK da bu yolda ilerliyor. Bu büyük bir hata.

Anlatayım.

Swap işlemlerine limit koyma: “Paramıza saldırmak için döviz alıyorlar; bunun için de TL borçlanıyorlar. O zaman biz de bunların önünü keselim; Türk bankaları yabancı bankalara TL vererek onlara döviz alma ve kuru yukarı itme fırsatı vermesin” kafası bu.

Oysa daha önceden döviz bozdurarak Türkiye piyasasına girip TL varlık satın almış bir yatırımcı düşünün; TL değer kaybediyor ve siyasetçisinden bürokratına, en kötüsü de Merkez Bankası seyrediyor. Hem TL cinsi varlığın piyasa riskini almışsınız (Tahvilse faiz riski, hisse senedi ise fiyat riski) hem de kur riski almışsınız. Böyle çalkantı dönemlerine TL varlığınızı satacak likidite bulamayabilirsiniz; o yüzden TL varlığını satamayan kur riskini azaltmak için döviz satın alır. Muhtemelen yabancı oyuncular da bunu yapmaya çalıştı. Belirsizlik ve siyasi krizde bu olur: risk azaltmak, riski ortadan kaldırmak için yabancılar döviz satın alır.

Eğer siz otorite olarak bu kapıyı daraltırsanız; hem içeride “tutuklu kalan” yatırımcı bir daha gelmez, hem de potansiyel yatırımcı girmez.

Olan biten şu; “Merkez Bankası faiz artırmasın” diye “yan yollara” girildi yine. Evet ilk adımı attığınızda etkili olduğunu düşünüp biraz daha sıkıştırırsınız ama bu defa yan dallara zarar verirsiniz.

Swap ile TL borçlanamayan yatırımcı ne yapar? Ya TL varlıklarını satmaktan başka çare bulamaz, ya da repo yapar. Yani tahvil ya da hisse senedini rehnederek TL bulur. Nitekim BDDK swap limitini yüzde 25’e düşürünce böyle oldu: 2 yıllık tahvillerin yüzde 28’e, yıllık faizlerin de yüzde 30’a vurduğunu gördük. Borsa’da da satış dalgasına…

Kısa vadeli TL faizine dokunmadan kuru sıkıştıralım derken, hem kura çok faydası olmadı; hem de uzun vadeli faizler patladı. Hem de CDS risk primleri 500’ü geçti.

Bir uzman yazıyordu Twitter’da: CDS risk priminin 500’ü geçmesi “default” olasılığını yüzde 28 gösteriyor diye. Peki bu tabloya neden izin veriyor Ankara? Faizi yükseltmeme takıntısı pahalı bedeller ödetiyor bize.

“Kısa vadeli faiz” adı üzerinde kısa vadelidir. En çok ne hasar verir? diye sorulsa uzun vadeli faizin yükselmesi derim. Zira 10 yıllık tahvil faizi yüzde 22’ye çıkıyorsa bunun borçlanıcıya maliyeti 10 yıl boyunca yıllık yüzde 22 ödemek demektir.

Oysa kısa vadeli faizi yüzde 25’e çekmiş olsaydınız; örneğin 6 ay sonra belki indirecektiniz. Hadi siz deyin ki 1 yıl orada kalsın. 10 yıl boyunca değil.

Rezerv kaybı iki haftada 10 milyar dolar 

Peki ekonomideki zayıflık ve kırılganlığın üzerine tüy diken ABD ile olan siyasi krizin son bir haftada rezervlere etkisi ne oldu?

Merkez Bankası kriz karşısında zorunlu karşılıkları indirerek bankalara döviz ve TL likidite sağlamak için doğru kararlar verdi.

6 Ağustos’ta aldığı kararla zorunlu karşılıkları aşağı çekerek 2.2 milyar dolarlık dövizin bankalara dönmesini sağladı.

13 Ağustos tarihinde de ilave indirimler yaptı. Açıklamasında, “değişiklik ile finansal sisteme yaklaşık 10 milyar TL ve 6 milyar ABD doları ile 3 milyar ABD doları tutarında altın cinsinden likidite sağlanmış olacaktır” denilmişti.

Merkez Bankası bilanço verilerinden yaptığım hesaba göre;

10-17 Ağustos haftası Merkez Bankası toplam rezervleri 8.5 milyar dolar azaldı. Bunun ne kadarının altın, ne kadarının döviz olduğunu henüz bilmiyoruz.

Böylece 3-18 Ağustos arası 15 günde bankanın döviz ve altın rezerv kaybı toplam 10.1 milyar dolara ulaştı.

Yaptığım hesaba göre Merkez Bankası’nın toplam altın ve döviz rezervleri 17 Ağustos itibariyle 92.7 milyar dolara geriledi. 3 Ağustos haftasında 102.9 milyar dolardı.

Şimdi “Katar’dan 15 milyar dolar geliyor”, “Katar Merkez Bankası ile 3 milyar dolarlık swap anlaşması” haberlerini bu tablo bütünlüğü içinde okumak gerekiyor. Katar Riyal verecek, biz de Katar’a TL vereceğiz; e sonra? Bunun anons etkisinden öte anlamı yok.

Katar kendi Riyalini bize verecek, biz onlara TL vereceğiz; eğer karşılıklı ticaret artarsa. Ötesi yok.

Sonuç olarak TL’nin savunulabilmesi için resmi faiz oranlarının yukarı çekilmesi ve ekonomik önlemler paketi gerekiyor. Bana kalırsa güven artırıcı bir yola girilmesi gerekiyor. Bu da demokratikleşme, yargının siyasetin gölgesinden çıkarak hukukun üstünlüğüne yol alınmasıyla mümkün.

“Para geldi”, para geliyor” haberleri ile sadece birkaç gün satın alınabilir.

 

Ekran Resmi 2018-08-20 17.48.33