2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, Piyasa

Lira’nın “Flash Crash”ı

26 Ağustos’un ilk saatlerinde Japonya’da mali piyasalar yeni bir TL çakılmasına tanık oldu. Buna mali piyasalarda “flash-crash” ani çakılma deniyor.

Peki ne oldu? Boyutu neydi?

Çorap söküğü Çin’den başladı. Çin Yuanı bir süredir ABD-Çin geriliminin ana odak noktası.

ABD Başkanı Trump geçmişte TV’lerde “Apprentice” (Çırak) adlı bir yarışmada, kendini göstermek için bu yarışmaya giren ve iş planı ile projelerini tasarlayan gençleri yanına “çırak” alıyor, sonra da beğenmediğinde “kovuldun” diyerek bazılarının yarışmacılığını sonlandırıyordu.

Dalgalı ve kimine göre hileli iş yaşamında kendini “pazarlık” uzmanı olarak gördüğünden, siyasi yaşamında da bunu uluslararası ticaret konularına kadar uzattı.

Bu uzatma rakiplerine gümrük tarifesi koyarak onları taviz vermeye zorlamak biçimde gelişti. Kimi ülkelerin kolunu büktüğü de doğru; Kanada ve Meksika gibi.

Şimdi bu taktiği “büyük lokmaya” yani Çin’e uygulamaya kalkıyor.

Çin’den yapılan ithalatın 250 milyar dolarlık kısmına yüzde 25, 300 milyar dolarlık kısmına ise yüzde 10 vergi koydu.

Çin ise 23 Ağustos’ta 75 milyar dolarlık Amerika’dan ithal ürünlere yüzde 10 vergi koyarak yanıt verdi.

Trump ise buna sinirlenerek eli yükseltti; Çin’den yapılan ithalatın 250 milyar dolarlık kısmına yüzde 25 yerine yüzde 30, 300 milyar dolarlık kısmına ise yüzde 10 yerine yüzde 15’e çıkardı.

Öte yandan Çin yönetimi Yuanın offshore’da değer kaybına ses çıkarmamaya başladı ki Trump’ı en çok sinirlendiren konulardan biri bu. Yakın zamanda Çin, ABD tarafından “kur manipülatörü” ilan edildi. Offshore Yuan ile Çin Merkez Bankası’nın belirlediği kur arasında yüzde 2’lik bir bant var. Yuan offshore’da değer kaybettikçe, Çin yönetimi de kurları yüksek belirleyerek bu eğilimi destekledi.

İşte 23 Ağustos’ta ticaret savaşı böyle yükselince offshore Dolar Yuan kuru 7.18’e kadar yükseldi; yani Yuan sert değer kaybetti.

Yuanın değer kaybı, Japon Yeni’nin sert değer kazanması demek.

Öyle de oldu. Dolara karşı 106 olan Japon Yeni 104 gibi son bir yılın en güçlü seviyesine çekti.

Yuan ve Yen’in sert hareketi, başka her zaman olduğu gibi oyuncuların piyasada “en zayıf halkayı” aramasına yol açar; TL gibi.

Nitekim Japon yatırımcıların TL cinsi vadeli kontratları hızla satmaya başladıklarını, içeride TL kurunun dolara karşı 6’yı geçip 6.39’a kadar sert çakılması ile yani “flash crash” ile öğrendik.

Panik satışlar, kayıptan kaçınmak için verilen satışların “stop-loss” emirlerinin devreye girmesi ve her bir “stop-loss”un bir diğerini tetiklemesi ile kur zıpladı. Sonra da sönümlendi.

TL cinsi vadeli kontratlar Japon piyasasında günlük yaklaşık 40 milyon dolar civarında bir hacimle işlem görüyor. Son bir yılın da, son bir ayın ortalaması da bu. Flash Crash’ın yaşandığı 26 ağustos seansında gerekleşen işlem hacmi 1.3 milyar TL yani 230 milyon dolar. Yani, günlük ortalama işlem hacminin 5 katı kadar. Hani öyle kendi pazarında pek de hacimsiz değil. Ama Türkiye piyasasına göre hacimsiz yine de.

TFX (Tokyo Financial Exchange) verilerine göre Japonların Türk Lirası’nda tuttukları vadeli açık kontrat miktarı (Open interest) 347 bin iken, 26 Ağustos’taki panik satışlarla net olarak 44 bin 699 adet azaltıldı. Bunun değeri de kabaca 77.7 milyon dolar.

FFAJ (Financial Futures Association of Japan) verilerine bakarak, borsalar dışındaki ikinci piyasa işlem hacimleri üzerine şunu söylemek mümkün; son bir yılda aylık kabaca 10-15 milyar dolarlık bir işlem hacmi var. 2018 Ağustos ayındaki Brunson krizi sırasında aylık işlem hacminin 45 milyar dolara çıktığı görülüyor. Bu hacim hiç de az değil. İşte bu yüzden, bu hacimler “bize oyun oynuyorlar” edebiyatını desteklemiyor.

Açık kontrat pozisyonları o finansal araca para giriş ya da çıkışının işaretidir. Yukarıda, Tokyo Finans Borsası’ndaki Japon Yeni’ne karşı açık Türk Lirası pozisyonların toplamı gösteriliyor.

2015-2017 arasında 150-200 bin açık kontrat miktarı 2018 başlarında 400 bine ulaşmış. Bunun anlamı; Japon Yeni satılarak TL’ye yatırım yapılmış. Önce seçim kararı, sonra Brunson krizi ile bu seviye yarı yarıya azalmış. Yani 200 bine yakın açık kontrat kapatılmış.

Sonra 3 Ocak 2019’da benzer bir “flash crash” yaşanmıştı. 45 bin kontrat kapatılmıştı. O gün de dolar kuru 5.39’dan 5.6990’a fırlamış, sonra 5.46’ye gerilemişti. En düşük-en yüksek aralığı yüzde 5.7 olmuştu

Son “flash crash”ta ise kabaca 44.7 bin kontrat kapandı. Ancak kur dalgalanma aralığı epey geniş oldu; en düşük-en yüksek aralığı yüzde 10.9 oldu.

Temel soru şu; Ocak kur çakılması ile Ağustos kur çakılması arasında azalan kontrat sayısı aynı iken kur neden iki kat dalgalandı?

Bunu anlamak için de son birkaç aydaki şu yazılarım aydınlatıcı olabilir; TL’nin konvertibilitesi nasıl hasar gördü?

Sonu şöyle biten “Faiz de düştü, kur da düştü özgüveni” yazımı: “Bugün “hiç bir şey olmaz”, yarın en hızlı değer kaybeden para listesinde birinci sırada bulursunuz paranızı. Son 5 yıllık tarihçede bunun çokça yaşanmış örneği var. Bügün ödünç alınan yarın ödeniyor.”

Not: Verilerin derlenmesindeki yardımı için Sinan Tavşan’a teşekkür ederim.

Uğur Gürses

2018 Ekonomik Krizi, Ekonomi, Piyasa

Seçim bitti, bayram bitti; küresel çalkantıda çözüm bekleniyor

Bayram tatili sırasında birkaç önemli gelişme oldu; birincisi Arjantin’deki seçimlerde ilk turda Peroncu aday Alberto Fernández’in, Başkan Macri karşısında yüzde 47.7’lik oy oranı ile önde bitirmesi piyasaları sarstı. Macri’nin koalisyonu yüzde 32.1 oy alabildi.

Böyle açık ara bir sonuç, 27 Ekim’deki ikinci turda Fernández’in başkanlığı kazanacağını gösteriyor.

Bu ortaya çıkınca 1 dolara karşı 45 Arjantin pesosu olan kur, seçim sonucu ile 56’ya kadar fırladı. Yüzde 25’e yakın bir zıplama demekti. Devamında 55’e yükseldi. “Arjantin pezosu tarihsel olarak en ucuz halinde” analizleri çıktıktan sonra, dün de 60’a kadar tırmandı. Bu yüzde 33’lik artış demek.

Doğal olarak Arjantin borsası ve tahvilleri de çöktü. Borsa yüzde 35 düştü, tahvil faizleri de 10 yıl vadelide 525 baz puan yükseldi. Asıl hikâye yakın zamanda ihraç edilen 100 yıllık tahvilde.

Arjantin 2017’de 100 yıllık tahvil ihracına çıktığında “delirmiş bunlar” demiştim. Ama bunu Arjantinliler için değil alanlar için düşünmüştüm.

Amerikalıların deyimiyle “from hero to zero”

Neden mi? Arjantin son 100 yılda 7 defa moratoryuma gitmiş. Şimdi bu seçim sonucu ile gelecek olan Fernandez Peroncu bir popülist. IMF ile zar-zor yapılan anlaşma ve sağlanan mali destek şimdi suya düşüyor.

Arjantin’in 100 yıllık tahvilinin “duration”ı 21 imiş. Bunun anlamı şu; tahvilin faizi 1 puan yükselirse fiyatı yüzde 21 düşer. Nitekim 10 yıllık tahvil faizleri 525 baz puan yükselirken, 100 yıllık tahvilin faizi de yüzde 9.5’tan yüzde 10.9’a yükselmiş. Fiyatı da 79’dan 50’ye düşmüş görünüyor. Yüzde 36.7’lik düşüş.

Defalarca batmış (borç ödeyemez duruma düşmüş) ülkenin 100 yıllık tahvili de böyle; “batar çıkar”. 10 yıl borç ödeyemez, sonra toparlar, sonra yeniden batar. Bu yüzden bunu “fiyatlayan” mali piyasa kumarbazları bu tür yatırımlara para koyuyorlar.

Arjantin 2017 yılında yüzde 7.9 getiriyle 100 yıllık tahvil ihracına çıkmış, 9 milyar 750 milyon dolarlık talep gelmiş, 2 milyar 750 milyon dolarlık satış yapılmıştı. Bilmiyorum bizdeki gibi “3.5 kat teklif geldi” gibi acemi övünmesi yapmışlar mıydı?

“Delirmiş bunlar” diye düşündüklerim, yani bu tahvilleri alanlar, 2017 yılında koydukları her 100 doların 60 dolarını kaybetmiş durumdalar.

Çok açık ki mali piyasalar, Arjantin’in borç ödeyemez duruma geleceğini fiyatlıyorlar. Bu yüzden ellerindeki finansal varlıkları satıyorlar. Uzmanlar, mevcut fiyatlamaların borç ödeyemez durum ihtimalini yüzde 75 oranında gösterdiğini vurguluyor.

Güncelleme: Yazımı bitirdikten sonra gördüğüm Tweette, yüzde 86’ya çıktığı yazıyor.

“Peki neden bunlar oluyor?” diye sormak gerekiyor.

Buradan herkese çıkacak ders şu, Arjantin’in geçmiş sabıkası. Daha doğrusu, Arjantin’i yöneten Peroncu tayfanın sabıkaları yüzünden.

Hatırlayalım, bugünkü Başkan Macri’den önce 8 yıl ülkeyi yöneten Peroncu Cristina Kirchner’di. Enflasyonun ısrarla düşük gösterildiği, istatistik manipülasyonlarının yapıldığı dönem Başkan olan Cristina Kirchner. Sermaye kontrolleri, korumacı ve içe kapanmacı politikaları uyguladı.

Fernandez, Cristina Kirchner’den önce Başkan olan Nestor Kirchner’in kabine şefi idi.

İşte Arjantin’de Ekim’de ikinci turda başkan seçilmesi güçlü olasılık olan Fernandez’in, başkan yardımcısı olarak seçtiği kişi eski Başkan Cristina Kirchner oldu. Eski sabıkaları bilindiği için bu defa da yine aynı yoldan gideceklerine kesin gözüyle bakılıyor.

Tüm bunlar, sadece Arjantin’le sınırlı kalmıyor; tüm gelişen ülkeleri etkiliyor. Çünkü Arjantin gibi diğer gelişen ülkeler de “aynı sepette” duruyorlar.

Çoktan hangi fonun ne kadar Arjantin zararı yazdığı yazılıp çizilmeye başlandı. Aynı sepette bir yerden zarar eden, aynı sepette kârlı olanı da satarak durumu kurtarmaya bakar. İşte bu yüzden.  

2018 Ağustos ayında Türkiye Brunson kriziyle sarsıldığında diğer gelişen ülkeler de sarsılmıştı; en zayıf halka Arjantin diğerlerinden daha fazla sarsılmıştı.

İşin doğrusu “Arjantin sarsılıra Türkiye ne olur?” sorusuna belirgin bir yanıt vermek zor. Türkiye de etkilenecek; ama boyutunu kestirmek zor.

Birincisi son bir yılda Türkiye o kadar sert sarsıldı ki “dışarıdan” kaynaklı daha da “dayak yiyecek” hali kalmadı. Sermaye çıktı. Bankalardan kaynak kaybı oldu. Krizin kötü ve deneyimsiz kadrolarla acemice yönetilmesine hiç girmiyorum. Türkiye’ye bir yıldır dişe dokunur bir sermaye girişi de yok. Bu yüzden “cari fazla verdik” diye sevinen ekonomi yönetimi var. Tarihte olmadığı kadar sert çakılıyorsunuz ama buna “dengelenme” diyorsunuz. Arabayı duvara vuranın, “ben zaten duracaktım” demesi gibi.

İkincisi yerleşikler kısmı en bıçak sırtı olanı; yine faiz indirimleri ve TL’nin savunma kalkanlarının indirilmiş olması bir tarafta, diğer tarafta dövize yönelişi karşılamak için, kur yükselmesin diye arka kapıdan kamu bankaları eliyle döviz satışı var. Bunun sakıncası şu; TL’yi faiziyle savunmuyor, rezerv eriterek savunuyorsunuz. Bunu da örtülü biçimde yapıyorsunuz. Döviz rezervlerinin ne olduğuna dair soru işaretlerini giderek yükselterek orta vadede TL’yi savunamazsınız. Döviz borçlusu şirket ve yurttaşlara döviz alabilmeleri için “ucuzlatılmış tanzim satıştan” öteye gitmez yapılan.

Üçüncüsü gelişen ülkelerde fırtına eserse Türkiye’nin son bir yılda ne kadar sarsıldığına kimse bakmaz; “gelişenlerden çık da nasıl çıkarsan çık” kafası çalışacağından, herkes uzak duracaktır. İşte böyle dönemlerde rezervlerinize bakacaklar. Sis bulutuyla kapladıysanız, iki kere bakacaklar.

Çin tahterevallisi

Çin hikayesi son 1 ayda hızlanan bir hikâye; ABD önce Çin’in ABD’ye yaptığı 200 milyar dolarlık ihracata yüzde 25 gümrük vergisi koydu. Sonra 300 milyar dolarlık kısmına da yüzde 10 vergi getirdi. Böyle olunca, ikinci adımdan sonra Çin yönetimi kamu şirketlerine ABD’den tarım ürünü almayı kesmeleri talimatını verdi. Bu defa Trump, Çin’i “kur manipülatörü” ilan etti. Bunun durumun hemen yaptırım getirilecek bir hali yok. Trump’ın Çin’i “kur manipülatörü” ilan ederken bile yeter koşulların sağlanmadığı yaygın bir kanaat.

Çin de kuru tutmayı bıraktı. Çok doğal, ihracatı hasar görecek bir ülkenin dış dengesi aleyhte bozulacaksa parası değer kaybeder. Trump’ın ilanı sonrasında, Çin Yuan’ı 7 seviyesini aştı.

Çin Yuanı değer kaybederse ya da Çin yönetimi kuru tutmayı bırakırsa tüm gelişen ülkelerin paraları da değer kaybetme sürecine girer. Bu baskı da hissedilmeye başlandı.

Trump’ın “zücaciyedeki fil” gibi davranması, ticaret savaşına girerek arzu ettiği politika hedeflerini zorlaması dönüp dolaşıp ABD ekonomisine dair beklentileri bozuyor.

Nitekim ABD’deki verim eğrisi “resesyon beklentilerinin” kuvvetlendiğini gösteriyor.

Gelişen ülkelere dair görünümü bozan iki unsur Arjantin ve Çin oldu.

Arjantin’de işler karışınca bu defa Trump Çin’e Eylül’den itibaren uygulanacak ilave yüzde 10’luk verginin yıl sonuna ertelediğini ilan etti.

Biraz toparlanma olur gibi görünse de mali piyasalar yeniden çalkalandı. ABD’de borsalar düşmeye başladı.

Bir tarafta ABD ekonomisinde durgunluk beklentisi, diğer tarafta Çin Yuan’ı üzerinde değer kaybı potansiyeli, bir başka tarafta ise Arjantin sarsıntısı. AB’deki ekonomik yavaşlamanın ticaret kanalından bize yansımasına hiç girmiyorum.

Türkiye bu tablo karşısında hala kendi yolunu çizebilmiş değil. İşte Türkiye’yi de TL’yi de “yumuşak karın” bırakan da bu.

“Seçimden sonra adım atarlar, ekonomiyi toparlamak için” diye bekleyen bir kesim büyük bir hayal kırıklığı içinde.

Ankara ise seçimde iki büyük metropolü kaybetmenin şaşkınlığını henüz üstünden atamadı. Halkın giderek bozulan ekonomi karşısında tepkisini çeken ekonomi bakanı ise Ankara’nın tercihi ile kamuoyu önüne çıkmıyor. “Halkın gözünden saklarsak bir süre, tepkileri dindiririz” düşüncesi olmalı.

İşin doğrusu ekonomiyi yöneten damat kimsenin umurunda değil, kötüleşen ekonomik gidişata geciken önemler umurunda.

Hala sosyal medyada troller eliyle “şahlandık, şahlanıyoruz” “en kötü geride kaldı” kampanyaları yapılarak “algıyı toparlarız” bakışı var.

Yaz bitip herkes ekonominin çarklarının başına döndüğünde “krizi çözmek için ne yaptınız?” sorusu taptaze zihinlerde duruyor olacak.

Ne Arjantin ne Çin ne de ABD’de olan gelişmeler Türkiye’yi beklemeyecek.

Türkiye’nin, bu siyasi seyir ile gittikçe; siyasi normalleşme ve demokratik restorasyon olmadığı sürece ekonomik krizi çözme yeteneği olamayacak.

İstesek de istemesek de seçim sandığına gitmeden de çözmek zor olacak.

Uğur Gürses